turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


ŞERİATÇI

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

13 KASIM 2016

Bir süredir yazılarımızı yazarken AKP ve saray iktidarı ile ilgili olarak; dinci, gerici, şeriatçı ve faşist tanımlamasını özenle kullanmaktayız. Durum görülmüştür ki, bu tanımlamamız sözü geçen iktidarı karalamak amacıyla yapılmış değildir. Bu yöndeki onca maddi gerekçeleri sırası geldikçe dile getirdik. Şimdi ise çok daha önemli bir konuya parmak basmayı gerekli görüyoruz.

Bildiğiniz gibi Derik Belediyesi'ne kayyum olarak atanan kaymakamın makam odasına konulan bomba ile kaymakam katledildi. Kaymakam'ın Arifiye'de cenaze törenine Recep Tayyip Erdoğan'da katıldı. Bu törende onca afaki sözler edilmesi yanında Erdoğan'ın özellikle de Batı'yı suçlayan bir dil kullanması da dikkate değerdi. Erdoğan konuşmasında Batı'yı suçlayarak bizim işlerimize karışamayacaklarını dile getirdikten sonra sözü ölüm cezasına da getirerek "parlamento ölüm cezasını kabul etsin ben hemen imzalarım" diyerek orada bulunanlara aklınca daha önce de sık sık yinelediği sözü bir kez daha yinelemiş oldu. Sözünün devamında ise öyle bir söz etti ki, Türkiye'de nasıl bir hukuk uygulandığı konusunda böylece kuşkuya düşmüş olduk.

Hemen herkes biliyor ki ülkemizde işlenen suçlarla ilgili olarak bir Türk Ceza Yasası vardır. Bu yasa hiçbir zaman kısasa kısas şeklinde değildir. Kısasa kısas ancak şeriatla yönetilen ülkelerde geçerli olup insanlığın doğasına aykırı ve çağdışıdır. Oysa Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan kişi sanki bütün bunlardan habersizmiş gibi davranarak; "Şahsa karşı işlenen suçun affedicisi o şahsın varisleridir" diyebilmektedir. Recep Tayyip Erdoğan bu sözleriyle dini devlet anlayışının ülkemizde geçerli olduğu izlenimi veren bir görüşü dile getirmiş bulunmaktadır.

Kısasa kısas anlayışı Suudi Arabistan gibi ülkelerde geçerli olup şahsa karşı işlenen suçların cezasını o şahsin yakınları affederlerse ancak affedilmekte ya da diyelim ki idam söz konusudur, idam edilmesin denirse suçlu kişi idam cezasından kurtulmaktadır. Ülkemizde ise TCK işlenen suçlara karşı verilecek cezayı belirlemiş olup yargının nasıl işleyeceğini de bütün yönleriyle anlatılmıştır.

Bu gerçeklere karşın nasıl olmaktadır da Recep Tayyip Erdoğan bilerek böyle bir konuşma yapmakta ve de bu konuşmaya karşı tepkiler niçin çığ gibi büyümemektedir, gerçekten de anlamak oldukça zordur.

Ülkemizde yargı ile ilgili ağır sorunlar yaşanmakta olup bütün bunların sorumlusu da hiç kuşku yok ki AKP ve saray iktidarıdır. Daha açık bir şekilde söylersek; herhangi bir konuda Recep Tayyip Erdoğan söylemekte AKP iktidarı da şıp diye yerine getirmektedir. OHAL'e yaslanarak üniversitelere rektör atanma olayı bile doğrudan Recep Tayyip Erdoğan'ın tekeline verilmiştir. Boğaziçi Üniversitesi gibi ülkemizin seçkin bir üniversitesinde en çok oyu alan kişi değil de iktidara yakınlığı ile bilinen kişi rektör atanabilmiştir. Boğaziçi Üniversitesi'nde ortaya konulan öğrenci ve öğretim üyelerinin tepkileri tam da böyle bir hukuksuzluğa karşı alınmış bir tavırdır.

Yazımı özellikle Recep Tayyip Erdoğan'ın şu sözlerini öne çıkarmak için yazdığım için değişik konuları burada sınırlı tutuyorum.

"Şahsa karşı işlenen suçun affedicisi o şahsın varisleridir."

Yani sizin anlayacağınız Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan kişi böylece açıktan açığa şeriata savunmaktadır ki bu gerçekten de çok önemlidir. Eğer bizler dinci, gerici, şeriatçı ve faşist bir yönetim uyarısında bulunuyorsak hiç kuşkunuz olmasın ki bu sözleri laf olsun diye yazmıyoruz. AKP ve saray iktidarının geldiği nokta çok açıktır. Zaman zaman Ana muhalefet partisinin tutumu umut verici olsa da bir önceki davranışlarını bir sonraki açıklaması ile işlevsiz kılarak umut kırıcı bir davranışa kapı aralamaktadır. Neymiş efendim Başbakan Binali Yıldırım başkanlık ile ilgili görüşlerini getirirseymiş kendisi ile görüşeceklermiş.

Sayın Kılıçdaroğlu ve CHP'nin önde gelen yöneticileri acaba Binali Yıldırım'ın başkanlıkla ilgili hayırlı hangi görüşleri getireceğini ummaktadır da konunun tartışabileceğini düşünmektedir gerçekten de anlaşılır yanı yoktur.

Hukuk ayaklar altındadır. Keyfi yönetim hepimizin gözleri önünde cereyan etmektedir. Gözaltılar, tutuklamalar, baskı ve yıldırma girişimleri ayyuka çıkmıştır. Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan kişi şeriat hükümlerinden söz edip cenazelerde alkış toplarken Ana muhalefet partisi de müzakere yolunun açık olduğunu sanarak giderilmesi olanaksız bir zaafa düşmektedir. Son sözümüz şudur; bu anlayışla ne kalkılır, ne hukuk devleti gerçekleştirilebilir, ne demokrasi kurtarılabilir.

Böyle giderse olsa olsa dinci gerici, şeriatçı ve faşist bir iktidara göz göre göre yol verilmiş olur ki, CHP bunun açıklamasını kimseye ama kimseye yapamaz…