Turgut Koçak

turgut.kocak@hotmail.com

12.Mayıs.2008

HA ÖZAL HA  R.TAYYİP ERDOĞAN

Turgut Özal’ı nasıl tanırsınız?

Turgut Özal, kimilerine göre yürekli davranışları olan kimi ölçülere zor sığan başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapmış çok şeyler başarmış bir kişidir.

Acaba öyle mi?

Turgut Özal, daha politikaya atılmadan yani Süleyman Demirel’in sağ koluyken neyse öldüğü güne kadar da aynı kişidir. Yani adını ABD emperyalizminin işbirlikçisi olarak nasıl duyurmuşsa öldüğü günde çizgisinden milim sapmış değildir. Bu yüzdendir ki, 12 Eylül faşizminin ekonomisine ve politikasına yön vermiş, acımasızca 24 Ocak Kararları’nı uygulayarak işçilere ve emekçilere kan kusturmuştur. O zengini sevmektedir: “At binenin, kılıç kullananın” özdeyişine bağlı kalarak vurguna, talana ve emperyalist güçlerin ülkemizi soymasına sonuna kadar kapı aralamış ülkemizi uçurumun kıyısına getirmiştir. Durum politik olarak da aynıdır. Attığı her adımı, insanlık düşmanı emperyalist güçlerin isteği doğrultusunda atmış özellikle ABD emperyalizminin bütün isteklerini noktası noktasına yerine getirmiştir.

Birinci Körfez Savaşı sırasında Türkiye’nin genel anlamda politikası komşularının toprak bütünlüğünü savunmak olmasına karşın; Özal, baba Bush’un bir dediğini iki etmeyerek her bakımdan ABD’yi desteklemiş ve bu politikası ile ABD’nin ve İsrail’in politikalarından yana bir tutum sergileyerek Türkiye’yi sonu başından belli bataklıkların içine sürüklemiştir. Özetle; Özal ile birlikte Türkiye’nin olmazsa olmaz politikaları bir bir rafa kaldırılarak Türkiye emperyalist güçlerin şamar oğlanına döndürdüğü bir ülke haline getirilmiştir.

İsrail’in Yaşam Stratejisi’nde özetle Ortadoğu devletlerini etnik ve dini olarak bölmek güçten düşürerek hem kendi varlığını sürdürmek hem de yönetmek vardır. Bu politika, dünya enerji kaynaklarını elinde tutmak isteyen ABD emperyalizminin politikasıyla da neredeyse bire bir örtüştüğü için ABD ile İsrail arasında  ortaklık domuz topu gibi sürmektedir. Bu politikalar hiç kuşkusuz Türkiye’yi can evinden vuran politikalar olup emperyalist güçlerce sistemli bir şekilde uygulanmaktadır. Turgut Özal ve onun çevresi bu politikaları bilemiyor olamazlar. Bu durumda eşyayı adıyla çağıracak olursak; Özal, yaşamını noktaladığı güne dek emperyalizmin bilinçli işbirlikçiliğini sürdürmüş kişidir diyebiliriz. Bu tanımlamaya daha ağır nitelemeler yapmakta olasıdır.

Gelelim günümüze.

Recep Tayyip Erdoğan ve partisi AKP de tıpkı Özal gibi, hatta yer yer Özal’ı da sollayarak ekonomik ve politik olarak Türkiye’yi son hızla en keskin viraja sokmuş bulunmaktadır. Recep Tayyip Erdoğan, yasaklı olduğu için seçime girememiş ve milletvekili seçilememiştir. Bu yüzden de bayrağı Erdoğan’ın adına geçici olarak taşımak Abdullah Gül’e düşmüştür. Gül’ün başbakanlığı döneminde ABD’nin Irak’ı işgal etmesi gelip çatmış, bu yüzden de Türkiye, ABD’yi her anlamda desteklemek için meclise 1 Mart 2003’te tezkere geçirmeye kalkışmış ve bunu başaramamıştır. Ancak durum bu kadarla kalmadı. Erdoğan kolları sıvadı. 21 Mart  2003 tarihinde birincisinden tam yirmi gün sonra ABD emperyalizmini desteklemek için tezkere çıkarıldı ve Türkiye’nin kara, hava sahası ve limanları ABD’nin ve işgalci koalisyon güçlerinin emrine verilirken her türlü lojistik destek de ihmal edilmedi.

O andan başlanarak Türkiye, Recep Tayyip Erdoğan ve partisi AKP tarafından bugüne dek yaşamını yitiren ve sayıları 5 milyona yaklaşa Iraklının katledilmesine karıştırılmış oldu. O günden sonra Erdoğan ve partisi Türkiye ile ilgili her şeyi ABD’ye danışarak adım attı. AKP’nin kimi yöneticilerinin ABD gezileri yüz kızartıcı olaylarla gündeme geldi. Artık Tayyip, açıktan açığa Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) Eşbaşkanı olduğunu ağzını doldura doldura söylüyor, sanki büyük bir iş başarmış kişinin gururu ile halkımıza kendisine verilen görevi açıklıyordu. Oysa; BOP, yukarda dile getirdiğimiz amaçları gerçekleştirmek için sahneye konulmuştu, Erdoğan’da böyle bir görevi üstlendiği için gerçekte bölge ülkelerinin ve ülkemizin aleyhine bu görevi üstlenmiş kişiydi. Daha açık söylemek gerekirse Erdoğan, Türkiye’nin başbakanı olmasına karşın Türkiye’nin geleceğini karartan politikaların yaşama geçirilmesini üstlenmiş bir kişiydi ve bu görev gerçekte ağır suçtu, suçun sonuçları ise akıl almaz ölçülerde ağırdı.

Değişen bir şey olmadı. Erdoğan’ın politikaları ülkemiz halkı tarafından sanki onaylanıyormuş gibi 22 Temmuz 2007 seçimlerinde % 46,7 oy oranıyla AKP yeniden iktidara geldi. Artık Erdoğan, kendine daha güvenliydi. Herkese ve her kuruma ağır saldırılar içeren yanıtlar verebiliyor ortalığı gerdikçe geriyordu. PKK tarafından sürdürülen saldırılarsa hız kesmeksizin sürdü. Bu durumdan iyice bunalan Erdoğan ise çözüm için bir kez daha ABD’yi boyluyor, katil Bush’la birlikte PKK’nın terör örgütü ve düşman olduğu doğrultusunda ortak yargıya varılıyor, sorunun çözülmesi için ABD ile anında istihbarat verilmesi doğrultusunda bir anlaşmaya varıldığı açıklanıyordu. Özetle; bir kez daha Türkiye halkının uyutulması doğrultusunda ABD’yi suçlarından dolayı aklayan bir anlaşmayla dönülmüş oluyordu. Daha sonra yapılan operasyonlar ve sınır ötesi kara harekatı gösterdi ki, ABD’nin gerçek niyeti bambaşkadır. Çünkü ABD yöneticileri akıl almaz açıklamalar yaparak Türkiye’nin attığı adımları eleştiriyor ve Türkiye’yi köşeye sıkıştırıcı girişimlerde bulunuyordu.

