
NEDEN TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ? -1
KURTULUŞUMUZ SOSYALİZM
SİLAHIMIZ TSİP
GİRİŞ
Ülkemizde hırsızlar, talancılar, gericiler ve
sermayenin kanlı diktatörlüğünü savunan faşistler partilerini kurmuş, bizi erke
getir diye sizlerin karşısına çıkıyor. Her dönem, hele hele de seçim
dönemlerinde binbir kılığa girerek sizleri kandırmak ve oylarınızı almak için
girmedikleri boya kalmıyor. Bu partiler sizden yana oldukları yalanını
birbirleriyle yarışırcasına dillerinden düşürmüyorlar. İşçilerin, emekçilerin
partisi Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) ise kurulduğu 15-16 Haziran
1974'den bu yana durmadan sermayenin saldırılarına uğruyor. 12 Eylül 1980
faşizmi ile kapatılan ve yasaklanan partimiz sürekliliğini sürdürmüş ve 3 Ocak
1993 günü yeniden açık siyasal yaşama dönmüştür. 19 Aralık 2000 tarihinde F Tipi
Cezaevlerinin protestosu bahane edilerek partinin Genel Başkanı ve iki
arkadaşımız tutuklanıp cezaevine atıldılar. TCK'nın 169. Maddesi'inden 3 yıl 9
ay ceza aldılar. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi üstüne üstlük bir de partimiz
hakkında Anayasa Mahkemesi'nde kapatılma istemiyle dava açıldı. Ama bütün bunlar
bizlerin kararlılığını değiştirmedi.
Partimiz yine sizlerin karşısında, yine en kararlı bir şekilde sosyalizmi
savunuyor. Özetle; sistemin partilerine alanları boş bırakmamaya ant içtik
Sermaye düzenine son vermek için kollarımızı sıvadık. Gündüzlerinde
sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan insanca ve onurlu bir yaşam için
işçileri, emekçileri, gençleri, aydınları partimiz Türkiye Sosyalist İşçi
Partisi saflarında örgütlüyoruz. Milyonlarca insanın kurtuluş umudu olarak
sizlere sesleniyor, Kurtuluşumuz sahte umutlarda değil. Sosyalizmde diyoruz. Ve
artık, işçi ve emekçi düşmanlarının kalın perdelerini yırtıp aşağı atıyoruz.
Kendine güvenen, ne yaptığını bilen yüzbinleri örgütlemeye ve onları sosyalizm
öğretisiyle donatmaya soyunduk. Bundan böyle kimse bizim elimizden bir şey
gelmez diye sızlanmayacak. Çünkü biz varız! Biz, sermayenin erkine son verecek,
biz sosyalizmi milyonların kurtuluş seçeneği haline getireceğiz!
Sizleri yarın, öbür gün diye oyalayanların karşısına biz dikileceğiz! Yarınımızı
kazanmak için bugünden tezi yok, karalı bir uğraş vereceğiz.
Zaman yitiremeyiz. Çünkü, biz geciktikçe, bu ülkeyi daha bir yaşanmaz hale
sokuyor ve onurumuzu ayaklar altına alıyorlar.
Onurlu bir gelecek için savaşım verenlerin ve bugünün işini yarına
bırakmayanların yeri Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'dir.
TSİP NE İSTİYOR?
NE DİYOR?
Türkiye Sosyalist İşçi Partisi olarak sınıfsız, sömürüsüz, bir dünya için
savaşıyoruz. Bu yolda eşitlik, kardeşlik, özgürlük uğruna gecemizi gündüzümüze
katmışız. Yeryüzünde bütün insanların sömürüden, baskı ve zulümden kurtulması
için hiçbir özveriden kaçınmıyoruz.
İnsanların eşitliğini binbir bahane ile reddedenlere karşı uzlaşmaz bir savaşım
içindeyiz. Onların bahanelerini insanın doğasına aykırı sayıyoruz. Kendi
çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen asalak takımının bütün görüşlerini
tersyüz etmek ve kazanmak için partimizin önderliğinde herkesin eşitlik,
kardeşlik ve özgürce yaşayacağı sosyalizmi biz kuracağız.
ÖZELLEŞTİRMEYE KARŞIYIZ
Dünyamız, yeryüzünde yaşayan tüm insanların insanca yaşayabilmeleri için gerekli
olan besin her şeye sahip bulunuyor. Bütün insanlığa yetecek kadar besin
maddeleri üretiliyor. Başka bir şekilde söylersek; insanları doyuracak,
besleyecek her şey var. Ne var ki, insanlar bunlardan yoksun, açlık ve yokluk
çekiyor. Öte yandan ise bir avuç azınlık varlık denizinde yüzüyor. İnsanların
gereksinimleri karşılanması gerekirken milyonlarca ton yiyecek ve içecek daha
fazla kazanma hırsı içinde olanların elinde çürütülüp yok ediliyor. Çünkü;
milyonlarca yoksul insanın bunları almaya ellerinde parası yok!..
Milyonlarca insan açlık ve yoksulluk içinde. Bunun bir nedeni olmalı. Bazı art
niyetli olanların söylediğine bakılırsa, insanlar tembel ve akıllarını
kullanamadıkları için aç ve yoksulluk içindeler. Peki bu doğru mu? Kesinlikle
doğru değil. Üstelik o kadar çalıştıkları halde bu insanların durumlarında bir
değişiklik olmuyor. Çünkü; üretim araçları bir avuç azınlığın elinde.
Üretenlerin, ürettiklerine bu bir avuç azınlık el koyuyor. Fabrikalar, makinalar,
hammadde kaynakları, ve teknik donanım parababalarının mülkiyetinde.
Parababaları çalışıyorlar mı? Yan gelip yattıkları halde bütün bu zenginliklere
nasıl sahip olabiliyorlar? Servetleri durmadan nasıl oluyor da artıyor?
Zenginlerin işyerlerinde çalışanlar ise neden ay sonunu iple çekmek zorunda
kalıyorlar. İşten atılanlar, işi olmayanlar ne yapacaklar? Bize bunların
hesabını kim verecek? Kimilerinin zengin, kimilerinin yoksul olması bir alın
yazısı mıdır, bize neden böyle söyleniyor? Bize söylenen bu düpedüz yalanları
yutacak mıyız? Eğer yutacak ve dayanacaksak, nereye kadar sürecek bu işin sonu?
Kimi düzenbazların söylediği gibi ülkemizin kaynakları salt bu kadarına mı
elveriyor, yoksa işin içinde hinoğlu hinlik mi var? Şimdi de burayı irdeleyelim
biraz.
Ülkemizde herkese yetecek kaynak var mı yok mu?
Ülkemizin kaynakları her insanımızın insanca yaşamasına yeterli olmasına karşın
bu kaynaklar, yalnızca zenginlerin kasalarına akıyor. Sabancılar, Koçlar, Doğan
Medya Grubu ve diğer sermaye grupları bugün dünyanın en zenginleri arasına
girdiler. Üstüne üstlük bu işbirlikçi tekeller ülkemiz kaynaklarını emperyalist
güçlere peşkeş çekiyorlar. Bunalım bahanesiyle binlerce işçiyi kapı dışarı
ederek aç ve susuz bırakıyorlar. Ne var ki bu işbirlikçilerin kazançlarında bir
eksilme şöyle dursun daha da şişiyorlar. Kaynaklarımız verimli kullanılmıyor.
Dışa bağımlılık her alanda öne çıkarılıyor. Ülkemizde zengin enerji kaynakları
bulunmasına karşın dışarıdan enerji satın alınarak milyarlarca dolar ödeniyor.
Kaynaklarımız doğru kullanılsa, insanlarımız insanca bir yaşama olanağına
kavuşacaklar, ama kullanılmıyor. Küçük bir azınlık para kazansın diye milyonlar
yok sayılıyor. Bu kaynakların bu küçük azınlığın elinden alınması kimsenin
aklının ucundan geçmiyor. Biz bu küçük ayrıcalıklı grubun elinden yeraltı ve
yerüstü zenginliklerini alacağız. Bankaları, madenleri, fabrikaları toplumun
malı haline getireceğiz. Gerekli olan merkezi bir planlamayla sanayi ve kalkınma
sıçramaları yapacağız. Sınıf farklılıklarından kaynaklanan eşitsizlikleri yok
edecek insanlarımıza insanca bir yaşam sürmelerinin önünü açacağız. İşte o zaman
daha hızlı kalkınacak ve daha hızlı ilerleyeceğiz. Her türlü baskı ve sömürü son
bulacak, insanca yaşanılan ve paylaşılan bir düzene yani sosyalizme ulaşacağız.
