Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


GÖREVİNİZ NE?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

16 MART 2017

Bugünlerde en çok konuşulan kişi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Kaya oldu. Hollanda'ya gitmek ve ortaya çıkan bunalımın baş aktörü haline gelmesini gerektiren hiçbir neden yokken gitti ve günlerce Türkiye kamuoyunu meşgul etti. Bilen, bilmeyen, neyin arkasından gittiğinin ayırdında olan olmayan kimseler konuştular da konuştular.

Oysa sözünü ettiğimiz Fatma Betül Kaya'nın bakanlığı Kaya'nın geldiği günden bu yana hiçbir sorunu çözmüş bir bakanlık değil. Bakanlık kadın, çocuk, engelli, yaşlı haklarının korunması görevlerinin hiçbirini yerine getirmemiş. Aksine Kaya'nın bakanlığı döneminde 476 kız çocuğu cinsel istismara uğramış, intiharlar artmıştır. Oysa bakanlık başarı diye diye 81 ilde Çanakkale Zaferi'nin yıldönümü nedeniyle sadece mevlit okutmuş. Üstelik her konuyu 15 Temmuz Fethullahçı darbe girişimine bağlayan AKP ve saray iktidarı gibi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı da başarısızlığını 15 Temmuz yasının uzun sürmesine bağlamış. Yani bizim ülkemizde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı fasa fiso işlerle uğraşmış.

İşin en tuhaf yanı da bu kadıncağız sadece ve sadece Recep Tayyip Erdoğan'ın elinde büyüdüğü ve de onun tarafından kızı gibi sevildiği için bakan koltuğuna oturtulmuş. Sizin anlayacağınız başkaca da bir özelliği yokmuş. Bu yüzden de işini gücünü bırakıp Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın isteğiyle Almanya'dan Hollanda'ya geçmiş. Bu arada yeni yeni bilgilerde gelmeye başlıyor elbette. Bakan Fatma Betül Kaya'ya Başbakan Binali Yıldırım telefon açarak; "ben size gitmeyin demedim miydi ne işiniz var orada" diyesiymiş. Yani sizin anlayacağınız Recep Tayyip Erdoğan ve Binali Yıldırım'ın da söylediği gibi çatal kazık bu Hollanda numarasında da yere geçmemiş. Bir başka deyişle başbakan ve cumhurbaşkanı yetki çatışması yaşamışlar.

Bu durumda Hollanda polisi tarafından arabasına hapsedilen daha sonra da Almanya sınırına yakın bir bölgedeki karakola götürülen bakana, bizim de; "ne işiniz vardı orada, göreviniz ne" diye sorma hakkımız doğdu. Hani ne güzel 81 ilde mevlit okutup dururken ağrımaz başını niye ağrıttın acaba?

AKP ve saray ne yapsalar hile ve hurdaları ayaklarına dolaşıyor. İzmir Milletvekili Hüseyin Kocabıyık'la başlayan Hollanda krizi ile birlikte 'EVET' oyları arttı diyen milletvekillerine Binali Yıldırım yasak koydu. Demek istiyor ki niye oynadığımız oyunu açık ediyorsunuz?

Kükreyen AKP ve saray Hollanda'ya şunu yapacağız, bunu yapacağız derlerken dağ fare doğurdu ve eften püften hiçbir etkisi olmayan bir iki kararla yetinildi o kadar. İstanbul'la Rotterdam kardeş şehir olsa ne yazar olmasa ne? Kalkmış AKP'li İstanbul Büyükşehir Belediyesi jet hızıyla bu yönde bir karar almış. Parlamento dostluk grubu da işlevsiz hale getirilmiş. Dikkat buyurun ne Binali Yıldırım'ın oğlunun şirketleri gündeme geliyor, ne bunların Hollanda'da kurdukları şirketler Hollanda'yı terk edip Türkiye'ye dönüyorlar. Ne de 25 milyar dolara yakın Hollanda şirketlerinin Türkiye'deki yatırımlarına dokunuluyor.

AKP'yi tutanların her halleri garabet. Bunların kimisi portakal bıçaklıyor, kimisi ahırdaki Hollanda ineğini kesmeye kimisi de Hollanda ineklerinin ırzına geçmeye kalkışıyor. Sizin anlayacağınız cahillik ve ilkellik batağında boğazlarına kadar batmış çırpınıyorlar. Çırpındıkça da bataklığın daha da bir derinine gömülmekten bir türlü kurtulamıyorlar.

Sahi bizler neyi konuşuyoruz? Ülkemizde 16 Nisan günü diktatörlük anayasası oylanmayacak mı? AKP ve saray bütün devlet olanaklarını kullandıkları, sarayın örtülü ödenek harcamalarında patlama yaşandığı halde bunlar kalkıp niye getirdikleri 18 maddelik anayasa değişikliğini savunmuyorlar da dağdan, bayırdan konuşarak gündem değiştirmeye çalışıyorlar daha çok? Elbette savunabilseler savunacaklar da ellerinde tutunabilecekleri bir tek tutunabilecekleri dal bile yok. Meydanlarda durmadan Türkiye'nin ekonomisi eğer 'EVET' çıkarsa sıçrama yapacak deyip duruyorlar ama bu 18 maddenin hiçbirisi de ne yazık ki ekonomi ile yakından uzaktan ilgili değil. Diyelim ki ilgili de biz bilmiyoruz, buyursunlar açıklasınlar ekonomi ile ilgili ne varsa.

Toplumun karşısına çıkıp cumhuriyeti yıkacağız, bundan böyle en tepedeki kişi ne derse o olacak, bütün paraları o kontrol edecek, adalet onun eliyle dağıtılacak yargıyı o kontrol edecek, meclisi istediği zaman feshedecek, ömür boyu dokunulmazlık getirdik, kimse onun kılına bile dokunamayacak. Bakanlıklar kuracak, bütün kurumların üst yöneticilerini o atayacak, uzatmayalım bütün yetkiler bir tek adamda toplanmış olacak milletvekili sayısı 600'e çıkarılıp meclis bostan korkuluğu haline getirilecek diyecek değiller ya, işte bu yüzden onlarda başka başka konularla ülkemiz halkının gözünü boyamaya çalışıyorlar o kadar. Bu yöntemleri 'EVET' çıkmasını sağlar mı diye soruyorsanız görünen odur ki şimdilik 'HAYIR' oylarının çok ama çok gerisindeler.

Yani? Yanisi şu; bunların Almanya ve Hollanda'ya efelenmesi sadece ve sadece bir oyundu o kadar. Sonuçları kötü olursa da bunlar için bir önemi yok. Şimdiye kadar sonuçları kötü olan nelere imza atmadılar ki yeni imzalar atmaktan çekinsinler. Sözün kısası binmişler bir alamet gidiyorlar kıyamete amma velakin felakete ülkeyi ve ülkenin geniş halk yığınlarını da sürüklüyorlar.

Dolayısı ile bunlara 'HAYIR' diyerek geçit vermemek de bizim elimizdedir.

16 Nisan günü sandığa gidecek 'HAYIR' diyeceğiz.

17 Nisan sabahı ise alnımıza doğan sabah güneşi ile uyanacağız biline…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA