|
Güzelliğinizle sallayıp sarsarsınız düşmanlarınızı. Onlar ki, iflah olmazlar artık. Öyle bir belaya düşmüşlerdir ki, tüm günleri tüm geceleri katran karasıdır. Kökünden kuruyan bitkiler gibi kendilerine bile yararsızdırlar. Ne ışıkları vardır ne de gölgeleri. İki ayrı dünyanın iki ayrı şeyisinizdir ama her nasılsa karşılaşmışsınızdır ıssızlıkta. Issızlık bir başka şeydir. İki ayrı yazgıya dönüşmüş bir başka şey. Şeyleri bir türlü aklınızdan çıkaramazsınız. Bu yüzdendir ki, dilimiz hep şeylerden söz eder. Şeyler; şeyimiz olarak canevimize çökmüş bir konuktur. İstesek de başımızdan savamayız onları. Başı dumanlı dağların türküsüdür yaşadıklarımız. Ne karımız kalkar ne dumanımız eksilir. Kahpe feleğin oyununa gelmişizdir de bu yüzden boynumuz bükülüdür. İki elimiz iki koynumuzda kalmıştır da boynumuz kılıç altında kıldan incedir. Gıkımız çıkmadan verdiğimiz başlarımızı yığsak Hasan Dağı da olur Ağrı dağı da. Yine de gözlere görünmez nedense. Yine de her yerine getirilmeyen şeyin suçlusu biz gibiymişiz gibi yükleniriz kendimize. Kendimiz kendimizi vurur deviririz yere. Ağıt toplumuyuz. Binlerce yıl eskilerden getirmişiz huyumuzu. Hem başkaldırırız hem de susarız. Yüzyıllar bile bozamaz suskunluğumuzu. Dağlara yaslı kayalara benzeriz. Kendimiz bile ayırdında değilizdir devinimimizin. Tıpkı çobanın değneğine attığı çentik gibi yüzümüze çizgisini atmışızdır yaşadıklarımızın. Tarihizdir yani. Gizleriz, kimse duymasın isteriz bizlere yapılanları. Kin tutmadığımızdandır. İsteriz ki, bizden olanlar kin tutup yüreklerinin cevahirini karartmasınlar. İsteriz ki, yüreklerinin başına kara kara düşmanlıklar çökmesin. Bir çocuk gibi arı kalsın yürekleri. Duru bir suya bakar gibi baksınlar kendilerine. Kendilerini görsünler duru suların aynasında. Ve sonsuza kadar var olacakmış gibi mutlu ve kedersiz kucaklasınlar her anlarını. Her anları kendilerinin olsun. Hiçbir güç bozamasın saygınlıklarını… (…) Anlattıklarımız Sivas yangınıdır. Bu yangında bize biz kadar yakın canlarımıza kıyılmıştır. Hem de ülkenin emniyet güçlerinin gözleri önünde gerçekleşmiştir olanlar. Madımak Oteli’nin yalımları ta Ankara’dan görülmesine, son anlarını yaşayanlara en yetkili ağızlardan güvence verilmesine karşın sonuç değişmemiş dostlarımız, arkadaşlarımız, çocuklarımız canlarından olmuşlardır. Sivas yangını gerektiği gibi gün yüzüne çıkarılmamış, perde gerisindekiler görünmeyen kara yüzler tarafından saklanarak kanıtlar karartılmıştır. Ellerinde benzin bidonlarıyla dolaşanlar emniyet güçlerinin gözleri önünde dolaşırlarken bir görevli çıkıp da sizde kimsiniz diye sormamış soramamıştır. Büyüdükçe büyüyen tehlike ateş olup canları soldururken ıssızlığa döndürülen Türkiye’de herkes olup bitenleri umarsız izlemek zorunda kalmışlardır. Suçludur çağdışı görüşlerin arkasından gidenler. Suçludur çağdışı görüşlerden beslenip politika yapanlar. Suçludur yandaş görünüp de emniyet güçlerine sözlerini geçiremeyenler. Devlet suçludur. 2 Temmuz 1993 yılından bu yana tam 15 yıl geçmiştir. 15 yıla karşın acılarımız dinmiş değildir. Yaşanılan onca acıdan gerektiği kadar ders alındığı bile söylenemez. Eğer gerektiği kadar ders alınmış olsaydı bugün bazı politik yapıların AKP’nin yedek lastiği gibi davranması olası mıydı? Demokrasi adına kimileri kalkıp da gericiliğin değirmenine hiç su taşırlar mıydı? Abdullah Gül’ün Çankaya’ya çıkmasını demokrasi adına içlerine sindirebilirler miydi? Son söz; Sivas yangını öyle bir yangındır ki, dumanı ülkemizin göğünde kapkara durmaktadır. Sivas yangını öyle bir yangındır ki, aymazlar için çığlıktır. Sivas yangını öyle bir yangındır ki, şafağın güne dönüşmesi için savaşanların gözlerindeki uykusuzluktur. Çünkü uyku küçük ölümdür. İLETİŞİM FORMU NOT: MESAJLARINIZ EN GEÇ İKİ GÜN İÇERİSİNDE CEVAPLANDIRILACAKTIR
NOT: telefon numaranızı yazmak istemiyorsanız birkaç rakam yazınız. |