turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


FİDEL CASTRO'YU YİTİRDİK

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

26 KASIM 2016

Yeryüzüne milyarlarca insan gelip gitmiş, kimisi sadece gelip gitmiştir. Fidel Castro gibiler ise gelmişler, geride adlarının çağlar boyu yaşayacağı bir iz bırakarak insanlığın yitirdiği büyük değerler olarak bizlere veda etmişlerdir.

Bilindiği gibi Güney Amerika'da birçok devlet var. Bu devletlerin yazgısı hep işgalciler ve emperyalistlerle işbirliği etmiş işbirlikçi diktatörler tarafından belirlenmiş, milyonlarca insan açlık, yoksulluk, baskı ve zulmün pençesinde inim inim inlemişlerdir. İşte Fidel Castro ve arkadaşları Küba'da bu kötü yazgıya son veren yiğit devrimcilerin en önünde gelmektedir.

Küba'da 1953 yılında işbirlikçi Batista diktatörlüğünü yıkmak için küçük bir grup oluşturan Castro, 26 Temmuz Santiago Moncada kışlasına 126 arkadaşı ile birlikte bir baskın düzenledi; baskın sonuçsuz kaldığı için tutuklandı. 16 Ekim 1953'te Santiago'daki Küba Yüksek Mahkemesi'nde yapılan yargılamada 'Sayın yargıç siz beni mahkûm edin! Tarih beni haklı çıkaracaktır!' (La Historia Me Absolvera) cümlesiyle biten ünlü savunmasını yaptı. Mahkeme sonunda 16 yıla mahkûm oldu. Juventud Adasında 21 ay hapis yattıktan sonra Batista'nın emriyle cezasının geriye kalan bölümü bağışlandı. !955 yılında Küba'dan ayrıldı, Amerika'ya gitti. 26 Temmuz adıyla yeni bir örgüt kurdu. Bu örgütün üyeleri İspanya İç Savaşı'na katılmış olan Kübalı Alberto Bayo'nun yönetiminde gerilla eğitimi gören örgüt üyeleri 2 Aralık 1956'da Granma yatıyla Küba'ya gelerek Oriente'de karaya çıktılar. Burada hükümet güçleriyle çatışmaya giren Fidel Castro arkadaşlarının çoğunu yitirdi. Aralarında kardeşi Raul Castro ve Ernesto Che Guevara'nın da bulunduğu 12 arkadaşı ile birlikte Oriente'nin güneybatısındaki Sierra Meastra Dağlarına çekildi. Bu dağlarda iki yıl boyunca Batista kuvvetlerine karşı gerilla savaşı verildi. Giderek zayıflayan ve yığınların desteğini yitiren ve bir dizi yenilgiye uğrayan Batista 31 Aralık 1958'de Dominik Cumhuriyeti'ne kaçtı. Castro 1959'un ilk günlerinde Havana'ya girdi. Hukukçu Doktor Manuel Urrutia Leo Devlet Başkanlığına getirildi. Castro ise Başbakanlık görevini üstlendi.

İktidar Ele Geçirildikten Sonra

Castro hükûmeti, ilk olarak fiyatları ve kiraları düşürdü. Ardından köklü bir toprak reformu başlattı. 40 hektarı geçen toprak bedelleri 20 yılda ödenmek üzere kamulaştırıldı ve halk çiftlikleri olarak işletilmeye başlandı. Önceleri Castro'ya karşı çıkmakla beraber 1959'a doğru gerilla hareketini desteklemeye başlayan Küba Sosyalist Halk Partisi (PSP), Castro ile ilişkilerini geliştirerek etkili bir konum kazandı. Bu durumdan tedirgin olan Urrutia'nın toprak reformunun ertelenmesi yönündeki baskıları üzerine Castro istifa etti; ama halkın yoğun tepkisi karşısında Urrutia, görevinden çekilmek zorunda kaldı. Yerine Osvaldo Doticos getirilirken Castro yeniden başbakan oldu.

Fidel Castro, (15 Nisan 1959)

Toprakların kamulaştırılmasından zarar gören ABD şirketlerinin baskısıyla ABD Hükümeti, Küba'ya karşı ekonomik ambargo uygulamaya başladı. Ekonomisi tek ürüne dayalı bir ülke olan Küba, öteden beri ABD'ye sattığı şekeri SSCB'ye satmaya başladı. ABD şirketlerinin elindeki rafineriler, şeker karşılığında SSCB'den alınan ham petrolü işlemeyi reddedince Castro bu rafinerileri devletleştirdi. Bu gelişme ABD ile Küba'nın arasını daha da açtı. Devrimden sonra ABD'ye kaçan ve John F. Kennedy yönetiminden silah ve mali destek sağlayan Kübalıların Nisan 1961'de giriştiği Domuzlar Körfezi Çıkarması başarısızlıkla sonuçlandı. Castro, çıkarmanın ardından yayımladığı Havana Bildirisi ile ilk kez Küba'nın sosyalist politikalar izleyeceğini dünyaya duyurdu.