ABD'ye AB'ye Karşı olmadan SOSYALİST olunamaz
İşbirlikçiler ve gericiler ABD ve AB olmadan yapamayacağımızı söylüyorlar. Sanki
bu emperyalist güçlerin her dediğini yapmazsak başımız dertten kurtulmayacakmış
gibi propagandalar yapıyorlar. Oysa bugüne kadar ne bela görmüşsek, bu
emperyalist kötülük odaklarına bağımlı olduğumuz için gördük. Görmeye de devam
ediyoruz.
Emperyalist güçler bizi tam dişlerine göre buluyorlar. Ucuz emek gücü dersen
bizde, hammadde kaynakları dersen bizde, ölüme hazır ucuz asker gücü de bizde.
Daha bizimle ilgilenmesinler de ne yapsınlar? Özelleştirmeler sonucu yok
pahasına satılan KİT'lerle niçin ilgilenmesinler? Oluşturdukları ortaklıklarla
,Türkiye'yi istediklerini yapabilecekleri Pazar haline getirdiler.Yardım adı
altında verdikleri borçların kat kat fazlasını faiz olarak geri alıyorlar. Bu
durumda, Türkiye mi ABD ve AB'siz yapamayacak olan yoksa ABD ve AB mi? ABD ve AB
emperyalist ülkeleri bizi ve bizim gibi ülkeleri sömürmeseydi bu kadar zengin
olabilirler miydi? Bize ve bizim gibi ülkelere ne kazandırdılar?
Koskocaman bir hiç!..
Emperyalist güçler bize hep altından kalkamayacağımız zararlar vermekle
kalmadılar. Kore'de askerlerimizi Amerikalılara kalkan yaparak kırdırdılar.
Bugün Afganistan'da emperyalist işgalcilerin koruyucusu durumundalar. ABD'nin
Irak işgalinin başarıya ulaşması için Büyük Ortadoğu Projesi adı altında
yardımına hazırlanılıyor. Gençlerimiz, emperyalizmin çıkarları için ölüme
hazırlanıyor. Filistin'i kana bulayan, Ortadoğu'yu sürekli tehdit altında tutan
İsrail ile birlikte davrandığımız için komşularımız ve bölge halklarının
düşmanlığını kazanıyoruz Sanayimiz ve tarımımız çökertiliyor. Bu yüzden
ülkemizde giderek işsiz ve yoksul sayısı daha da artıyor. Her gün ülkemize
emperyalizmin ekonomi ve siyasi kuruluşlarının başında olanların yeni yeni
yaptırımlar için biri geliyor biri gidiyor. Sanki bir valilikle yönetiliyormuşuz
gibi AKP'li hükümete emirler yağdırılıyor. Onurumuz ayaklar altına alınıyor.
Ekonomimiz hakkında bütün kararları IMF veriyor. AB üyeliği için bu ülkenin
yöneticileri ödün üstüne ödün vermekle kalmıyor, işi yalakalık derecesine kadar
götürüyor.
Ülkemiz, emperyalist silah tekellerinin pazarı haline getirildi. Her yıl silaha
milyonlarca dolar ödüyoruz. Bütün bunlar az geliyormuş gibi, ülkemiz ABD'nin
nükleer silah başta olmak üzere silah deposuna çevriliyor.
İşte bütün bunlar yüzünden ve insanca yaşamak için Türkiye Sosyalist İşçi
Partisi'nin (TSİP) saflarında toplanmalıyız.
Türkiye işbirlikçi sermayesi, emperyalist yağmadan pay alıyor, emperyalist
şirketlerin pazarlamacılığını yaptığı için para kazanıyor. Ve bu yüzden de
yaşadığımız bütün kötülüklere sebep oluyor.
Sermaye kapıkulluğunu yaptığı emperyalizmin emekçilerimize karşı kılıcını
sallıyor.
Bize yutturulan yalan, emperyalist ülkelerden yardım aldığımızdır. Tam tersine
biz onlara yardım ediyoruz. Çünkü onlardan aldığımız paranın kat kat fazlasını
biz onlara ödüyoruz. Emperyalist ülkelerden her yıl gereksiz olarak 30-40
milyarlık ithalat yapıyoruz. Ülkemizin en zor dönemlerinde bile bu sömürü ve
talan devam ettiriliyor. Kısacası işbirlikçi sermayenin boyunduruğunda ülkemiz
inim inim inletiliyor.
