turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


HER HAL SİZDE

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

10 ARALIK 2016

Diyanet İşleri Başkanlığı oturup düşünmüş ve anne ve babaların çocuklarıyla aynı yatakta uyumamalarına hükmetmiş. Hoş bu anlayış çağdaş toplumlarda zaten uygulana gelen bir şey, ancak Diyanet'in konu ile ilgili açıklamasında kafası bozuk.

Kafası bozuk, çünkü bunların her durumu değerlendirmelerinde bir sapkınlık halleri var. Eh Diyanet İşlerinde sürüsüne bereket on binlerce gereksiz personel istihdamı söz konusu. Bu yüzden de bu işsiz güçsüz takımı ister istemez şer üretmekten öteye bir şey yapmıyorlar, yapamazlar da.

Bakın, Aladağ'da kaç çocuğumuz yanarak can verdi. Bu korkunç yangından kurtulan çocuklarımızın sayısı ise 24. Yaşanan olay, ağır suç niteliğinde ve bu olayın hesabını da yargı kesinlikle sormalı elbette. Ancak insanların kafaları bozuk.

Çocuklar ölümden dönmüşler. Bütün bu gerçeklere karşın ne çocuklarda özgür irade diye bir şey söz konusu ne de anne ve babalarında. 24 çocuktan 23'ü gitmiş savcılığa yaralanmadığın, bir zarar da görmediğini ileri sürerek davacı olmamışlar. Bu içler acısı olay karşısında yurttaşının özgür iradesini zaptı rapt altına alınanlar; kim ya da kimler acaba dersiniz? Ey Diyanet İşleri Başkanlığı; hazır ortada böyle bir cinayet yaşanmışken bu konudaki fetvanız nedir bizler de bilelim değil mi?

Bu çocukları, anne ve babalarını bu hale kim ya da kimler getirmiştir dersiniz? Benzer olaylar daha önce de tarikat ve cemaat yurtlarında yaşandı. Tıpkı Aladağ'da olduğu gibi bu yurtlarda da kimse çıkıpta ben davacıyım diyemedi. Kimse çocuklarının niçin tarikat ve cemaat yurtlarına mahkum edilişinin hesabını sormaya kalkmadı.

Peki, bütün bunlar nasıl olabiliyor dersiniz?

Kırk dereden su getirmeye gerek yok. İşbaşında dinci, gerici, şeriatçı ve faşist bir iktidar var. Bu iktidar da iktidarını ancak ve ancak geniş halk yığınlarını uyutarak sürdürebilir. Amaçlarına ulaşmaları için böyle bir durum zorunludur. Bu yüzden de ne kadar tarikatçı, cemaatçi din bezirganı varsa göreve çağrılmıştır. Bu çevrelerin içinde de Fethullahçı din bezirganları en muteberdi, bugünse yeni yeni tarikat ve cemaatler Fethullahçılarla çıkar çatışmasına düşüldüğü için muteber hale geldiler.

Yani uzatmayalım AKP'nin 15 yıllık iktidarı döneminde ülkemizde öyle bir anlayış oluşturuldu ki, bu anlayış yüzünden suç suç olmaktan çıkarıldı. Suç olmayan şeylerse suçlu olarak görülüp uygulamalara geçildi. Yani sizin anlayacağınız toplumun değer yargıları baştan aşağı değiştirilmeye kalkışıldı. Bütün bunların sorumlusunu ise ne şurda ne burda aramaya gerek yoktur, sorumlusu doğrudan AKP ve saray iktidarıdır.

Önceki gün Turgutlu'da parkta hamile bir kadına spor yaptığı için bir kişi saldırmış ve bu kadını tekme tokat dövmüştür. Tamam, sözü geçen kişiden bu işin hesabı sorulmalıdır, ancak bu kişiden önce sırada senin benim vergilerimizle sözüm ona kamu görevi yaptığı savlanan bir TRT televizyonu var. Buraya çıkarılan din bezirganı kişi ve kişiler değil miydi hamile kadınlar sokağa çıkmasın diyenler? Bu kurumu bu hale getirense siyasi iktidarın ta kendisi değil midir?

Eee siz rüzgâr ekerseniz fırtına biçeceğiniz de kaçınılmazdır. AKP ve saray iktidarı eliyle bırakalım rüzgârı fırtına ekilmiştir fırtına. Bu yüzden de daha yaşayacağımız tsunamiler söz konusudur. Ya otobüste saldırıya uğrayan hemşire kardeşimizin yaşadıkları nedir sizce? Olayları çoğaltabiliriz ama gerek yok işin özüne gelmek en iyisi.

Düşünün Turgutlu'daki kadın saldırıya uğramıştır ancak yine de şikayette bulunurken bile kendini savunmak zorunda kalmaktadır. Kadın, üstüm başım açık değildi, üstümde mont vardı diyor. Bu sözleri ister ülkenin polisine söylesin, isterse savcısına değişen bir şey yok. Yok, çünkü bu iktidar tarafından polisi dinci/imancı, savcısı dinci/imancı olanlar arasından seçildi. Bütün kurumlar bu anlayışla kirletilip insanlık ölçülerinin dışına çıkartıldı. Bu yüzden de o kadın ifade verirken bile görülmemiş bir korku içinde. Bu yüzden de üstünün başının açık olmadığını söylemek gereği duyuyor.

Kime ne, kim nasıl giyinmektedir? Kadınlarımız, kızlarımız sokağa çıktıkları, giyim kuşamları farklı olduğu, yobaz sürüleri gibi düşünmedikleri için mi dövülüp tekmelenecekler? Sonra birileri de çıkıp hak etmiş ne yapalım mı diye mızıldanacak?

Sözüm herkesedir. Toplumu bir avuç yobaz kılıklı, insanlıktan nasibini almamışlara mahkum ederseniz elbette daha iyi bir gelecek de bekleme şansınız olmaz. AKP ve saraya verilen 15 yıllık bu iktidar şansının kapısının buralara açılacağını bilmiyorsanız yaşayarak öğreneceksiniz. Şimdi de AKP, Bahçeli'nin desteği ile Anayasa değişikliğini meclise getirmiş bulunuyor. Bir musibet bin nasihatten iyidir derler ya burada da bizim kafamız karışıyor, çünkü bizlerin yaşadığı bir musibet falan değil bin musibeti aştı. Anayasa değişikliği ile de musibetler milyonları aşar milyonları.

İşte bu yüzdendir ki bu garabet odaklarına fırsat vermeyelim.

Kendi hayatımızla kumar oynamayalım ve bunları geldikleri gibi gönderelim olsun bitsin…