turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


BAŞKANLIK

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

11 KASIM 2016

Türkiye önemli sorunlar yaşıyor ama AKP ve sarayın umurunda bile değil. Onlar varsa da, yoksa da bir başkanlık tutturmuşlar alamet kayığı ile yola son gaz devam ediyorlar. Bu arada politika yapma olasılığını iyice yitiren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'de bu alamet kayığına binmiş bulunuyor. Neymiş efendim; sorun Türkiye iseymiş MHP'de akan sular dururmuş. Bu yüzden de AKP ile al takke ver külah politikalarını sürdüreceklermiş. Oysa tam on dört yıldır Türkiye'nin içine itildiği sorunlar daha da ağırlaşmış durumda. Herkesin kanıksadığı kan akmaya devam ediyor. Kimsenin hak ve özgürlükler ne durumda aklına bile geldiği yok. Yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma, nüfuz ticareti, yargıyı raptı zapt altına alma, devlet kesesinden keyfi harcamalar, hesabı verilemeyen ve denetlenemeyen onca iktidar ve saray tasarrufu, Fethullahçı darbe, bu darbeyi hazırlayanlar ve arkasında kimlerin olduğu, Ortadoğu bataklığı, şu an Suriye ve Irak'ta Türkiye'nin nerelere itildiği kafaları meşgul bile etmiyor.

Bugün 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonları sonucu ortaya seriler kirli çamaşırlar bile unutuldu gitti. O dönemde ağzına geleni söyleyen Bahçeli'de dile getirdiklerini unuttuğu gibi şimdilerde kendi çıkarı için attığı adımları bile yandaşlarına ve Türkiye halkına Türkiye'nin çıkarı diye yutturmaya kalkışıyor. O bahçeli ki, partisinden kendisine karşı muhalefet edildi diye AKP ve sarayın kontrolü altına girmiş olan yargıdan aldığı güçle parti içi muhalefeti bile bir kalemde silip atmış bulunuyor. Eğer 40 milletvekilinden 16'sı başkanlık doğrultusunda Anayasa'nın değiştirilmesi için oy kullanırsa büyük olasılıkla Nisan 2017 tarihinde Türkiye başkanlıkla ilgili halk oylamasına gidecek.

Bahçeli, bir önemli konuyu daha unutmuş görünüyor. AKP ve saray çevresi her fırsatta milli iraden söz eder durur ya, işte o milli irade denilen şey 7 Haziran 2015 parlamento seçimleri sonuçlarını hiçe sayanlarca ayaklar altına alındı. Bahçeli'de bu suçun tartışmasız ortağı oldu. Seçim sonuçlarını tanımayan saray hükümeti kurdurtmadı. Seçimleri bir kez daha AKP'nin kazanması için resmen halkın iradesine operasyon çekildi. Şiddet tırmandırıldı, adeta bir savaş ortamı yaratıldı. Beş ay gibi kısa bir süre içinde halkın kafasına ne olduysa oldu AKP bir kez daha %49,5 oy oranına çıkarak 317 milletvekili çıkardı. AKP ve saray iktidarının elinde Türkiye'nin getirildiği tehlikeli noktayı hepimiz bütün çıplaklığı ile görüyoruz. Devlet Bahçeli de bu tehlikeli noktaya gelişte hiç kuşkunuz olmasın ki iktidarın en önemli suç ortağıdır.

Dün, bütün Türkiye'de AKP ve saray iktidarına karşı milyonlar ayaktaydı. Milyonların davranışlarını başka yöne çekmek isteyen TSK tarafından bir açıklama yapıldı. Neymiş efendim 10 Kasım anması "Ordu millet el ele anması"na dönüştürülecekmiş. Sonra bir de baktık ki anma tam da ilan edildiği satte iptal ediliverdi. Bu iptali iki nedene bağlayan TSK doyurucu bir açıklama yapmış olmadı ama yutarsanız yığınların ortaya koydukları tutum ve davranışı iktidar lehine çevirmeyi deneyecekti ancak tutmadı. Yok efendim, güvenlik gerekçesiyle ya da ne bileyim komutanların sınırda denetleme yapmasına bağlanan iptalin gerekçisi de ne kimseye inandırıcı geldi ne de kimse bu yalana inandı.

Ayrıca dün özellikle CHP'nin içinde milletvekillerinin de bulunduğu korteje polisin gösterdiği sert tepkiyi de burada anmadan geçmek olmaz. Zaten CHP bu konuda TBMM oturumunda gerekli açıklamayı yaptı. Bu açıklamada dendi ki, "polis artık ülkenin polisi değildir, AKP ve sarayın polisidir." 10 Kasım anmasında bile bu denli saldırgan bir tutum izleyen polisi siz bir de diğer hak ve özgürlüklerini kullanan kimselere gösterdikleri yaklaşımlarda görün, görün ki, AKP ve saray iktidarı tarafından ülke nasıl hukuk devleti olmaktan çıkarılmış anlayın.

Uzatmayalım; Türkiye ağır bir bunalım yaşıyor. Bu bunalım hem ekonomik, hem politik, hem de sosyal olarak giderek daha da derinleşiyor. Doların TL karşısında yükselişi önlenemiyor, milyonlar yoksullaştıkça yoksullaşıyor işsizlik artıyor. Geniş halk yığınları arasında yaratılan ayrıcalıklar giderek düşmanlığı daha da derinleştiriyor. Dinci, gerici, şeriatçı ve faşist çevreler dizginlenemez bir ruh hali içindeler. Bir başka deyişle; bu çevreler zaten bir cephe davranışı gösteriyorlardı şimdi de tıpkı 12 Eylül 1980 öncesinde olduğu gibi cephe olarak davranıyorlar.

Onları durdurmak ve bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm yolunda yeni yeni mevziler kazanmak zorundayız. Yaşamın bize dayattığı gerçeği elimizin tersiyle itersek sadece itmiş olmakla kalmayız, ağır bedeller ödemekle de karşı karşıya gelebiliriz.

Öyleyse şimdiden Başkanlığa hayır demeli, daha şimdiden oluşan bu şer cephesini durdurmalı yetmez iktidardan alaşağı etmeliyiz ki aydınlığa çıkabilelim.