turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


HER GÜN UMRE HER GÜN GÖSTERİŞ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

17 ŞUBAT 2017

Biz kendimizi bildik bileli sağ politikacılar dini politikalarına alet ederler. Bu yöntemle de hem dinin ticaretini yapıp ceplerini doldururlar hem de ikbal için dini sonuna kadar sömürürler. Sözünü ettiğimiz bu tür davranış AKP iktidarı ile birlikte iyice tavan yaptı. Umre'ye, Hacca gidenler; "tamam bizler dini görevimizi yerine getirdik" diye düşünmeyip sayısız kez Umre'ye ve Hacca, gidip geldiler. Hem bu görevi yerine getirirken de öyle sessiz, sedasız değil tam bir tantana tam bir alahey havada yaptılar ibadetlerini.

Recep Tayyip Erdoğan Katar ve Suudi Arabistan'da niçin bulunuyor? Öyle sanıyoruz ki ikili ilişkiler kurarak o ülkelerle bizim ülkemiz arasında ticari, siyasi, askeri ve kültürel ilişkileri geliştirmek istiyorlar. Yanlarında önemli isimler de var. MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve komuta ettiği ordu şu an El Bab'ta savaşan Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar gibi.

Önce Katar gezisinden bir örnek verelim. Recep Tayyip Erdoğan Katar'da konuşuyor ve diyor ki; "bizdeki basın özgürlüğü Avrupa'da bile yok." Bu sözleri duyunca ne düşünüyor, ne de sinirlenip boşu boşuna kendimizi helak ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki gelinen noktada ülkemizde basın özgürlüğünden söz etmenin olanağı yok. Gazete ve televizyonlar kapatılıyor, gazeteciler yazdıkları ve verdikleri haber nedeniyle tutuklanıp içeri atılıyorsa, gazetelere şunu yaz, bunu yazma diye baskı yapılmakla kalınmıyor, hangi gazetecilerin işten atılmaları gerektiğinin emri veriliyorsa o ülkede Recep Tayyip Erdoğan'ın söylediği gibi değil, kafasının içindeki kadar basın özgürlüğü var demektir. Hatta bu sözlerin Katar'da söylenmesinin de ayrı bir önemi olduğuna ısrarla işaret edelim. Çünkü Katar'ın basın özgürlüğü diye bir derdi zaten yoktur.

Gelelim Suudi Arabistan ziyaretine;

Uzun zamandır AKP iktidarının ileri gelenleri ve Recep Tayyip Erdoğan her fırsatta buralara gidip gezip tozup gelmektedir. Bunlara bir de her ne hikmetse MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar eklenmiştir. Verilen haberlerden öğrendiğimize göre Krallığın özel izniyle Kâbe'nin kapısı Recep Tayyip Erdoğan, Hulusi Akar ve Hakan Fidan ve diğerlerine açılmış. Krallık görülmemiş bir emniyet tedbirleri almasına karşın orada bulunanlar Recep Tayyip Erdoğan'a seslerini duyurmak için "cumhurbaşkanım…cumhurbaşkanım" diye yırtınıp dumuşlardır.

Şimdi gelin de bu gösterişi koyun bir yere koyabiliyorsanız? TSK, IŞİD'a karşı operasyona başladı başlayalı onlarca askerimiz yaşamını yitirmiş, onlarcası yaralanmış, El Bab'ta askerlerimiz can derdindeler. Hulusi Akar ise sanırız askerlerimize bir şey olmasın diye onlar için duacı konumda. Bu görüntüleri görünce ister istemez Hulusi Akar'la birlikte nelerin ne kadar bozulduğunu da açıkça görebiliyorsunuz. 15 Temmuz darbe girişimini önleyemeyen, bir kişi bugün belki de bu halinin ezikliği ile ihramlar içinde gezip dolaşıyor olsa gerek.

Neyse; bu tür gösterişlerin bu ülkenin insanları zaten yabancısı değiller. Bu yüzden de bu eleştirimizi tadında bırakarak asıl konuya dönelim. Bugün, padişahlık anayasasının oylanmasına 58 gün var. Şu ana kadar geçirilmek istenen padişahlık anayasanı savunanların söylediklerine baktığınız zaman dişe dokunur hiçbir şey bulamıyorsunuz. Bunların dağarcığında sadece yalan dolan var. Öylesine zorluk içindeler ki niye 'EVET' dediklerini bile savunamıyorlar. Sadece PKK, HDP 'HAYIR' dediği için 'EVET' diyoruz diyorlar. Bir de eğer oylamadan 'EVET' çıkarsaymış Türkiye uçuşa geçecekmiş.

Bunlara en özlü yanıtı yine CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu verdi. Kılıçdaroğlu; "PKK bana saldırdı, öyleyse benim dışımdakiler PKK'lıdır demek ne kadar doğru değilse, PKK 'EVET' diyor, 'HAYIR' diyenler de terörist demek de o kadar doğru değildir" dedi. Ayrıca 'HAYIR'ı savunanların gerekçeleri o kadar güçlü ki, 'EVET'çilerin ileri sürdükleri bir tek dayanakları bile yok. Nasıl olacak ki, onlar; cumhuriyete, demokrasiye, yargının bağımsızlığına, TBMM'nin millet adına egemenlik hakkını kullandığına, kim hangi makamda olursa olsun denetlenebileceğine, tek kişinin sultasının kabul edilemeyeceğine inanmıyorlar ki. Ayrıca bunların içlerinden bayağı komik görüşler ileri sürenlere de rastlanıyor.

Neymiş eftendim; bu anayasa değişikliği ile yetkiler Recep Tayyip Erdoğan'a verilmeli, daha sonra geleceklerdense bu yetki alınmalıymış. Hangi akla hizmet böyle bir görüş olabilir ki? Bunlar sanırız Recep Tayyip Erdoğan'ın yanlış yapmayacağına öyle inanmış görünüyor olmalılar ki bu sözü söylüyorlar. Oysa biz Recep Tayyip Erdoğan'a böyle bir yetkinin verilmesini çok büyük tehlike olarak görüyoruz. O başka, ancak biz getirilmek istenen sistemin özüne bakıyor ve 'HAYIR' diyoruz.

Son söz; anlaşılan 'EVET'çiler de söylediklerine inanmıyor olmalılar ki, bu değişikliğin sadece Recep Tayyip Erdoğan'la sınırlı tutulmasını, sonrasında ise yine eski sisteme dönülebileceğini savunuyorlar.

Gelin de bu işin içinde bir hinoğlu hinliğin olduğunu düşünmeyin, şeytanın gör dediğini görmeyin isterseniz…