Şimdi gelelim BOP’un sonuçlarına:

BOP’un gereği olarak Irak üçe bölünüyor, aynı politika Suriye’de, İran’da, Türkiye ve diğer bölge ülkelerinde sistemli bir şekilde yaşama geçiriliyordu. Irak’ta durum şekillenmiş olup kuzeyde Talabani ve Barzani’ni tarafından her yönüyle şekillenmiş ABD ve emperyalizm işbirlikçisi bir Kürt devleti ortaya çıkıyordu. Bir başka deyişle; Türkiye’nin kırmızı çizgileri çoktan silinmiş ve sözde sürdürdüğü politikaları da çoktan paketlenip arşive kaldırılmış bulunuyordu. Ve zaten bu politikalar, Süleymaniye’de 11 askerin başına çuval geçirilmesiyle birlikte işlevsizleştirilmişti. Artık; emperyalist dünyanın niyetlerini saklamak için bir neden de kalmamıştı. Bölge ülkelerini ilgilendiren daha önce ABD Dışişleri Bakanı Rice’ın açıkça belirttiği Ortadoğu’nun haritasının değiştirileceği açıklamaları yayınlanan haritalarla doğrulanıyordu. Bu haritalardan öğrendiğimize göre Türkiye’nin yarısı kurulacak olan Kürdistan’a ve Ermenistan’a veriliyordu. Bu bölünmeden diğer bölge ülkeleri de nasiplerini almalarına karşın en büyük zararı Türkiye görmüş oluyordu. BOP’un Kasımpaşalı Eşbaşkanı ve partisi AKP böylesine onur kırıcı gelişmeler karşısında bile sessiz kalabiliyor, her bakımdan Türkiye’yi uçurumun eşiğine getiren ekonomik ve siyasal politikalarını değiştirmeksizin sürdürüyordu. AKP iktidarı tarafından her şey satılıp savrulmuş olmasına karşın, borçlar azalacağı yerde daha da artarak ekonomik bunalımın eşiğine geliniyordu. Siyasal olarak bunalım doruğa tırmanmıştı. Türkiye’nin dış politikası Erdoğan ve partisi AKP tarafından işlevsizleştirilmekle kalınmamış, Türkiye’nin çıkarlarının gözetilmediği politikalar Türkiye’nin dış politikasının eksenine yerleştirilmişti.

Sonuç:

Türkiye’nin çıkarlarını gözetmesi gereken Erdoğan ve hükümeti tam anlamıyla yabancıların çıkarlarını gözeten bir konumdaydı. 1 Mayıs 2008 günü İstanbul’da polisin uyguladığı şiddet uzun zamandır AKP’yi demokrat olarak görmekte ısrar edenlerin bile ağız değiştirmelerine neden olmuştu. AKP sermayenin en saldırgan partisiydi ve işlerini uluslararası sermayenin istekleri doğrultusunda sürdürüyordu. Ülke çıkarları şu bu hak getire, bunların gözleri kararmış, binmişlerdi bir alamete gidiyorlardı kıyamete. Haklarında açılan laiklik karşıtı odak olmaktan dolayı  kapatma davası içinse olmadık boyalara girerek söylemediklerini bırakmıyorlardı. Kuzu postuna bürünmüş kurtluklarını ise satılmış medyanın da desteği ile sonuna kadar götürme kararındaydılar artık.

AKP kapatılmalıdır kuşkusuz. Ancak salt laiklik karşıtı olma odağı ile değil, aynı zamanda yabancıların çıkarlarını gözeten ülkemizin çıkarlarını hiçe sayan bir politika güttükleri ve Türkiye’yi emperyalizme peşkeş çektikleri için de hem yöneticileri  yargılanmalı, hem de partileri AKP kesinlikle kapatılarak bir daha da örgütlenmelerine olanak tanınmamalıdır.

Şimdi anladınız mı Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan’ın benzerliğini ve birbirleriyle nasıl yapışık ikizler olduklarını...

Ancak, uzun sürmeyecek. Böylelerine  işçilerin ve emekçilerin yanıtı da gecikmeyecek...


İLETİŞİM FORMU

NOT: MESAJLARINIZ EN GEÇ İKİ GÜN İÇERİSİNDE CEVAPLANDIRILACAKTIR

 

NOT: telefon numaranızı yazmak istemiyorsanız birkaç rakam yazınız.

[- Sayfayı yazdır - ]


SAYFA BAŞI

ANA SAYFA