Emperyalist ülkelerle her türlü bağımlılık ilişkisini hemen kesmediğimiz sürece
sorunlarımız artarak devam edecek. Kestiğimizde ise bundan yalnızca
emperyalistler zarar görecekler. Bize uygulanacağı söylenen ambargoların ise hiç
mi hiç değeri yoktur. Eğer biz kaynaklarımızı doğru kullanır isek kolaylıkla
kalkınabileceğiz. Yeter ki, bizler kaynaklarımızı emperyalist ve yerli
işbirlikçilere yağmalatmayalım.
TSİP erke geldiğinde, ülkemizi emperyalizme bağlı kılan her türlü
ekonomik ve siyasi anlaşmalar yırtılıp atılacaktır. NATO'dan, IMF'den, Dünya
Bankası'ndan hemen çıkılacak ve bu anlaşmaların iç yüzü halkımıza ve dünya
halklarına açıklanacaktır. Hangi emperyalist ve yayılmacı ülkeyle olursa olsun
stratejik ortaklık adı altında yapılan bütün askeri ve siyasi anlaşmalar yok
sayılacaktır. Bizi soyarak borçlandıran ve emekçi halkımızı küçücük bir toz
parçası kadar ilgilendirmeyen dış borçlar ödenmeyecektir. Bunu Türkiye Sosyalist
İşçi Partisi yapacaktır. Bütün bu uygulamalar ancak ve ancak sosyalizmle
gerçekleştirilebilir.
Gerici ve halk düşmanı görüş ve inançlara neden karşıyız?
Emperyalizm ve yerli işbirlikçileri sürekli olarak gerici ve halk düşmanı görüş
ve inançları pompalamaktadırlar. Çünkü, onlar isterler ki insanlar
yaşadıklarının nedenini kavrayamasınlar, bilemesinler. Eğer insanlar
yaşamlarındaki olumsuzlukları doğru kavrarlar ve bilirlerse bu onların sonu
olacaktır. İşte bu yüzden egemen güçler emekçi halkımıza durmadan yazgı'dan söz
ederler. Bunun içinse gerici görüş ve inançlar kullanılır. Dün Sovyetleri
kuşatmak ve yıkmak için kullanılan Taliban ABD tarafından örgütlenmiş ve
beslenip palazlandırılmıştır. Kısaca Afganistan'da onları erke taşıyan da
Amerika'dır. Dünyanın her tarafında ABD gericileri kullanarak güç kazanmaktadır.
Ülkemizdeki AKP erki de gerici ve Amerikancıdır. Ortadoğu'yu bugünkü duruma
getirenler de onlar olmuşlardır.
Ülkemizde ne zaman ilerici ve devrimci güçler gelişkinlik kazansa karşılarına bu
gerici takımı çıkarılmaktadır. Daha dün Sivas'ta Emekten, eşitlikten,
özgürlükten yana tutum alan insanlarımız gerici güçler tarafından yakılarak
öldürüldüler. Bu insanlık suçunu gerici görüş ve inançları adına davrananlar
işlediler. Oysa gerçekler hiç de göründüğü gibi değil. Bu çevrelerin dini de,
imanı da para olmuştur. Din kisvesi altında palazlanan bu yobazlar sermayenin ve
dış güçlerin hizmetindedirler.
Erbakan'a ve R.Tayyip'e bakın. Bunlar hem çok zenginler hem de dindarlığı
kimseye bırakmamaktadırlar. Durmadan yoksulluktan söz eden R. Tayyip Erdoğan,
çocuklarını Amerika'da okutan, çocuklarına padişah düğünleri yapan bu Tayyip
belediye başkanı maaşıyla mı bu zenginliği elde etmiştir? Yoksa, onlarca
yolsuzluk dosyası, dokunulmazlığı nedeniyle rafa kaldırılan Tayyip bu zenginliği
yaptığı yolsuzluklarla mı kazanmıştır? Fetullahçılar'ın zenginliği artık, salt
Türkiye'de değil, dünyanın her tarafında anılır oldu. Bu zenginliğin çalışılarak
elde edildiğini kim söyleyebilir? Bu zenginliğin harcında halkımızın dinsel
inançlarının sömürülmesi yok mudur?
Zenginler nedense dindarlığı kimseye kaptırmak istemiyorlar. İşlerinde,
aşlarında hep dini inançları öne
çıkarıyorlar. Gören görmeyen bunları dinine bağlı sanır. Gerçekler hiç de
göründüğü gibi değildir. Bütün bunlar yoksul halkımızın inançlarını sömürmek
için yapılmaktadır. Her nedense yoksul insanları karın tokluğuna, her türlü
sosyal güvenceden yoksun ve en kötü koşullarda çalıştırırken dinlerine
bağlılıkları falan akıllarına geldiği yok! Sözüm ona gericiler Batı'ya karşılar,
İsrail'e ise düşmanlar. Bütün bunlar kuyruklu yalan. Hem böyle söyleyip, hem de
ABD ve Avrupa'lı emperyalistlerin yalakalığını bunlar yapıyor.
