turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


DİKKAT

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

03 OCAK 2017

Ne zaman dinci terör gemi azıya almak istese iklimi çoktan hazırlanmıştır. Her yılbaşında dinci tarikat ve cemaatler ortaya dökülür, koro halinde başlarlar kışkırtıcı tutum ve davranışlar sergilemeye. Bu yapıların en masum görünenleri bile dinci terör ikliminin ya doğrudan ya da dolaylı olarak hazırlayıcısıdır aslında.

Yılbaşı yaklaşmıştır, öyle ya bunlar görevlerini yapacaklar, halk düşmanı katil terör çeteleri de bir güzel cinayetlerini işleyeceklerdir. Milli Gazete'den Akit'e kadar sayısız dinci yayın organları verip veriştirirler ve kafirlere hadlerini bildirmek gayretine düşerler. Milli Gazete son uyarısını yapar, Akit Gazetesi hedef gösterir, Diyanet Cuma hutbelerinde okutulmak üzere tehdit yazıları hazırlar. Tarikat ve cemaat taraftarları sokaklara dökülüp bildiri dağıtır, kafe bar önüne giderek sanki üstlerine vazifeymiş gibi tehditli uyarılarda bulunur ve de acıklı sonu ülke yaşayınca da bu kez benzer tutum ve davranış içinde olanların bazıları ağız değiştirerek tersinden konuşmaya başlarlar.

Değerli yurttaşlar, bizler bu tür tehditleri elbette yeni yeni duyuyor değiliz. Yıllar öncesinde bile bu tür tehditler yapılır, birilerine gözdağı verilirdi. Ancak siyasi iklim bu kışkırtmalara uygun olmadığı için kimsenin burnu kanamazdı. Bu tür tutum ve davranışlar yıllarca sürdü. Siyasi iktidarlar ise bilinen nedenlere bağlı olarak bu tür gözü dönmüş kesimlerin sırtını sıvazlamanın ötesinde bir şey yapmadı. Azgınlık böylelikle artarak tehdit haline geldi.

12 Eylül faşist darbesinin sonrasında darbecilerin dini kullanmaları ve çeşitli dini kuruluşlara dokunmak şöyle dursun önlerini açmaları bu kesimlerin serpilip gelişmelerine ve de toplum içinde kök salmalarına neden oldu. 12 Eylül iktidarı sonrasında işbaşına gelen siyasi iktidarların neredeyse tümü de aynı çizgide politika yaptılar. Tarikat ve cemaatlerin gelişip güçlenmesi en çok da Turgut Özal zamanında gerçekleşti. Laiklik tartışma konusu yapılarak, laikliğin yaşamımızdan çıkarılması için siyasilerin akıl almaz manevralarına tanık olduk. Erbakan'ın partisinin birinci parti olup iktidar olmasıyla başlayan zemin kayma olayı 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan erken seçimle birlikte AKP gibi bir partinin küt diye iktidara gelmesiyle sonuçlandı.

AKP iktidarı uluslararası sermayenin projesi olduğu için hem daha kurulur kurulmaz iktidar olmuş hem de dinci, gerici, şeriatçı kesimlere yaslanması görmezden gelinerek palazlanmasına olanak sağlanmıştır. Daha AKP'nin ilk günlerinde ABD ve Batı AKP'nin gerçek yüzünü dile getirenlere karşı tam tersi bir tutum alarak AKP iktidarını her anlamda destekleyen bir politika izlemişlerdir. Neyse asıl konumuz bu değildir. Asıl konumuz AKP iktidarı döneminde bugün terör eylemlerinin dik alasını yapan İslamcı terör örgütlerine AKP iktidarı ile birlikte nasıl bir iklim ve zemin hazırlandığıdır. Eğer o kadar çok terör eylemini Türkiye acı bir şekilde yaşadıysa bilinmelidir ki bunun tartışmasız nedeni AKP ve saray iktidarının dipten doruğa karşı çıktığımız politikalarıdır. Bu politikalar yüzündendir ki, yerli dinci, gerici ve şeriatçılar yetmiyormuş gibi dünyanın dört bir tarafından ipini koparmış ne kadar dinci, gerici, şeriatçı örgüt ve kişiler varsa ülkemize akın etmişlerdir. Emperyalist dünyanın Ortadoğu'da yarattığı ortamın sonucunda da bu halk düşmanlarına gün doğmuş, bizzat Türkiye topraklarını bir konak olarak kullanarak Irak'taki, Suriye'deki terör örgütlerine akın edenler bizim sınırlarımızdan geçerek bu örgütlere katılmışlardır.