1962'de SSCB'nin Küba'ya balistik füzeler yerleştirmesi ve John F. Kennedy'nin Küba'yı deniz ablukasına almasıyla dünya bir nükleer savaşın eşiğine geldi. Bunalım; ancak ABD'nin Küba'da hükûmeti devirmek için artık girişimde bulunmayacağına söz vermesi ve SSCB'nin Türkiye'deki Amerikan füze rampalarının kaldırılması karşılığında nükleer silahlarını Küba'dan geri çekmeyi kabul etmesiyle atlatılabildi. Bununla birlikte Merkezi İstihbarat Örgütü (CIA) Castro'ya yönelik suikast plânları hazırlamayı sürdürdü.

Kruşçev'in Küba Bunalımı sırasında ödün verdiğini öne süren Castro, 1968'e değin bağımsız sosyalist bir politika izledi. Güney ve Orta Amerika ile Afrika'daki devrimleri destekleyici bir tutum aldı. Aynı dönemde Bağlantısızlar Hareketi'nin önderlerinden biri durumuna geldi. 1968'den sonra SSCB ile ilişkilerin düzelmesi doğrultusunda başlayan askeri ve ekonomik yakınlaşma süreci içinde SSCB'ye dönük bir dış politika izledi. 1975'Te Angola'daki iç savaş sırasında Angola Halk Kurtuluş Cephesi'ni (MPLA) desteklemek amacıyla Kübalı askerler gönderdi. Bunu Etiyopya ve başka ülkelere gönderilen Kübalı askerler izledi. 1980'lerde Küba'nın yurt dışındaki asker sayısı 40 bine ulaştı.

1961'de Küba Sosyalist Halk Partisi ile birleşme sonucu ortaya çıkan Birleşmiş Sosyalist Devrim Partisi'nin (1965'ten sonra Küba Komünist Partisi) genel sekreterliğini üstlenen Castro, ülke içinde çok yönlü ve kapsamlı politikalar uygulamaya başladı. Okuma yazma seferberliği sonunda okuryazarlık oranı %90'ın üzerine çıktı. Yeni okullar açılarak eğitim olanakları yaygınlaştırıldı. Zenginlik kaynaklarının, ulusal gelirin ve sağlık hizmetlerinin dağılımında köklü değişiklikler gerçekleştirildi. İşsizlik büyük ölçüde ortadan kaldırılırken herkese çalışma yükümlülüğü getirildi. Bütün bunlara karşın tek ürüne dayalı (şeker) Küba ekonomisini dönüştürme yönündeki çabalar başarılı sonuçlar vermediğinden 1970'lerin ortasından başlayarak önemli sıkıntılar yaşanmaya başladı. Bu nedenle SSCB'nin mali desteği büyük önem kazandı.SSCB'nin Küba üzerindeki kuvvetli etkisinin bir başka sonucu da Ernesto Che Guavera'nın SSCB'nin uluslararası çıkarlarına aykırı bir şekilde giriştiği bir takım eylemlerinin engellenmesi olmuştur. SSCB'nin yoğun baskılarından bunalan Che, Küba'da daha fazla kalmayı gereksiz görerek çeşitli uluslararası eylemlere girişmiş ve bu süreç onun Bolivya'da öldürülmesiyle son bulmuştur.

Küba'da 1959'dan sonra ilk kez yerel seçimlerin yapıldığı ve devlet yapısında yeni düzenlemelerin geliştirildiği 1976'da Devlet Konseyi ve Bakanlar Kurulu başkanlığını üstlenen Castro, güçlü desteğe dayanarak toplumsal ve ekonomik yaşamdaki yönlendirici rolünü sürdürdü. Devlet ve parti organlarında eski mücadele arkadaşlarına ağırlık verdi. Silahlı kuvvetlerden sorumlu devlet bakanı olan kardeşi Raul Castro, giderek ikinci adam konumu kazandı. SSCB ve Doğu Avrupa'nın sosyalist ülkelerinde 1980'lerin sonlarında ortaya çıkan demokratikleşme ve piyasa ekonomisine yönelme süreci karşısında Küba yönetimi, sosyalizmin Marksist-Leninist yorumuna bağlılığını sürdürdü. 1989'da Fidel Castro'nun yakın çevresindeki ordu komutanlarının karıştığı yolsuzlukların ortaya çıkarılması yönetimi ciddi biçimde sarstı. Öte yandan SSCB'yle ticaret hacminin gitgide küçülmesi ve Sovyet yardımlarının ortadan kalkması kısa sürede Küba ekonomisi üzerindeki etkilerini göstermeye başladıysa da sosyalizmin müthiş yaratıcılığı ve Fidel Castro'nun öncülüğü ile sorunlar büyük ölçüde en aza indirildi. Daha da önemlisi Küba bugün bilimsel çalışmalarda özellikle de sağlık alanında dünyaya parmak ısırtan gelişmeler gösterdi. Eğitim sorunu kökten çözüldü.

Evet, Küba'nın ve insanlığın efsanevi önderi Fidel Castro'yu yitirdik.

Fidel Castro, insanlık düşmanlarının yani kapitalist/emperyalist sistemin korkulu rüyasıydı. O yeryüzünde milyonlarca insana esin kaynağı oldu ve savaşanların kazanacağını göstererek aramızdan ayrıldı.

Güle güle işçilerin, emekçilerin yüce evladı Fidel Castro.

Güle güle adını, adları çağlar boyu yaşayacak olanların arasına yazdıran eşsiz devrimci büyük insan…