Ta 1960'lı yıllarda, ABD'nin 6. Filosu'nun askerlerini denize döken gençlere de
Komünizmle Mücadele Derneği üyesi yobazlar saldırdılar. Tarihe Kanlı Pazar
olarak geçen cinayeti de bunlar işlediler. Türkiye'nin İsrail ile kurduğu askeri
ittifak kimin zamanında kuruldu? Tabi ki Erbakan hazretlerinin erkte olduğu
dönemlerde.
Gericiler, halktan yanaymış gibi görünüyorlar. Oysa onların halkçı'lığı yoksul
halkımızı dilenciliğe mahkum etmek olmuştur. İnsanları, belediye yardımlarına ve
yemek kuyruklarına çivileyen bu gerici zihniyettir. İnsanlarımıza aşlarını
kazanacağı iş verileceği yerde, onurlarını yitiren dilenciliğe alışmaları
sağlanıyor. Çünkü; onurunu yitirmiş yığınlar, kendilerini sömürenlere karşı
mücadele de edemezler.
Biz işimizi öbür dünya'ya bırakacak değiliz. Çünkü, bu dünyada sömürülüyor,
eziliyor, açlığa mahkum ediliyor, insan yerine konulmuyoruz. Halkımızın dinsel
inançlar ileri sürülerek sömürülmesini sağlayanlar aydınlık düşmanlarıdır.
Çocuklarımızın, gençlerimizin beynini de bunlar yıkamaktadırlar. Sosyalistler
olarak bunlara fırsat vermemeye kararlıyız. Onların aydınlarımızı katletmelerine
izin vermeyeceğiz.
Dinci gericilikle biz sosyalistler mücadele edeceğiz. Sermaye erkinin zaman
zaman dinci gericiliğe karşı savaşım veriyormuş gibi bir görünüm sergilemesine
kimse kanmamalıdır. Sermaye düzenini rahatsız eden dinci gericilik değildir.
Fazla güç kazanan gericilikten sermayenin rahatsız olması çok doğal. Sermaye,
dinci gericiliğe kontrol gemini vurduktan sonra onlara dokunmuyor. Onları
korumaya ve kollamaya alıyor. Eğer öyle olmasaydı tarikatlar dağıtılır, serpilip
gelişmelerine izin verilmezdi. Başta Fetullahçılar olmak üzere tarikatçıların
işleri eskisi gibi tıkır tıkır yürüyor. Okullarda zorunlu din dersi uygalanmakla
kalmıyor, yeni yeni gerici atılımlar yapılıyor.
Bütün bunları Türkiye Sosyalist İşçi Partisi durdurabilir. İşte bu yüzden
ülkemizde aydınlık bir gelecekten yana olanların yeri, Türkiye Sosyalist İşçi
Partisi'dir.
Kürt Sorunu Nasıl Çözülür?
Kürt sorunu kapitalist sistemin çözeceği bir sorun değildir. Kürt sorunu,
eşitlik, kardeşlik, özgürlük bağlamında çözüme ulaştırılmalıdır. Kapitalizmin
yoksul Kürt emekçilerini daha ağır bir şekilde sömürmesinden kaynaklanan derin
sorunlar yaşanmaktadır. Kürt emekçileri boğaz tokluğuna çalıştırılmanın yanında
sosyal haklardan da yoksundur. Binlercesi onuruna yakışır bir işte çalışarak
ekmeğini kazanamamaktadır. İşten her an atılma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu
yüzden de kendilerini hep ikinci sınıf yurttaş olarak görmüşlerdir.
Kürt ağaları ve beyleriyle işbirliği yapmayı ihmal etmeyen yönetim erki, onlarla
her türlü işbirliği yapar ve
onlarla gerektiğinde yönetimi de paylaşırken, Kürt emekçilerinin istemlerini ise
her zaman gözardı etmiştir. Derin yoksulluk denizinde boğulan Kürt emekçisinin
sorunları giderek ağırlaşmış ve onları sefalete itmiştir.
