Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan’ın, ülkemiz geniş emekçi yığınları bugüne dek sayısız
densiz sözlerine tanık olmuştur. En son söylediği söz ise 1 Mayıs
kutlamalarına katılmak isteyen işçi ve emekçileri doğrudan hedef alarak
söylediği sözlerdir ki, yenilir yutulur gibi olmamakla birlikte AKP ve
çevrelerinin gerçek kimliklerini ortaya koyması açısından da önem
taşımaktadır.
Başbakan,
Mersin’de bir vatandaşa; “Ananı da al git” dediği için, bu sözler ülke
gündeminden günlerce düşmemiş yazılıp çizilmişti. Ne yazık ki Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan’ın buna benzer sözlerinin arkası kesilmedi.ve şehit
düşen askerleri kastederek; “Askerlik Yan gelip yatma yeri değildir”,
“Kelle” gibi sözler sarfetmeyi sürdürdü.
1 Mayıs
kutlamaları ile ilgili olarak, Bakanlar Kurulu’nda iyice şişirilen Recep
Tayyip Erdoğan son olarak da, “ayaklar baş olursa kıyamet kopar” gibi son
derece yakışık almayan sözlerle basının karşısına çıktı. Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan’a göre; ayak takımı olarak nitelediği işçilere ve
emekçilere yüz verilemediği gibi taviz hiç verilemezdi. Eğer geniş emekçi
yığınlara yönelik baskı ve zulme başvurulmazsa Allah korusun bunlar
insanın tepesine çıkarlar ne yapacakları hiç mi hiç belli olmazdı.
Başbakan da alışılagelmişin dışına çıkmadı ve geniş emekçi yığınlara
hadlerini bildiren sözler sarfetti.
Bu sözlerin
gerçekte enine boyuna tartışılmasında yarar vardır. Dünün mollaları
arkalarına ne kadar satılmış liboş takımı, işbirlikçi tekelci sermaye
güçleri ve dış emperyalist güçler varsa desteklerini alıyor ve iktidara
yerleşerek ülke varlıklarını talana girişiyordu. Talan öylesine büyük
boyutlarda sürüyordu ki, ülkede bu yapılanların dağdaki çoban bile
farkındaydı. Başbakanın, bakanların çocukları bir anda işveren olarak
önemli malvarlıklarının sahibi oluyor, bütün bunlar pişkinlikle
geçiştirilerek iş bilenin, silah kuşanın tanımlamasında olduğu gibi
yapanların yanına kâr kalıyordu.
Her zaman
olduğu gibi bir avuç vurguncu takımı dünyalıklarına dünyalık katarlarken,
geriye kalan milyonlarca işçi ve emekçi her geçen gün daha da
yoksullaşarak kuru ekmeği bulamaz hale geliyordu. Başbakanın söylediği
gibi “ayak takımı” olup çıkıyordu. Ve zaten emeğinden başka malvarlığı
olmayanlara ayak takımı denilemez de ne denilirdi ki? Başbakanın yaptığı
şey gerçekte varları yokları ellerinden alınarak yoksullaştırılmış olan
ülke yurttaşlarına gerçek yerlerinin ne olduğunun ilk ağızdan
anımsatılmasıydı ki, bunda da bir yanlışlık aramak ancak ve ancak
fesatçıların işi olabilirdi. Yani; işçi işçiliğini, köylü köylülüğünü,
işsiz işsizliğini, küçük esnaf küçük esnaflığını, memur memurluğunu
bilmeliydi. Yoksa Recep Tayyip Erdoğan gibi birileri çıkar bunlara gerçek
yerlerini bildirir onları hacımat eder çıkardı. Başbakan da öyle yaptı.
Geniş emekçi yığınları ayak takımı olarak niteleyerek “ayaklar baş olursa
kıyamet kopar”, “bunlara yüz vermeye gelmez, “ayak takımına taviz yok”
deyip çıktı işin içinden.
Bütün bunlar
gösteriyor ki, AKP iktidarı ülkemiz yurttaşlarını temsil etmekten
kilometrelerce uzaktı. Onlar hem politik olarak, hem de ekonomik olarak
çoktan seçimlerini dış güçlerden ve onlarla işbirliği içinde olan tekelci
sermayeden yana yapmışlar, halkımızı ise bir çırpıda “ayak takımı” yerine
koyuvermişlerdi.
AKP ve
yöneticilerinin içine düştüğü aymazlıkları saymakla bitiremeyiz. AKP’nin
ömrü salt bu yüzden biteli çok olmuştur. Politik olarak amaçlarını
gerçekleştirmek için yoluna devam ederken AKP hakkında Anayasa
Mahkemesi’nde kapatılma davası açılmış, eğer kapatılırsa yöneticilerine de
politik yasaklar getirileceği belli olmuştur.
Kimileri bu
kapatılma davası ile ilgili olarak “demokrasicilik” oynayarak karşı çıkar
ve AKP’yi savunabilirler. Ancak; kim ne söylerse söylesin AKP’nin bütün
halleri herkesin gözleri önündedir. Kimi sol geçinen kimseler bütün
bunlara karşın AKP’yi arkalayan savlar ileri sürüyorlarsa bunların da
gelmişini geçmişini iyi okumak ve nerelerden kulaklarına fısıldandığını
iyi bilmek gerekir. AB fonlarından beslenen kimi solcu takımıyla başta ABD
emperyalizmi olmak üzere AB ile işbirliği içinde olan AKP’nin benzeyen
yanlarının olduğunu gözlerden kaçırmamalıyız.
Sonuç olarak;
Recep Tayyip Erdoğan’ın geniş emekçi yığınlara karşı kin ve nefret içinde
olmasından doğal ne olabilir? Bu sınıfsal düşmanlık nedeniyledir ki, “ayak
takımı” olarak nitelenen kesimler başbakan tarafından bilinçli olarak
aşağılanmışlardır. Çünkü gerçekten de öyle görülmektedirler. Bütün bu
sözler bizler için uyarıcı olmalı, AKP ve yöneticilerine karşı ne
olduğumuzu ya da olmadığımızı göstermek için her geçen gün daha da güçlü
bir şekilde bu emperyalist işbirlikçilerinin ve soyguncu takımının
karşısına dikilmeliyiz. İstanbul’da 1 Mayıs kutlamalarını baskı ile
yasaklama yolunu seçenlere kim ol olduğumuzu göstererek Türkiye’nin gerçek
sahiplerine “ayak takımı” demenin bedelini kesin kez ödetmeliyiz.
Kendilerini “baş” görenler iktidardan alaşağı edilmediği ve işçi sınıfının
iktidarı kurulmadığı sürece ülkemizin de, geniş emekçi yığınlarının da
kurutuluşunun gerçekleşmeyeceği iyi bilinmelidir.