Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


NEREDEN NEREYE

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

22 NİSAN  2017

Türkiye öyle zor günlerden geçiyor ki sorunlar sayılamayacak kadar çok.

Kendi iç dinamiği ile gelişmemiş olan Türkiye kapitalizmi ister istemez sermaye güçlerini de eşyanın doğası gereği geliştirememiş, ülkemizde işbirlikçi tekelci kapitalist konumunda olanların kafası bile modern çağa uymadığı gibi bezirgânlıkta çakılıp kalmışlardır. Üstelik onlar için baba ata mirası olan bezirgânlık işlerine de gelmiş istedikleri oyunu istedikleri gibi sergileyerek geniş emekçi yığınları yerine göre sopa ile yerine göre kandırarak, yerine göre de sırtını sıvazlayarak istedikleri gibi gütmüşlerdir. Hepiniz bilirsiniz ki modern burjuvazi sistemin onca sorunlarına karşın yine de üretim için yatırım yapar ve işçilerin yarattığı değerleri kasasına indirirken, çalışanlara da isyan noktasına gelmeyecek kadar işçilerin alın terinden çaldıklarının bir kısmını vermek onlar tarafından bir yöntem olarak benimsenmiştir.

Bizim ülkemizde daha çok bezirgân kültürü ile Anadolu insanını soyup soğana çevirerek zenginleşmiş olanlar, bazı iktidarlar tarafından piyasaya "Anadolu Kaplanları" olarak sürülmüşlerdir. İşte bu kesim iktidarın desteği ve devletin olanaklarıyla kısa zamanda Karunlaşmışlar, öteden beri üretmeden nasıl zengin olunacağını da iyi bildikleri için daha çok vurgun yöntemiyle hem kendileri zenginlik içinde yüzmeye başlarlarken hem de hem de iyiliklerine mazhar oldukları siyasi partilere akıl almaz bir oy desteği sunmuşlardır. Bugün Türkiye'de yaşadıklarımızın acı sonuçları hepimizin bildiği gibi bundan ibarettir.

Burjuvazi tarih sahnesine çıktığı zaman hiç kuşku yok ki ilerici bir karakter taşıyordu. Özellikle de kapitalizmin yarışmacı (rekabetçi) döneminde bu böyledir. Kapitalizm, ne zaman ki yarışmacı döneminden tekelci döneme geçiş yapmıştır işte o zaman gericileşmiştir. Yine kapitalizmin içinde barındırdığı çelişkiler nedeniyle hiç bunalımı bitmediği için kimi zaman devresel olan bunalımlar arttıkça ülke sermaye güçleri tarafından yönetilemez hale gelmiş, bu durumda da geniş emekçi yığınlarını susturmak ve iktidarını devam ettirmek için burjuvazi faşist diktatörlüklere başvurmuştur. Günümüz uluslararası kapitalist/emperyalist sistemde ise artık kapitalizmin bunalımı devresel olmaktan çıkmış neredeyse sürekli hale gelmiştir. Ancak yine de kapitalist sistem sorunlarını çözmek için sayısız yöntemleri kullanarak işin içinden sıyrılmayı dünyanın genel görünümündeki maddi koşullarda ele alındığında başarabilmiştir. Burada ne pahasına sorusuyla karşılaşacağımızı bildiğimiz için yanıtını da konumuzdan uzaklaşmamak için kısaca verelim.

Bugün bölgemizde süren savaşlar bunun en açık kanıtıdır. 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika'da İkiz Kulelerin yolcu uçağıyla uçurulmasının arkasından Afganistan işgaliyle başlayan süren günümüze kadar Irak'ın işgaliyle sürmüş, Libya, Tunus, Mısır, Yemen, Bahreyn derken şu anda devam eden Suriye'ye yönelik operasyonlarla devam ettirilmiştir. Konu daha pek çok örnekle kuşku yok ki desteklenebilir.

Yazımızın başlığını tabiki de bilinçli olarak 'NEREDEN NEREYE' koyduk.

Çünkü yazımızın konusu daha çok ülkemizde yaşananlarla ilgilidir. 1980'li yıllara kadar ilericiler, devrimciler, sosyalistler çok iyi bilirler ki ülkemizde Türkiye işçi sınıfının gözle görülür, elle tutulur bir uyanışına, haklarını savunmak bakımından kendisi için sınıf olmaya ve siyasallaşmasına tanık olunmuştur. 12 Eylül sonrası ise bu yönde örnek vereceğimiz bir takım işçi hareketlerinden de elbette ki söz edebiliriz. Ancak özellikle de işçi sınıfımız açısından bir süredir öyle şeyler yaşıyoruz ki hem işçilerle ilgili hem de işçi sınıfımızın sendikal örgütleri ve hatta işçiler adına politika yaptıklarını ileri süren sosyalist partilerle ilgili çok şey söyleyip yazmamız da olasıdır.

Şimdi bu büyük fotoğrafı karşımıza koyar ve düşünürsek yazıyı bitirirken bir soru da ortaya biz sorabiliriz. Büyük fotoğraftaki görüntü şudur; Türkiye'de yazımızın içinde kısaca belirttiğimiz gibi Türkiye kapitalizmi kendi iç dinamiği ile gelişmemiştir. Durum bu olunca da ülkemizde burjuva demokrasisi olarak dile getireceğimiz demokrasinin bile bizler neredeyse yüz yıla yakın süresini demokrasinin kırıntısıyla yetinerek geçirmişiz. Bu kadarla da kalınmamış, faşist diktatörlükler de ülkenin alışılagelmiş bir yönetimi haline gelmiş. İşte 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan halk oylaması sonucunda kata külliye getirilip yitirdiğimiz söylenen oylamayı da sözünü ettiğim gerçekler ışığında anlamak gerekiyor.

Bugün cumhuriyete ve cumhuriyetin kazanımlarına bile tahammül edemeyip ortadan kaldırmak isteyen AKP ve saray iktidarı 'Anadolu Kaplanları' olarak isimlendirilen asalak bir burjuvazinin de desteği ile siyasal iktidar koltuğuna oturmuş bulunmaktadır. Üstelik giderek yine işin doğası gereği iktidar, ancak ve ancak gasp yoluyla iktidarı elinde tutabileceğini düşündüğü için yapılan seçimlerdeki hile tam da bu anlayışa dayandırılabilir.

Bugün dünyada en azından seçimlerini yapabilen burjuvazinin aksine Türkiye'de seçimleri bile doğru dürüst yaptırmayan bir bezirgân sülale ile karşı karşıya isek daha çok düşünmek ve sosyalistler olarak bir çıkar yol bulmak zorundayız.

Yoksa şu an içinde bulunduğumuz durumun özgünlüğünden kaynaklanan nedenlere ömrümüzce kilitlenir kalır, kendi asli görevimizi yani insanın insanı sömürmediği özgünlük günleri için yani sosyalizm için mücadelede işbaşı yapmaya başlamamak gibi bir mevziye çekilmek zorunda kalırız ki bu da bizim varlık nedenimizi unutmayalım, tartışılır kılar…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA