turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


2016 YILI BİTERKEN GAZETECİLER İÇERDE

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

31 ARALIK 2016

AKP iktidarı ile birlikte olmaz denilen şeyler olur, olur denilecek şeyler olmaz hale geldi. Bize göre gazetecilik mesleği çok önemli bir meslektir. Çünkü halkın haber almasını sağlamak için gazeteciler üstün bir özveri gösterirler ve halkı her konuda bilgilendirip bilinçlenmesini sağlarlar. İşte bu yüzden AKP ve saray iktidarı döneminde gazetecilere ağır bedeller ödettirildi ödettirilmeye devam ediliyor.

Sizler biliyorsunuz, AKP iktidarı ile birlikte yargı, emniyet, ordu ve devletin öteki bütün kurumları Fethullahçı Cemaat tarafından büyük ölçüde ele geçirildi.

Türkiye, 3 Kasım 2002 tarihinden bu yana yapılan bütün seçimlerde seçim hileleriyle karşılaştı. Daha sandıklar bile açılmadan kimlerin seçimleri kazanmış olduğunu öğrendik. YSK'nın bütün kademelerine yerleştirilmiş olan yargıç ve diğer görevliler yüzünden seçim sonuçlarına yapılan itirazlar bile şu ya da bu gerekçeyle doğru dürüst incelenmeden kesinleştiriliverdi. Bu itirazlardan sadece üstü örtülemeyecek denli olan birkaç sonuç hariç Türkiye seçim sonuçlarını sineye çekmek zorunda kaldı. O birkaç sonuç ise durumu değiştirmedi ama bazı cezai yaptırımlar söz konusu oldu.

Sonra işler iyice çığırından çıktı. Başta polis ve ordu olmak üzere diğer tüm kurumlarda yapılan sınav soruları çalınarak yandaşların kazanması sağlandı. İş bu kadarla da kalmadı tabi. Ülke iktidarın da bilgisi dahilinde soyulup soğana çevrildi. Pıtrak gibi biten Fethullahçı şirketler, okullar, üniversiteler, vakıflar, dernekler ortalıkta cirit atmaya başladılar. Fethullahçı çete ile ne zaman Recep Tayyip Erdoğan'ın çıkar çatışmaları söz konusu oldu işte o zaman karşı karşıya gelinerek hesaplaşma başladı. İş bu noktaya gelmeden gerçekleştirilen biz dizi operasyonla ordu mensupları, gazeteciler, politikacılar özetle bilinen tanınan pek çok kişi terör örgütü bahanesiyle içeri alındı. Tutuklamalara karşı çıkanların sesinin kısılması için bu davaların savcılığını ise bizzat Recep Tayyip Erdoğan üstlendiğini açıkladı.

Davalar yıllarca sürdü. Pek çok kişi 6 yılı geçen süre içerde kaldılar. Sözü geçen davalarda öyle ağır cezalar çıktı ki, sonuçlar herkesin küçük dilini yutmasına neden oldu. Öykünün devamını sizler zaten biliyorsunuz. Meğer açılan davalar mesnetsiz, ortaya konulan kanıtlarsa sahte olduğu için tüm tutuklular serbest bırakıldı.

Yatanlar yattıkları, yaşamını yitirenler yaşamlarını yitirdikleriyle, meslekten çıkarılanlarsa meslekten çıkarılmalarıyla kaldılar. Tutuklananlar içinde önceki gün tutuklanan gazeteci Ahmet Şık da bulunmaktaydı.

Sonra 2013 yılında 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının gündeme gelmesiyle birlikte öyle kıran kırana bir mücadele başladı ki, sonuçta bu mücadeleyi Fethullahçılar adım adım gerileyerek yitirmeye başladılar. Can havliyle son bir hamle yapan Fethullahçı çete 15 Temmuz darbe girişiminde bulundular. Darbe başarısız olunca da bu kez AKP ve Saray iktidarının sivil darbesi geldi arkasından. Şimdi AKP ve sarayın sivil darbesinin sonuçlarını savuşturmak için Türkiye'nin ilericileri, devrimcileri, sosyalistleri mücadele veriyor. Bu yüzden de tabiki de ilk hedef tahtasında yer alanlar yine gazeteciler oluyor. Cumhuriyet Gazetesi yazar, çizer ve çalışanları tutuklanıp içeri atıldılar. Aradan geçen süre içinde iddianameleri bile hazırlanmış değil.

Önceki gün Ahmet Şık'ın yeniden gözaltına alınıp tutuklanmasına tanık olduk. Ahmet Şık ki, Fethullahçılar tarafından daha önce tutuklanmış ve iki yıla yakın içerde kalmış bir gazetecidir. Ahmet Şık'ın tutuklanmasına neden olan şeyse Fethullahçılar aleyhine yazdığı bir kitaptır. Şimdi yeniden tutuklanan Ahmet Şık bu kez de Fethullahçı olarak suçlanmaktadır. Yani sizin anlayacağınız ülkemizde değişen bir şey olmamıştır. Yargı dün Fethullahçılardan oluştuğu için bağımsız değildi ve de hukuk onlar için hiçbir anlam içermiyordu. Şimdi ise yargı tamamıyla Recep Tayyip Erdoğan tarafından denetlenir oldu, değişen yine bir şey yok. Aynı uyduruk-gaydırık gerekçelerle gazeteciler tutuklanıp içeri gönderiliyorlar. Cumhuriyet gazetesinin çalışanlarından sonra Hüsnü Mahalli ve Ahmet Şık tutuklandılar ve aynı uyduruk-gaydırık gerekçelere dayanılarak tutuklama kararı verildi.

İşin bir de başka boyutu var elbette. Yandaş gazete ve televizyonlarda kümelenmiş gazetecilikten başka her şey olabilecek kişiler şimdi ortalıkta cirit atıyorlar.

Bunların işi de gazetecilikten çok jurnalcilik. İktidarın jurnalciliğine soyunmuş bu kişiler utanmaz arlanmaz bir şekilde birçok kişiyi hedef gösteriyor. Hedef gösterilen kişiler de bir şekilde gözaltına alınıp içeri boyluyorlar.

Türkiye halkı, haklı olarak şimdilerde en çok terörü konuşuyor ya AKP ve saray iktidarının yurttaşlarına karşı giriştiği bu düşmanca tavır gerçekte terörden başka bir şey değildir.

Bugün her şeyi bırakıp sadece ve sadece başta ülkemizin geniş emekçi yığınları ve mazlum dünya halkları olmak üzere yeni yıllarını kutlayacaktım ama gördüğünüz gibi yazmaya başlayınca insan şunu da yazmalıyım, bunu da yazmalıyım demekten kendisini alıkoyamıyor.

Bu yüzden; hiç değil, yazımı bitirirken olsun söyleyeceğimi söyleyeyim ki gazeteci dostlara olan borcumu bir ölçüde de olsa ödemiş olayım.

Cumhuriyet gazetesinden tutuklular, Hüsnü Mahalli, Ahmet Şık başta olmak üzere gerçek anlamda gazetecilik görevi yapan öncelikle içerde sonra dışarda tüm gazetecilerin YENİ YILINI bütün içtenliğimle kutluyorum.