Sözünü ettiğimiz teröristlerle iktidarın politikasına uygun olarak neredeyse bütün kentlerimizde içli dışlı olunmuş, yerli gerici çevrelerin gayretleriyle de sanki bin yıllık birlikte yaşıyormuşuz gibi komşuluklar kurulmuştur. Bir düşünün adam Suriye'de terör örgütlerine katılmış katliam yapıyor, yaralanırsa getirilip Türkiye'de tedavi ediliyor. Ya da çeşitli şehirlerimize yerleşmiş olan akrabalarının yanına dönerek aramızda dolaşmaya devam ediyor. Kimsenin de bunlar nedir, necidir dediği yok. Ancak işler iyice çığırından çıkıyor da AKP ve saray iktidarı bunları o zaman dikkate almaya başlıyor. Yoksa ta Uygur bölgesinden biri çıkıp gelecek, yılbaşı gecesi Reina'da katliam gerçekleştirecek sözünü ettiğimiz iklim söz konusu olmasaydı hiç gerçekleşebilir miydi? Eğer sorgulama yapılacak ve de terörün kökü kazınacaksa adam gibi yapılmalıdır. Mış gibi yaparak ya da dinci kesimlere dayanarak iktidardan asla gitmemeyi hesap eden bir iktidarın terörü önleyeceğini düşünmek gerçekten de aymazlık olur.

Neymiş efendim, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'na suikast yapılacakmış. Bakın görün toplumda nasıl bir manzara yaratılmak isteniyor? Gerçekler eğer bu boyutlara geldiyse ve de bu tehdit çok ciddiyse iktidar her türlü tedbiri alır bu girişime izin vermez mi doğrusu yaşadıklarımıza bakınca emin değiliz. Bu nedenle; CHP parti olarak her türlü tedbiri almalı ve varsa böyle bir tehdit öncelikle bertaraf etmelidir. Rus Büyükelçisi Karlov'a girişilen suikastı da dikkate alır, bu suikastı gerçekleştiren kişinin de polis olduğunu düşünürsek iktidarın tedbirlerine çok da güvenilemez. Bir düşünün yılbaşı gecesi İstanbul'da 17 bin polis görevlendirilmiştir. Biliyorum ki karda, kışta, o soğukta herkes evlerindeyken polisler sokaktalardı. Bu önemsenmelidir. Ancak şurası da vardır ki, AKP ve saray daha önce polis teşkilatını nasıl Fethullahçılara kaptırdıysa şimdi de polisliğe alınanlar Fethullahçı olmasalar bile şu ya da bu tarikat ve cemaate yakın kimseler olarak göreve alınmaktadırlar. Böyle bir seçimin ülkeye hayrının dokunacağını kim düşünüyorsa; ya sözünü ettiğimiz kesimlerin doğrudan adamıdır ya da Allah'ın safıdır o kadar.

Bu yüzden de diyoruz ki terörizm insanlık suçudur.

Bu suçu işleyenler, arkasında duranlar, suça yardım ve yataklık edenler de insanlık düşmanıdırlar ve bunlara asla izin verilmemeli, teröre iklim hazırlayanlarsa masum görülerek görmezden gelinmemelidir.