turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


NE KONUŞACAKMIŞ?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

12 MART 2017

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Binali Yıldırım'dan Bahçeli'ye oradan Recep Tayyip Erdoğan'a kadar "Çıkın karşıma konuşalım" dedi ya; ilk yanıt Recep Tayyip Erdoğan'dan geldi. "Seninle ne konuşacağız ya" diyen Erdoğan yine bildik sözlerle kendisini dinleyenlere coşku vermeye çalıştı. Ha bu arada kendisini dinleyenlerse birden" idam isteriz" diye bağırmaya başladılar. Bu bağırtı üzerine 16 Nisan referandumundan sonra idamın da gündeme geleceğini belirten Erdoğan, Binali Yıldırım'ın ve Bahçeli'nin idamın geri getirilmesi için hazır olduklarını söyleyip CHP liderine de; "sen ne diyorsun" diye ucuz sözlerle sataşıp durdu.

Önce gelelim Recep Tayyip Erdoğan'ın "senle neyi konuşacağız ya" demesine. Bizce en önemli konu budur. Madem 18 maddelik bir anayasa getirip halkın oyuna sundunuz o zaman televizyona çıkacak ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun karşısına savunacaksınız anayasanızı. Tabi savunamayacağınızı sizler de çok iyi bildiğiniz için minderden kaçıyor ve meydanlara devletin olanakları ile topladığınız halka canınız istediği gibi konuşarak efelenip duruyorsunuz. Hani bir de biz soralım; gerçekten televizyonda karşı karşıya gelseniz, halka her konuda tek karar ve yetki sahibi ben olacağım diyebilir misiniz? Peki, yargıyı istediğim gibi ben şekillendireceğim deme yürekliliğini gösterebilir misiniz? Meclisin bütün yetkilerini ben üzerime aldım, meclis orada sadece göstermelik olarak duracak deseniz yurttaşlar demezler mi o zaman üstelik de sayısını 600'e çıkardığınız milletvekillerine ne gerek var diye. Başkomutan da benim, istediğim gibi savaş da ilan edebilirim, ordu da benden sorulur, diyebilir misiniz peki? Ya devletin bütün kademelerine atama yapma yetkisini de ben üzerime almış bulunuyorum, ülkenin bütün politikalarını eğitimden sağlığa, dışişlerinden iç işlerine kadar ne varsa ben belirleyeceğim deseniz sizi dinleyenler vay be çekip demezler mi bu kadar yetki padişahlarda bile yoktu diye. Dış anlaşmaları ben onaylayacağım, bütün elçileri ben atayacağım da diyebilirsiniz elbette.

Yüksek yargı ile ilgili atamalar benim elimden geçecek, bir partinin genel başkanı olacağım, milletvekillerini ben tayin edeceğim meclisi canımın istediği zaman feshedeceğim deseniz ne olurdu ekran başında bir düşünebiliyor musunuz? Sonra bir de yaptığınız, ettiğiniz işlerden doğan sorumluluklarınız olması gerekmez mi? Çıksanız sorumluluk falan takmam, kimse benden hesap soramaz, kendime ve aileme ömür boyu dokunulmazlık sağlamak istiyorum, eğer meclis bana bir şekilde dokunmak istiyorsa bulur 400 milletvekilini ben de gider tayin ettiğim Anayasa Mahkemesi üyelerinin önünde hesap veririm deseniz milletin aboovv çekip ağzı bir karış açık kalmaz mı?

Uzatmayalım Sayın Recep Tayyip Erdoğan, sizler devletin olanakları ile meydanlara çıkar sizi dinleyecekleri meydanlara toplayabilirsiniz ama Kılıçdaroğlu ile televizyonlarda karşı karşıya gelemezsiniz. Yukarı da saydıklarım bile gelemeyeceğinizin kanıtıdır bilesiniz.

Şimdi gelelim orada burada konuşanların dil sürçmesi demeyelim de dervişin fikri neyse zikrinin de o olması meselesine. Binali Yıldırım Bolu'da konuşuyor. Adamlar bugüne kadar doğru dürüst bir kültür birikimine sahip olmadıkları için hangi sözün ne anlama geleceğinden de habersiz. Bu yüzden meydana asılmış Köroğlu pankartını görüyor ve kalabalığa "Bolu Beyi'nin torunları" diye seslenip Boluluları aklınca onure etmeye çalışıyor. Oysa bizim bildiğimiz Bolu Beyi zalimin biridir, yani Binali Yıldırım gibilerin gerçekte içlerindeki gerçek bir anda denetlenemeyip ortaya çıkıveriyor. Yani bunlar zalimlerden beylerden yanalar. Sonra işin sakatlığının bir şekilde farkına varıyor Köroğlu möroğlu demeye kalkıyor ama olan da olmuş oluyor elbette…

Değerli okuyucular; son zamanlarda Almanya ve Hollanda ile başlatılan tartışma daha da tırmanmış bulunuyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Hollanda'ya sokulmadı. Korumaları gözaltına alınıp gerisin geri Almanya'ya gönderildi.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun uçağına kalkış izni verilmeyeceği kararı da hemen arkasından geldi. Sizin anlayacağınız AKP iktidarı Avrupa'da vizesiz dolaşacağımızı söylüyordu ya; şimdi Hollanda'ya bakanları bile giremez oldular. İşlerin bu noktaya getirilişinin de sorumlusu elbette ki AKP ve saray iktidarıdır. Çünkü AKP ve saray iktidarı ucuz Avrupa karşıtı politikalar yaparak 'EVET' oyunda bir patlama yaratacağını sanıyor. Oysa bu olup bitenlerin iki taraflı da nedenleri var. Hollanda'da seçimler var, iktidar milliyetçi dalganın kabardığı Hollanda kamuoyuna bu şekilde davranarak puan toplamak istiyor, Almanya'da öyle. Peki, AKP ve saray iktidarının yaptığı ne? O da 'EVET' oylarını çoğaltmak için başvuruyor bunca saçmalıklara.

Ama göreceksiniz. Rusya ile yaşanan kriz bize neye mal olduysa Avrupa ile yaşanan kriz de aynısına hatta daha da ağırına sebep olacak ve bu iktidar yalvar yakar arayı tekrar düzeltmek için olmadık taklalar atarak ülkemizin onurunu daha da bir ayaklar altına almayı sürdürecektir. BU BİR İKİNCİ ONE MUNİTE OLAYIDIR. sonuçlarını da turizmcisinden, sanayicisine, işçisinden çiftçisine kadar herkes yaşayacak tuzu kuru olanlar da bulanık suda balık avlamayı sürdüreceklerdir.

16 Nisan'da bunlara fırsat vermeyelim, 'HAYIR' diyelim ve de bunların bütün oyunlarını bozarak padişahlık yönetimine geçit vermeyelim.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA