turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


HER ŞEYİ BİLİR, ŞEHİRCİLİĞİ HERKESTEN DAHA İYİ BİLİR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

28 OCAK 2017

AKP iktidara geldikten sonra talan edilmedik ne kıyılarımız kaldı ne ormanlarımız ne de SİT alanlarımız. En olmayacak yerlerde 40-50 kat binalar yükseldi. Sağı solu kazancı bol diye AVM'ler doldurdu. Tarihi Sultan Ahmet Camisi'nin görüntüsüne bile giren çok katlı binalar tıraşlandıydı traşlanmadıydı derken koskoca İstanbul beton yığınına çevrildi. Onca vurgun vurulduktan sonra muhterem demişki; "ben yatay mimariden yanayım, çok katlı binaları yapanlar az arazi ile çok para kazanmak isteyenlerdir."

İnsan bu sözleri işitince çileden çıkıyor. Madem bu sözleri edeceksiniz 15 yıllık iktidarınıza şöyle bir göz atsanız da gerçekleri görüp sussanız olmaz mı da şimdi hiçbir şey olmamış gibi konuşup duruyorsunuz? Neymiş efendim, suyun tıpkı içinde bulunduğu kabın şeklini aldığı gibi insanlarda o şehrin şeklini alır ruhu olup çıkarlarmış. Bizim şehircilik anlayışımız öyle bir anlayışmış ki hem Allah'a yönelişi ifade edermiş, hem de insanlar birbirleriyle bir kaynaşırlarmış bir kaynaşırlarmış ki kimsenin ne derdi kalırmış ne de kasaveti.

Bakınız Yahya Kemal'in, sözlerini aktararak ne diyor Sayın çok bilen:

"Bir iklimin manzarası, mimarisi, halkı arasında ahenk varsa, orada gözlere bir vatan tablosu gözükür." Sonra kendisi "Bizim için şehir hem vatandır hem de Rabbimize yönelişimizin tezahürüdür. Tarihimizde, şehir-insan ilişkisini, vatan sevgimizi ve Rabbimize olan yönelişimizi de kapsayacak şekilde kurmaya çalıştığımıza dair sayısız örnek bulunuyor. Ecdadımızın Orta Asya'dan Pakistan ve Hindistan'a, Selçuklu coğrafyasından Osmanlı'nın 3 kıtaya yayılan o görkemli mirasına kadar çok geniş bir müktesebata sahiptir."

Uzatmayalım konuşma bu minval üzerinden sürüp gidiyor.

Ancak kendisi unutmuş ve dahi anımsamak bile istemiyor olabilir. Neki ne bizler olup bitenleri unuturuz ne de tarih. Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisinin de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oluşunu da dikkate alırsak İstanbul tamı tamına çeyrek asırdır bugünkü AKP zihniyetiyle yönetilmektedir. Çeyrek asırdır da İstanbul İstanbul olalı ne böyle bir talan gördü ne böyle bir rant ekonomisine tanık oldu ne de SİT alanları dahil orman ve su havzalarını yitirdi. Çeyrek asırdır AKP zihniyeti diyebiliriz ki İstanbul'u yedi bitirdi. AKP ileri gelenlerinin önemli bir bölümünün nerelerde villa sahibi olduklarını, AVM'lerin ve çok katlı binaların nasıl İstanbul'un bir heyula gibi üzerine çullandığını bilmeyenimiz hemen hemen yoktur. Üstelik bir soruşturma yapılsa hakkaniyet ölçülerinde kim nasıl zengin olup çıktı araştırılsa sözünü ettiğimiz gerçekler bir bir ortaya çıkacaktır kesin.

Talan edilen şehirlerimiz sadece İstanbul'la da sınırlı değil üstelik. Ankara, İzmir, Bursa ve öteki şehirlerin hemen tamamı AKP'nin talanına uğrayarak kentlerimiz kent olmaktan çıkıp birer beton canavarına dönüştürüvermiştir. Şimdi kalkmış Sayın Recep Tayyip Erdoğan yatay mimariden yana olduğunu söyleyerek Beştepe'de düzenlediği şehircilikle ilgili toplantıda yüksek bilgilerini paylaşıyor oradakilerle ve dahi toplumla. Bazı kentlerimiz AKP'li Belediyeler eliyle kararlar alınarak birilerine peşkeş çekildi. AKP'nin elinde olmayan kentlerimizde de yağmanın daha kolay yapılabilmesi için yetkiler belediyelerden alınıp doğrudan ilgili yerlere ve hatta Recep Tayyip Erdoğan'a verildi. Özellikle de İstanbul'la ilgili bir şey yapılacaksa izin merkezinin tek temsilcisi ne yazık ki kendisiydi. Şimdi kalkmış içine Müslümanlığı da sos yalayarak bize yapılan talanı yutturmaya kalkıyor ne yazık ki. Gördüğünüz gibi her konuda yetkili olmak ülke ve ülke insanına nelere mal oluyormuş böylece bir kez daha anlamış olduk.

Geçmişte iyi kötü bir denetim mekanizması varken bile istedikleri gibi at oynatanların önü kesilememişken şimdi eğer anayasa değişikliği halk oylamasından geçerse yetkileri tek elde toplamış olan kişiden tasarrufları nedeniyle hangi kurum aracılığı ile denetim yapılabilecek ve de hesabı sorulacaktır, varsa bir bilen çıkıp söylesin söyleyebilirse. Pişkinlik diz boyu. Adamlar OHAL ilan etmişler, halk oylamasının OHAL varken daha kolay yapılabileceğini söylüyorlar.

Seçimlerde OHAL altında yapılır üstelik de sandığa atılan oyların bile nesnel olarak sayımı dökümü bunlara bırakılırsa demeyin gitsin bu muhteremlerin keyfine. Keyfine diyecek olmaz tamam da bu talan ekonomisiyle ne ülke ekonomisi düzelir ne yurttaşlar hak ve özgürlüklerini kullanabilirler ne de adalet, eşitlik ve kardeşlik olur. Ülke padişah yetkileriyle donatılmış tek adam diktatörlüğü altında öyle bedeller öder ki bir daha belini doğrultması mümkün olur mu bilemem.

İşte değerli yurttaşlar; bizler bize yalan söylenmesine, ülkenin talan edilip yoksulluğun ve işsizliğin artmasına, özgürlüklerin yok edilmesine izin vermek istemediğimiz için anayasa değişikliği için yapılacak halk oylamasında HAYIR diyeceğiz.

Üstelik HAYIR derken de bunu tek başımızla demeyecek, konumuzu, komşumuzu, eş, dost ve akrabalarımızı da yanımıza alarak HAYIR diyeceğiz ve de göreceksiniz kazanacağız….