turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


KOMİKLİK

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

27 ŞUBAT 2017

Ankara'nın Kazan İlçesi artık Kahraman kazan oldu ya Başbakan koltuğunda oturan kişi orada 'EVET' için miting yaptı. Bu işin kahramanlığını falan tartışacak değiliz. Eğer tartışmaya başlarsak kaç ilimiz ve de kaç ilçemiz hatta köyümüz şanlı bir isimle anılır bilinmez. Zaten böyle bir tartışmanın sonu da gelmez. Bütün bu gergin ortamda yine de sizin gülümsemenizi ve rahatlamanızı isteriz. Çorum'un köylerinden birinin adı Kanlıosman'mış. Köylüler bu durumdan şikayetçi oldukları için mülki amire bir dilekçe vermişler. Sonunda da köyün adı Kanlıosman'dan Şanlıosman'a çevrilmiş. Bunun için köye giden vali köyün girişinde yaşlı bir kadınla karşılaşmış ve kadına; "anacağım köyünüzün adını değiştirdik haberin var mı" demiş. Kadın elini alnına götürmüş ve "köyün adını ne yaptınız" diye sormuş. Bunun üzerine vali gerine gerine; "Anacığım köyünüzün adını Şanlıosman yaptık" diye yanıtlamış yaşlı kadını. Bunun üzerine kadın daha bir diklenmiş; "Efendi, efendi; adında Osman olduktan sonra ha kanlı olmuş ha şanlı olmuş bir şey farketmez" demiş.

İşte böyle Türkiye'de ne kadar il, ilçe, köy ve de mezra varsa hepsinin başına bir "kahraman" sözcüğü getirseniz ne olur getirmeseniz ne olur? Eğer ülke hızla çağ dışılığa sürükleniyorsa, demokrasi askıya alınmış, krallığı aratacak bir yönetim şekli yığınlara "iyidir" diye yutturulmak isteniyorsa yerleşim yerlerinin başına getirilen bir övgü sözcüğünün hiç mi hiçbir değeri yoktur.

Neymiş efendim, 15 Temmuz akşamı Kazan ilçesi halkı gelip Akıncılar Askeri Üssü'nü çevirmişler ve de askerleri hareketsiz bırakmışlar. Sanki aynı hareket bir Kazan'da olmuş gibi birileri salt bir yerlere mesaj olsun diye bu adı koyuverdi Kazan'a. Yoksa Kazan ilçesi yine aynı tas aynı hamam örneği bir yaşam sürecekse kahraman sözcüğünün Kazan'a kattığı da ne ola ki değil mi?

Bilindiği gibi bizler darbelerin her zaman için mağdurları olmuşuz. Hiçbir darbe bize "Allah'ın lütfu" dedirtecek bir iyilik getirmek şöyle dursun deyim yerindeyse tam anlamıyla canımıza okumuştur. Bütün bu gerçeklere karşın sözü edilen bu şaibeli Fethullahçı darbe bir türlü enine boyuna sorgulanmamış, meclis Araştırma Komisyonu'nda bile yangından mal kaçırır gibi birilerince üstü örtülüvermiştir. İşte bu yüzden bizler bir konuyu ele alırken taşı gediğine koymak gerektiğini düşünmekteyiz.

Hem öyle durumu fırsata çevirmek isteyenlerin anayasa değişikliğine gitmelerine de fırsat verilmemesi için her taşı kaldırmalı ve her taşın altına da bakmalıyız diyorum. Bildiğiniz gibi 18 maddelik anayasa değişikliğinden bir tanesinin bile savunulamayacağını gören AKP, saray ve Bahçeli'nin MHP'si bu yüzden hamasi sözler etmenin dışına bir türlü çıkamıyorlar. Bu yüzdendir ki, Binali Yıldırım'ın Kazan konuşması sadece ve sadece; "bir direksiyonda iki kaptan olmaz, bir gemide iki süvari olmaz" söyleminin ötesine geçemiyor. Ya da ne bileyim eğer 'EVET' denirseymiş terörün kökü kazınacakmış. Hele Bahçeli'nin altı üstü olmayan ağdalı sözleri yok mu baştan sona hamaset dolu. Yok, bozkurtlar şahlanacaklarmış, yok Türkiye'nin bekası sorunu sorun olmaktan çıkacakmış neler neler…

Ancak işler değişti. Sahaya indiğinizde hiç de AKP, saray ve Bahçeli'nin dile getirdiği gibi değil hava. Toplum katında öyle bir 'HAYIR' rüzgârı esiyor ki, ne yapılsa, ne edilse 'EVET' oyları 'HAYIR' oylalarının yakınına bile yaklaşamıyor. Toplumda yaşam şekline karışılması, sürekli zamlarla halkın ekmeğinin sürekli küçülmesi, iğneden ipliğe gelen zamlar artık toplumu daha çok ilgilendirir oldu. Bir düşünün, Antalya'da Pazar gezmesine çıkan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşolu'na bir çiftçi mazot fiyatlarından yakındı da Çavuşoğlu çareyi; "bende çiftçiyim" diyerek hızla oradan kaçmakta buldu. İnanın ki eğer AKP toplama ve suni kalabalıklar oluşturmasa 'EVET' konusunda meydanlara getirecek insan bile bulmaktan çok uzakta artık. Bu yüzden de 48 gün sonra yapılacak olan halk oylamasının sonuçlarından hiç mi hiç umutlu değiller. Bu yüzden de hem gergin hem de saldırganlaşmış bulunmaktadırlar.

Toplum katında kandırıkçı tutum ve davranışlara karşı hızla yaygınlaşan tepkiler kendiliğinden örgütleniyor. Ellerinde isim listesi kapı kapı dolaşan AKP'liler anket yapıyoruz bile deseler hemen oracıkta deşifre edilip apartmanlardan da sokaklardan da kovulmaya başlandı. Doğal olarak sonuçlardan iyice hırçınlaşan AKP ve taraftarları da giderek şiddeti daha bir tırmandırmaya meylediyorlar. Bir kahvede bir kişi AKP'li biri tarafından darp edilirken 'HAYIR' çalışması yapanlara saldırılıyor. CHP'li bir genç saldırganlar tarafından bıçaklanıyor. Özetle her şey bu iktidar sayesinde daha da kötüye gidiyor. Bu yüzden de yığınların gerçeğinde 'HAYIR' bir kurtuluş olarak rağbet görmekle kalmıyor, giderek 'HAYIR' çabaları daha da geniş yığınların 'HAYIR' denizine dönüşüyor.

Kalan gün kadar AKP, saray ve Bahçeli kazanma düşü ile şimdilik avunsunlar bakalım, çünkü 17 Nisan sabahı Türkiye'de güneş daha bir aydınlık ve parlak doğacak.

Biraz daha sabır…