Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


DEMEK Kİ NEYMİŞ?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

11 NİSAN  2017

Cumhurbaşkanı başdanışmanı nihayet kamuoyuna beklenen açıklamayı yaptı. Bazıları şöyle sanabilir, bu açıklama onu bağlar, dolayısıyla doğru değildir. Bir kez siz hem Recep Tayyip Erdoğan'ın Başdanışmanı olacaksınız hem de onun iradesinin dışında kalkıp 16 Nisan'dan sonra halkın kendi devletini kuracağını söyleyeceksiniz. Böyle bir sözün muhteremden ayar almadan dile getirileceğine kimseyi inandıramazsınız.

Şimdi gelelim halkın devletini nasıl kurduğuna. Gerçi tarihte sayısız halk ayaklanmaları olmuş ve de sadece çok azı zaferle sonuçlanmış ve insanlığın ufkunu sonuna kadar açarak geniş halk yığınlarının söke söke hak ve özgürlüklerini elde etmesine neden olmuştur ama bugün AKP ve saray iktidarının girdiği yol böyle bir yol değildir. Aksine bir kişiye kul köle olma devrini kapatan Türkiye halkı, Kurtuluş Savaşı'nın arkasından cumhuriyeti kurmuştur.

Hiç kuşku yoktur ki kurulan cumhuriyetin onca aksaklıklarına karşın yine de geniş halk yığınları için kazanımları da olmuştur. Önemli olan bu kazanımları koruyarak daha da ileriye götürmek görevimiz olmasına karşın, gerici, dinci, kulcu kesimler, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu cumhuriyete çok büyük düşmanlıklar beslemişlerdir. Öyle ki, Yunan işgalini savunacak kadar ileri gitmiş olan Kadir Mısırlıoğlu gibiler şu an danışmanlık koltuğunda oturmakta olup Recep Tayyip Erdoğan'ın en çok saygı duyduğu insanların başında gelmektedir.

Bizler anayasa değişikliği ile Türkiye'nin nereye götürüldüğünü çok açık bir şekilde yazdık, çizdik ve konuştuk. Bugün getirilen bu anayasaya 'EVET'i savunanların neler söylediklerine ve nasıl davrandıklarını iyi bir incelediğinizde göreceksiniz ki savunulan rejimin demokrasi ve hukuk sisteminin geçerli olduğu bir anlayışla yakından uzaktan ilintisi yoktur. Yoktur, çünkü yurtdışında palyaço gibi Osmanlı giysileri giyip sandık başına oy kullanmaya gidenlerin amaçladığı düzen olsa olsa tek kişinin egemenliği ve sultası olur ki bunları bile gözümüzün içine batıra batıra gerçekleştirmektedirler. Hani birileri iyice şirazeden çıkmış ve bu özlemlerle sandık başına gitmiş olabilirler tamam da, o sandık başında görevli kimseler nasıl olmaktadır da bu gibi madrabazlara bu şekilde oy kullanamayacaklarını söyleyemezler? Nasıl olur da Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden konsolosluklar bu haddini bilmez madrabazlara fırsat verip daha da cüretlenmelerine kapı aralarlar? Biliyoruz, bu ülkede nasıl AKP ve saray iktidarının elinde yargı yargı olmaktan çıkarılmışsa devletin tüm kurum ve kuruluşları da aynı şekilde bozulup bir kişinin emrine sokulmuştur.

Hiç kuşkusuz bugüne kadar ülkemizde çok ilginç mülki amirler görülmemiş değildir ancak hiçbir dönemde AKP ve saray iktidarının dönemindeki gibi haritayı pusulayı şaşırmış değillerdir. Bir sürü örneği bir yana bırakacak ve sadece bir tek örnekle yetineceğim ki gerçekten de olanlar çok acıdır çok. Bildiğiniz gibi Bafra'da Sinan Oğan'a bir saldırı girişiminde bulunulmuş, ol saldırı girişimi ile ilgili Samsun Valisi; "Sinan yine salladı" diye Ttwit atan birisinin twiti ile tartışmalara dahil olacak kadar görevinin dışına çıkarak Türkiye kamuoyuna gerçekten de sallama bir açıklama yapmaktan en küçük bir utanma arlanma bile duymamıştır.

Bugün yandaş gazetelerde neler yazılmakta neler söylenmektedir? Bütün bu gerçekler bile bizlere gidilen yolun yol olmadığını açıkça göstermesine karşın, sanki yalan makineleriyle uyutulup kandırılmaya çalışılmaktayız. Şu Abdurrahman Dilipak'ı anımsıyorsunuz değil mi? Ne diyor o? Yok, sarayda bütün Müslüman ülkelere birer oda hazırlanmışmış da, o ülkelerden temsilciler gelecekmiş de, Recep Tayyip Erdoğan'da İslam dünyasının halifesi olacakmış.

Değerli yurttaşlar bu anayasa değişikliği ile ülkenin nereye götürülmek istendiğini anlamak istiyorsanız bütün bu atılan adımlara ve söylenen sözlere dikkat kesilmelisiniz. Bildiğiniz gibi bunlar 12 Eylül 2010 tarihinde de yine bir anayasa değişikliği getirmişler bizler de bu anayasa değişikliğine yine 'HAYIR' demiştik. Ne oldu? Fethullahçılar yargıyı ele geçirdiler. Polisi kontrol altına aldılar. Ordu duman edildi önemli yerlere Fethullahçılar getirildi. Kim yaptı bütün bunları? Sorunun yanıtı çok açık. O dönemde Recep Tayyip Erdoğan Başbakandı ve bütün bunların gerçekleşmesi için sonuna kadar iradesini bunların hizmetine verdi. Sonra yine hepinizin bildiği gibi 15 Temmuz darbe girişimi gerçekleşti. Bu darbe üzerinden kim ne demiş, nasıl davranmış gerek görmüyoruz.

Ancak söylemek isteriz ki 16 Nisan'da oylanacak olan anayasa değişikliği 2010 anayasanın çok daha tehlikelisi ve Türkiye Cumhuriyeti'ni ortadan kaldıracak niteliklere sahiptir. Bu anayasa değişikliğine 'EVET' oyu hasbel kader çıkarsa biliniz ki bundan sonraki rejimin adı tartışmasız bir kişinin iradesinin geçerli olduğu diktatörlüktür. Bir kişi padişah yetkileriyle donatılmış olacak ve her istediğini isteği gibi yaşama geçirebilecektir. İşte burada değerli yurttaşlar ne milletin egemenliği ne de milletin hesaba katılması söz konusu bile değildir.

Bugün bu anayasaya olur vermek isteyenlerin bir kısmının bilmediği, bir kısmının da domuzuna bildiği bir gerçeklik vardır ki o da doğrudan diktatörlüğe olur vermektir. Demek ki bu bezirgan kafalı kurnazların getirmek istedikleri düzende bu ülkenin halkına yarayacak zerre kadar bile bir iyilik yoktur. Birilerini başımıza kral yapmaktan ve birilerini Karun kadar zengin etmenin ötesinde bir getirisi de olmayacaktır.

Bizler iki seçenekten birisiyle karşı karşıyayız.

Ya bize dayatılmak istenen anayasa değişikliği belgesini sandığa giderek sandığa gömeceğiz ya da kulluk bize çok yakışır diyerek oy kullanacak ve gece gündüz kumruların guguk çektiği gibi Padişahım çok yaşa diye besmele çekip boynumuzda demir halka birilerine kulluk edeceğiz.

Demek ki neymiş?

Gerçekler bu kadar apaçık ortadaymış.
 

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA