turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


YÜZLERİ TENEKEDEN

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

17 KASIM 2016

AKP/saray iktidarı ve Bahçeli el ele vermişler ülkeyi karanlık bir diktatörlüğe sürüklüyorlar. Bu durumu değerlendiren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da haklı olarak diyor ki, "diktatörlüğe ve demokrasiyi yok etmeye çalışanlara geçit vermeyeceğiz." İktidarın karşı yanıtı gecikmiyor tabi. Bir zamanlar AKP ileri gelenleri için "Harun gibi geldiler Karun oldular" diyen Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş ise "Kılıçdaroğlu hiç endişelenmesin. Bundan sonra bu memlekette millete rağmen hiçbir şey olmaz" diyor.

Şimdi bu iki yaklaşımı da ele alıp değerlendirelim. CHP Genel Başkanı'nın sözlerine katılmamak elde olmamakla birlikte yine de üzerinde durulması gereken şeyler olduğunun altını kalın çizgilerle çiziyoruz. Kuşkusuz CHP mecliste bulunan öteki partilerin aksine duyarlılığını demokrasiden ve adaletten yana koyan bir parti. Bu yüzden de yaptığı açıklamalarda sık sık iktidarın dinci, gerici, şeriatçı ve faşizan eğilimine dikkat çekerek eleştirilerde bulunuyor. Bazı zamanlarda öyle oluyor ki, demokrasi falan takmayan AKP ve saray iktidarı ile yine de bir şeyler yapılacağını umarak söylediklerinin tam tersi yönde açıklamalar yapıp davranışlar gösteriyor.

Bu görüşümüzü iki önemli örnekle dile getirmek istiyoruz. Birincisi Fethullahçı darbe girişimini bahane ederek kendi darbesini gerçekleştiren ve "Yenikapı Mutabakatı" adıyla anılan mitinge Kılıçdaroğlu'nun katılması, ikincisi de AKP ve MHP'nin anayasa ile ilgili çıkışlarından sadece ve sadece diktatörlük çıkabileceğini bildiği halde Başbakan Binali Yıldırım'la bu konu ile ilgili görüşebileceği çağrısında bulunulması. Olup bitenler karşısında CHP'den zikzaklı davranışlar gösterilmesi hem AKP ve saray iktidarını yüreklendiriyor hem de CHP'ye gönül veren milyonların hevesi kırılıyor.

Geldiğimiz noktada da diktatörlüğe ve demokrasiyi ortadan kaldıracak girişimlere geçit verilmeyeceği yönünde yapılan açıklama ise yüreklendirici bir açıklama olmasına karşın, bundan sonra CHP ne der acaba diye düşünen yığınlarda ise bu açıklama dikkate alınacak şekilde yığınların üstünde bir etki yaratmıyor. Tabi bir de CHP'nin kendi dışındaki demokrasi güçlerine yaptığı çağrı var. Bu çağrıda da gelin hep birlikte bu gidişi durduralım yönünde yapılan açıklama. Bu açıklamadan sonra niyeyse gerisi gelmiyor. Toplum üzerinde etkili olacak bu çağrı sadece çağrı düzeyinde kalarak yığınları yüreklendirecek bir etki bırakmadan unutulup gidiyor. Daha açık söylersek; CHP'nin kast ettiği demokrasi güçleri kimleri kapsıyor, bunlar kimlerdir, madem açıklama yapıldı kast edilen örgütlerle herhangi bir görüşme yapıldı ya da yapılacak mı belirsiz. Bu yüzden de söz söylendiğiyle kalıyor ve her şey unutulup gidiyor.

CHP, eğer diktatörlüğü ve demokrasiyi ortadan kaldıracak girişimlere geçit vermeyecekse bunu nasıl yapabileceğini de kamuoyu ile paylaşmalıdır. Bugün parlamentonun yapısı CHP'nin dile getirdiği geçit vermeme yolunu kapatmış görünüyor. Bu durumda da geriye bir tek önemli nokta kalıyor o da CHP'nin girişimleriyle geniş halk yığınlarını demokrasinin gereği olarak bir baskı unsuru olarak kullanması ve AKP/Saray ve Bahçeli kumpasının geçersiz kılınması. Sorunda burada yatıyor. CHP, bu gidişi sözle engelleyemeyeceğine göre; insan bir bildiği vardır diye düşünmek istiyor ama görüyoruz ki söz söylemenin dışında bir bildiğinin de olduğunu göremiyoruz.

Sözün özü şudur; CHP, ya söylediği gibi diktatörlüğe ve demokrasiyi yok etmeye yönelik girişimlere geçit vermeyecek adımlar atacak ve yığınların desteğini arkasına alacak ya da söylenenler gök kubbede yok olup gidecek, Recep Tayyip Erdoğan görülmemiş yetkilerle adı şu olmuş bu olmuş önemsiz, başkan olup ülkeye her türlü dinci, gerici, şeriatçı ve faşist diktatörlüğün uygulamalarını yaşatacak. Durum bu kadar açıktır, CHP'nin dile getirdikleri de aynı şekilde açık olmalıdır.

Gelelim Numan Kurtulmuş'un söylediğine.

AKP iktidarının ileri gelenlerinin hepsinin yüzleri tenekeden. Öyle sözler ediyorlar ki sanırsınız onların gerçeğinde millet deyince akan sular duruyor. Daha dün havuz medyasının adamlarından Mehmet Cengiz'in milletin anasını nasıl sinkafladığını unutmuşuz gibi Kurtulmuş milletten söz ediyor ve:

"Kılıçdaroğlu hiç endişelenmesin. Bundan sonra bu memlekette millete rağmen hiçbir şey olmaz" diyor.

Bu sözleri bizler faşist ve gerici ağızlardan o kadar çok duyduk ki, zaten bir ülkeye de faşizm millet diye diye getirilir. Her şeyden önce AKP ve saray iktidarı eliyle ülkede demokrasinin kırıntısına bile izin verilmemektedir. Baskı, yıldırma, ceza evine atmalar had safhadadır. Böylesi dönemlerde milletin terazisi her zaman dinci, gerici, şeriatçı ve faşist istemlerin yönünde şaşar ve faşizm sanki çok büyük halk desteği ile kendisini yığınlara kabul ettirmiş gibi algılanır. Bu yüzden de Numan Kurtulmuşun söylediğini doğru okumak ve tehlikenin boyutlarını da doğru kavramamız gerekir ki, yerinde, zamanında, doğru bir mücadele örgütleyelim ve dinci, gerici, şeriatçı ve faşist bir yönetime geçit vermeyelim.

Gerisi fasa fisodur ve tartışa tartışa bir de bakmışızdır ki atı alan Üsküdar'ı geçmiş ve bizler bir kez daha geç kalmışız.