turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


BU NASIL AĞIZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

26 ŞUBAT 2017

AKP'nin ileri gelenleri istedikleri gibi konuşuyorlar. Kimisi iç savaştan söz ediyor, kimisi 90 yıllık cumhuriyet enkazının temizlendiğinden. Kimisi de nefret suçu bir yana Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yunanlı" olduğunu söylüyor, biri de kundakçılık yapıyor ve kundakçılığı vatan-millet duygularıyla yaptığını söyleyebiliyor. Bütün bunlar düşünce açıklamasına girmediğine ve de halkı alenen kışkırtmaya yönelik ve hakaret içerdiğine, üstelik de bu gibi çıkışlar münferitte olmadığına göre başında Cumhuriyet sözcüğü bulunan savcılar ne yapıyorlar doğrusu merak ediyorum. Hukuk denilen şey iktidarların kıskacında iktidar ne diyorsa o kadar diye de bir şey olmadığından niçin görev alanlarına giren suçlar konusunda korkunç bir suskunluk yaşanıyor acaba?

Ankara'nın şu Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek'e ne denebilir? İ. Melih Gökçek tanımadığımız, bilmediğimiz bir kişi değildir. O kişi ki Fethullahçılarla Fethullahçı, Recep Tayyip Erdoğancılarla Erdoğancı olmuş her fırsatta da sinirleri zıplatan açıklamalar yapıp durmuştur. Üstelik bu kişinin var olan serveti bile oldukça şaibeliyken, bu kazanca nasıl ulaştığını bile açıklayacak durumda değilken bakın kalkmış;

"Vatandaşın pek çoğu kendine, çoluğuna çocuğuna pompalı tüfek almış. Bu kez darbe teşebbüsü kanlı olur, halk affetmez" diyor.

Hani bir söz vardır, "bayram değil, seyran değil eniştem beni niye öptü" diye, Gökçek'inki de o hesap; ortada darbe, marbe yokken aslında AKP'lilerin nasıl silahlandıklarını itiraf ediveriyor. Hani bizler avcılık yapacağım diye kırma tüfeklerden tut da otomatik pompalı tüfeklere kadar ruhsat alınıp bu silahlara sahip olunduğunu bilirdik de insan avcılığı yapmak üzere silahlanıldığını da İ. Melih Gökçek'in ağzından öğrenmiş olduk.

Kuşkusuz bizler İ. Melih Gökçek'in durup dururken niye zırvaladığını ve de kime yaranmak istediğini biliyoruz da bu son söylediklerinden de bir sonuç çıkarılması gerektiği üzerinde özellikle durmak gerekir diye düşünüyoruz. Hani şöyle de düşünebiliriz; varsın konuşsun kim takar Yalova kaymakamını. Ne var ki, bu yaklaşım biraz gerçekleri atlamak ve bu çevrelerin yarattığı ve de yaratmak istediği tehlikeleri biraz hafife almak olur. Bu yüzden de her fırsatta yapılan densizliklerin üzerine gitmek ve bu tür sözümona yiğitlik göstermeye kalkanlara meydanı boş bırakmamak gerekir.

Bir de kendisini Başbakan sanan ve Recep Tayyip Erdoğan'ı "Türk Tipi Başkanlık" koltuğuna oturtmak için yırtınan Sayın Binali Yıldırım var. O da görüşlerini şu minval üzere açıklıyor. Parlamenter sistemdeki sorunun 94 yıllık olduğunu belirttikten sonra; "Parlamenter sisteme 1923'ten bu tarafa bir bakın, sürekli problem" diyor. Ayrıca problemin temelinde zayıf iktidarların yattığını ve cumhurbaşkanı seçiminden de kaynaklandığını ileri süren Yıldırım, "Cumhurbaşkanı seçilecek seçtirmiyorlar. Kim seçecek? Ankara'da gözükmeyen ortaklar var" diyerek bildiğimiz teraneleri yineliyor.

Bizim kafamıza takılır. Şu güçlü iktidar tanımlaması var ya aslına bakarsanız ülkenin sorunlarını çözmek için değildir de her niyeyse sürekli olarak halkın tepesinde demoklesin kılıcı olmak için savunulur. Güçlü iktidar tanımı öteden beri halkın soluğunu kesmeyi düşünenlerin en önemli şiarı olmuştur. Bu yüzden de bu tür yaklaşımları olanlardan korkmak gerekir. Çünkü bu yaklaşım aynı zamanda da gelmiş geçmiş bütün faşist iktidarların ve de diktatörlerin de yaklaşımıdır. Cumhurbaşkanının seçilmesine gelince; sermaye iktidarları kendi çalıp kendileri oynarlar sonra da halkın boynuna demir halka geçirmek için yine de kendi arızalarını sebep sayıp ortada nefes almak için bile özgürlük bırakmamak için bu tür laf ebeliklerine başvururlar. Neymiş efendim Ankara'da gözükmeyen bu işin ortakları varmış. Eee Binali Yıldırım böyle derse, halkta şöyle düşünür sanılıyor. Demek ki birileri bizim irademizi hiçe sayıyor biz de öyle bir güçlü kişiye egemenlik verelim ki, Ankara dışındakiler Hanya'yı da Konya'yı da anlasınlar.

Uzatmayalım; AKP ve 'EVET' çilerin cümlesinin feriştahı şaşmış durumda. Bu yüzden de her şeyi göze alan tutum ve davranışlar sergiliyorlar. Silahlanmaktan ve kanlı olaylardan ve de iç savaş naraları atanların cümlesinin ortalığa saçtıkları zehri etkisiz kılmak bu durumda bize farz oldu.

Bu çevreler; ne kadar çırpınırlarsa çırpınsınlar sandıklardan 'HAYIR' çıkacak ve milyonlarca ülke yurttaşı da bu tür tehdit ve yıldırmalardan kurtulup ilk iş rahat bir nefes alacaklardır.

Biline…