Turgut Koçak

turgut.kocak@hotmail.com

SİVAS YANGINI

Turgut Koçak

turgut.kocak@hotmail.com


Öyle anlar vardır ki, çığlıklar gökyüzünü kaplar da kimseler duymaz. Öyle şeyler vardır ki, görmemek olanaksızdır ama gözler kör olur kimseler görmez. Dört bir yan ıssızlığa kesmiştir. Kurdun, kuşun izine bile rastlamak isteseniz rastlayamazsınız. Çığlığınız gider geri size döner. Acılarınız salt sizindir, bedeninizin her milimetre karesinde duyarsınız. Ölüm bile yalnızlık değildir ama bulunduğunuz an yalnızlığın ta kendisidir. Ne sizin gibi düşünenlere, ne yârinize ne de yakınınıza ulaşamazsınız. Koskoca bir okyanusun ortasında yapayalnız çırpınır durur yüreğiniz. Yüreğinizi gümbürtüsü ta Fizan’dan duyulur ama dip dibe olduklarınıza duyuramazsınız. Gökyüzünün altı tümden ıssızlığa kesmiştir. Evler, koca koca yapılar, her gün gelip geçtiğiniz sokaklar, caddeler, tel örgülerin önü arkası, demir kapılarla ayrılan öteki dünya, karanlık hücreler, köyler, kasabalar, kentler hepten ıssızdır. Su şırıltıları, gölgelik kayaların dibinde öten meri keklik, özlemi şakıyan bülbül, çocuk ağlamaları, çocuk gülmeleri, gülümseyen genç kız yanağındaki gamze, suya inen ürkek ve firari ceylanlar hepsi hepsi terk etmiştir sizi. Artık memleketinizin dağlarına baharın gelme olasılığı da yoktur. Görüşmeciniz yeşil soğan getirmek için bile gelemeyecektir artık. Bir kapıdan bir başka kapıya geçerken bu dünyada ahtınız kalmıştır ki, en çok da size o koyar. Arkanızdan yazılanları, çizilenleri, konuşulanları duyar gibi olur yüreğinize saplanan kara saplı bıçağın acısını tatmışçasına sarsılır kalırsınız.

Güzelliğinizle sallayıp sarsarsınız düşmanlarınızı. Onlar ki, iflah olmazlar artık. Öyle bir belaya düşmüşlerdir ki, tüm günleri tüm geceleri katran karasıdır. Kökünden kuruyan bitkiler gibi kendilerine bile yararsızdırlar. Ne ışıkları vardır ne de gölgeleri. İki ayrı dünyanın iki ayrı şeyisinizdir ama her nasılsa karşılaşmışsınızdır ıssızlıkta. Issızlık bir başka şeydir. İki ayrı yazgıya dönüşmüş bir başka şey. Şeyleri bir türlü aklınızdan çıkaramazsınız. Bu yüzdendir ki, dilimiz hep şeylerden söz eder. Şeyler; şeyimiz olarak canevimize çökmüş bir konuktur. İstesek de başımızdan savamayız onları.

Başı dumanlı dağların türküsüdür yaşadıklarımız. Ne karımız kalkar ne dumanımız eksilir. Kahpe feleğin oyununa gelmişizdir de bu yüzden boynumuz bükülüdür. İki elimiz iki koynumuzda kalmıştır da boynumuz kılıç altında kıldan incedir. Gıkımız çıkmadan verdiğimiz başlarımızı yığsak Hasan Dağı da olur Ağrı dağı da. Yine de gözlere görünmez nedense. Yine de her yerine getirilmeyen şeyin suçlusu biz gibiymişiz gibi yükleniriz kendimize. Kendimiz kendimizi vurur deviririz yere.

Ağıt toplumuyuz. Binlerce yıl eskilerden getirmişiz huyumuzu. Hem başkaldırırız hem de susarız. Yüzyıllar bile bozamaz suskunluğumuzu. Dağlara yaslı kayalara benzeriz. Kendimiz bile ayırdında değilizdir devinimimizin. Tıpkı çobanın değneğine attığı çentik gibi yüzümüze çizgisini atmışızdır yaşadıklarımızın. Tarihizdir yani. Gizleriz, kimse duymasın isteriz bizlere yapılanları. Kin tutmadığımızdandır. İsteriz ki, bizden olanlar kin tutup yüreklerinin cevahirini karartmasınlar. İsteriz ki, yüreklerinin başına kara kara düşmanlıklar çökmesin. Bir çocuk gibi arı kalsın yürekleri. Duru bir suya bakar gibi baksınlar kendilerine. Kendilerini görsünler duru suların aynasında. Ve sonsuza kadar var olacakmış gibi mutlu ve kedersiz kucaklasınlar her anlarını. Her anları kendilerinin olsun. Hiçbir güç bozamasın saygınlıklarını…

(…)

Anlattıklarımız Sivas yangınıdır. Bu yangında bize biz kadar yakın canlarımıza kıyılmıştır. Hem de ülkenin emniyet güçlerinin gözleri önünde gerçekleşmiştir olanlar. Madımak Oteli’nin yalımları ta Ankara’dan görülmesine, son anlarını yaşayanlara en yetkili ağızlardan güvence verilmesine karşın sonuç değişmemiş dostlarımız, arkadaşlarımız, çocuklarımız canlarından olmuşlardır.

Sivas yangını gerektiği gibi gün yüzüne çıkarılmamış, perde gerisindekiler görünmeyen kara yüzler tarafından saklanarak kanıtlar karartılmıştır. Ellerinde benzin bidonlarıyla dolaşanlar emniyet güçlerinin gözleri önünde dolaşırlarken bir görevli çıkıp da sizde kimsiniz diye sormamış soramamıştır. Büyüdükçe büyüyen tehlike ateş olup canları soldururken ıssızlığa döndürülen Türkiye’de herkes olup bitenleri umarsız izlemek zorunda kalmışlardır.

Suçludur çağdışı görüşlerin arkasından gidenler. Suçludur çağdışı görüşlerden beslenip politika yapanlar. Suçludur yandaş görünüp de emniyet güçlerine sözlerini geçiremeyenler.

Devlet suçludur.

2 Temmuz 1993 yılından bu yana tam 15 yıl geçmiştir. 15 yıla karşın acılarımız dinmiş değildir. Yaşanılan onca acıdan gerektiği kadar ders alındığı bile söylenemez. Eğer gerektiği kadar ders alınmış olsaydı bugün bazı politik yapıların AKP’nin yedek lastiği gibi davranması olası mıydı? Demokrasi adına kimileri kalkıp da gericiliğin değirmenine hiç su taşırlar mıydı? Abdullah Gül’ün Çankaya’ya çıkmasını demokrasi adına içlerine sindirebilirler miydi?

Son söz; Sivas yangını öyle bir yangındır ki, dumanı ülkemizin göğünde kapkara durmaktadır. Sivas yangını öyle bir yangındır ki, aymazlar için çığlıktır. Sivas yangını öyle bir yangındır ki, şafağın güne dönüşmesi için savaşanların gözlerindeki uykusuzluktur. Çünkü uyku küçük ölümdür.


İLETİŞİM FORMU

NOT: MESAJLARINIZ EN GEÇ İKİ GÜN İÇERİSİNDE CEVAPLANDIRILACAKTIR

 

NOT: telefon numaranızı yazmak istemiyorsanız birkaç rakam yazınız.

[- Sayfayı yazdır - ]


SAYFA BAŞI

ANA SAYFA