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, Kürt emekçileri sürekli baskılanmış, dillerine ve
kültürlerine yasaklar getirilmiştir. Bu durum ise giderek ırkçılığı körüklemiş,
faşist odaklar emekçi Kürtlere karşı yıldırma, sindirme ve yok etme eylemlerine
girişmişlerdir. Yıllardır, yoksul Kürt emekçilerinin tepkisi doğru
değerlendirilmesi ve çözüm yollarına gidilmesi gerekirken, sermaye düzeni
tarafından baskı ve şiddetle çözülmeye kalkışılmıştır.
Dün olduğu gibi bugün de, Türk, Kürt ve diğer etnik kökenlerden insanlarımızın
kardeşçe birarada yaşamasının önündeki en büyük engel sermaye düzenidir. Çünkü
bölücülüğün daniskasını sermaye düzeni yapmaktadır. Gerçekte, Kürt ağa ve
beyleri ile Kürt kökenli sermayedarlar, Türkiye'deki egemen güçlerle ayrılmaz
bir bütünü oluşturmaktadırlar. Partimizin bu konuda yaklaşımı son derece
açıktır. Gerek Türk emekçilerinin sorunu, gerekse Kürt emekçilerinin sorunu
küçük bir azınlık konumunda olan sermaye sahiplerinin erkte bulunmasından
kaynaklanmaktadır. Bu da, Türk ve Kürt emekçilerinin sermaye düzenine karşı
birlikte mücadele etmelerini gerektirir. Türk ve Kürt emekçileri birlikte
savaşım vererek kurtulabilir. Kürt emekçilerinin gerçek kurtuluşları da,
sosyalizmle sağlanabilir.
Belirttiğimiz nedenlerle, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi, hangi etnik kökenden
olursa olsun Türkiye'de yaşayan tüm emekçilerin partisidir. TSİP işçi ve
emekçilerin burjuvaziye karşı birlikte savaşımının önündeki her türlü ırkçı,
şoven ve gerici yaklaşımlara karşı ödünsüz davranır ve bu anlayışlara karşı
savaşım yürütür. Bu nedenle kim neyi savunursa savunsun bununla ilgilenmez,
sosyalizmin çıkarları için, Türk ve Kürt emekçilerinin çıkarları ve sosyal
kurtuluşları için iki halkın bölünmesini değil, gönüllü birliğini savunur.
Siyasetle uğraşmak kötü müdür?
Kurulu tüm düzen partileri, halkın karşısına çıkıp yalanlarına bin yalan katarak
politik erke geldiler. Bunların inanılırlığı kalmayınca sistem ABD'nin de onayı
ile yerlerine yenisini getirip oturttu. Kısacası aynı soyun soyundan olanların
biri gelip diğeri gitti. Bunların hiçbiri halkımıza verdikleri sözü tutmadıkları
için halkın gözünde kirlenip beş para etmeyen paçavraya döndüler. Sistemde bu
halkın öfkesinin kendisine yöneleceğinden korktuğu için kitlelerin karşısına
yeni yüzler çıkarttı. Sermaye ve sermayenin sözcüleri bir yandan siyaseti
kimseye bırakmazlarken, bir yandan da siyasetin kötü ve kirlenmiş olduğunu
propaganda ettiler. Yani kitlelerin siyasileşmesi onları korkuttuğu için
siyasetten uzak durmalarını sağlamak amacıyla böyle davrandılar. Oysa düzen
partilerinin tümü sermayenin partileriydiler ve onlardan emir almadan hiçbir şey
yapacak durumda değillerdi. Adına sol denen CHP ve DSP gibi partilerse
diğerlerinden farklı olmamasına karşın kendilerine sol diyerek, kitlelerin sola
akışının önünü kesmek için siyaset yaptılar. Kısacası halkımız bunları da denedi
gördü.
Milliyetçi ve faşist MHP ise, ülkemizi emperyalistlere peşkeş çekmek konusunda
diğer tüm partileri sollayıp geçti. Bakan olarak görev alan ve yolsuzluk
batağına batmayan bir tane bile MHP'li yok. Turgut Özal'la birlikte başlayan
ANAP serüveni ise Türkiye'nin bu zor koşullara düşmesinde en büyük pay
sahibidir. İşçiler, emekçiler ANAP'ın sayesinde kapıkuluna döndürüldü. Ülke her
yönüyle iyice ABD emperyalizmine bağlandı. DYP'ninse öteki sermaye partilerinden
fazlası var eksiği yok. Bir sürü cinayet bu partinin bilgisi içinde
gerçekleştirildi. Susurlukçuları koruyan ve kollayan da bu partidir. Şimdiyse
karanlık işlerin dün prensesi olan Çiller başkanıydı, bugünde prensi olan Mehmet
Ağar başkanıdır.
Partimiz Türkiye Sosyalist İşçi Partisi bütün bunları döne döne emekçi
halkımızın bilincine çıkarmaya çalıştı ve bu yüzden bedeller ödedi. İşte bu
yüzden emekçi halkımızın sosyalist solda tek seçeneği bütün bu pisliklere son
verecek olan ve emekçi halkımıza insanca bir yaşam sağlayacak ve ülkemizi
özgürleştirecek olan bizim partimizdir.
Trilyonlara servet demeyen Erbakan ve onun partisinden bölünen AKP, dün Batı
karşıtı görünürlerken, bugün en kararlı Batı savunucularıdır. AB ile yatıp, AB
ile kalkanlar da onlardır.
Şişinip duran R. Tayip Erdoğan ise, Başbakanlık koltuğuna, belediye başkanlığı
yaptığı dönemde, başta Albayraklar olmak üzere gerici sermaye takımını
zenginleştirerek ve zenginleşerek gelip oturdu. Bunu dağdaki çobanlar bile
biliyorlar.
CHP'ye gelince, bu parti her dönem halkımızın umudunu boşa çıkarmakla kalmamış,
kendisine gönül veren üyelerini de hayal kırıklığına uğratmıştır. Derviş'ten
Yaşar Nuri Öztürk'e, Öztürk'ten AKP'ye geçen gericilere kadar bir çoklarını CHP
meclise taşımıştır. Deniz Baykal'ın arpalığına dönen partinin gerçekte halkçı
yüzü bir toz parçası kadar bile kalmış değildir.
Özetle bütün bunlara baktığımız zaman siyaset kirli gibi görünüyor ve
gösterilmeye çalışılıyor. Amaçları düzen partisinden uzaklaşmış olan geniş
emekçi yığınları siyaseti kirli göstererek kendi partisiyle, yani partimiz
Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'yle kucaklaşmasını engellemek istiyorlar.
Sermaye soygunda, sömürüde, talanda ve her türlü baskı ve zulümde sınır
tanımıyorsa, geniş halk yığınlarının politikadan uzak durmalarının büyük payı
vardır. Emperyalistlere, ülkemiz bu kadar kolay peşkeş çekiliyorsa, bunda da
kitlelerin politikadan uzak durmalarının ve soğumalarının payı var. Sistem
partilerinin siyaseti kirlettikleri doğrudur. Ama buradan yola çıkarak
siyaset'in kirli bir şey olduğu sonucuna varmak hiç bir zaman doğru değildir.
O zaman işçiler, emekçiler, gençler, aydınlar bu sömürü düzeninin karşısına
sosyalizmi savunarak ve kendi partileriyle çıkmalıdır. İşte bu parti, TÜRKİYE
SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'dir.
İşçiler, emekçiler, gençler, aydınlar, siyasal partileri değerlendirirken, bu
partilerin özelleştirmelere karşı çıkıp çıkmadıklarına, ABD'ye, NATO'ya, IMF'ye,
Dünya Bankası'na ve Avrupa Birliği'ne cepheden karşı çıkıp çıkmadıklarına,
gericiliğe karşı savaşım yürütüp yürütmediklerine, hangi etnik kökenden ve
inançtan olurlarsa olsunlar işçilerin, emekçilerin birliğini savunup
savunmadıklarına bakmalıdırlar.
Ancak siyaseti kirli partileri bu şekilde açığa çıkarabiliriz.
Sosyalizm yolunda siyaset nasıl yapılır?
Sosyalizm yolunda siyaset, ülke sorunlarını çözmek için savaşım yürütmektir.
Sosyalizm yolunda siyaset, günümüz Türkiye'sinde, özelleştirmelere karşı savaşım
yürütmeden, sağlık ve eğitim hizmetlerini bir hak olarak görmeksizin ve parasız
olması için savaşım yürütmeksizin yapılamaz.
Sosyalizm yolunda siyaset, ülkemizin kaynaklarını yağmalayan ve ülkemizi kendi
çıkarları için her pisliğin içine süren emperyalistlere ve onların işbirlikçisi
sermayeye karşı savaşım yürütmektir. Emperyalizmin savaş hezeyanlarına, ABD
emperyalizmine, NATO'ya, IMF'ye, Dünya Bankası'na ve AB'ye karşı kararlı bir
duruş sergilemektir.
Dinci gericiliğe karşı çıkmaksızın, emekçilerin dini inançlarını sömürerek
milyon dolarlarına milyon dolar katan Erbakanlar'a, Tayyipler'e, tarikat
şeyhlerine ve cemaat liderlerinin ipliğini pazara çıkarmaksızın da sosyalizm
yolunda siyaset yapılamaz. Aydınlanma savaşımı verilmeden de sosyalizm savaşımı
yürütülemez.
Sosyalizm yolunda siyaset, Türk ve Kürt emekçilerini sermayeye karşı aynı
amaçlar doğrultusunda birleştirmeden, ortak bir savaşım yürütülmesini
sağlamadan, her türden ırkçı ve şoven politikaya ve bölücülüğe karşı Türk
emekçileri ile Kürt emekçilerinin birlikteliğini savunup gerçekleştirmeden de
yapılamaz.
Sosyalizm yolunda politika, sermayeden erki almak savaşımı demektir. Sermayenin
erkine karşı, işçilerin ve emekçilerin erki olan sosyalist erk için savaşım
yürütmektir. Bir avuç azınlığın elinde inim inim inletilerek yönetilen
ülkemizin, her türlü kaynakları bu bir avuç azınlığa ve emperyalizmin
çıkarlarına kullanılmaktadır. İşte bu yüzden işçiler ve emekçiler işsizlikten,
yoksulluktan ve horlanmaktan kurtulamamaktadır. Bir avuç azınlığın elinde siyasi
erk kaldığı sürece de kurtulamayacaktır.
Sermayeye karşı siyasi erk savaşımı ise, parti ile yürütülür. Parti siyasi
savaşımın aracıdır. Sosyalizm yolunda siyaset parti olmaksızın yapılamaz. Çünkü;
parti savaşımın öncüsü ve kurmayıdır.
Emekçileri kim bölüyor?
Sosyalistlerin emekçileri böldüğünü iddia edenler var. Çünkü bunların işine
böylesi geliyor.
Zaten işçiler ve emekçiler birlik olamamışlar. İşçileri ve emekçileri siyasetin
böldüğünü savlayanlar yalan söylüyorlar. Çünkü emekçiler siyaset yaptıkları için
değil, yapmadıkları için bölünüyorlar. Dünyaya sınıf penceresinden bakmaksızın
ve siyaset dışında durarak kendi başlarının çaresine bakanlar, diğer emekçilerle
sınıf kardeşi olduklarının bilincinde değillerdir. Onları bir rakip olarak
görürler. Siyasallaşmamış işçi, patronun kendisini değil, yanı başındaki
arkadaşının işten atması gerektiğini düşünür ve patrona her türlü yalakalığı
yapar. İşten atılmanın kendi başına gelmeyeceğini düşünen işçi her şeyi sessizce
kabullenirken, kendi başına böyle bir iş geldiğinde de kimseyi yanında bulamaz.
Oysa işçiler siyasallaşmış olsalar böyle davranmaktan vazgeçer, siyaset sınıfı
böler diyenlerin oyunlarını boşa çıkarırlar ve işçi sınıfının ve emekçilerin
düzen içi siyasete mahkum edilmelerini engellerlerdi.
Bir fabrikanın işçileri, ücretlerinin arttırılması için işverene karşı
birleşebilirler. İşçiler, bir işkolunda da sınıf ve kitle sendikacılığı yapan
bir sendikaya sahiplerse, kendi işkollarındaki işverenlere karşı ortak bir
savaşım yürütebilirler.
Ama bütün bunlar bile işçi ve emekçileri ülke çapında birleştirmeye yetmez.
Onları ülke çapında birleşmeye götürecek tek şey, siyasal savaşım, yani partili
savaşımdır.
Eğer emekçiler güçlerini ülke genelinde birleştirirlerse, ancak o zaman
sermayeyi dize getirebilirler. İşsizlikten, yoksulluktan ve açlıktan başka türlü
kurtulmanın olanağı yoktur.
Sol neden bölünüyor?
Neden dağınık?
Solculukla ilgili kime rastlasanız solun bölünmüşlüğünden söz ediyor. Bu
doğrudur. Çünkü,sol deyince bu arkadaşların kafasında oluşmuş doğru dürüst bir
kavram yok. Onlara göre sosyal demokratı da, liberal solcusu da, ulusal solcusu
da, sosyalisti de solcu olarak görülüyor. Olaya salt bir solculuk
tanımlamasından bakarsak gerçekten de bölünmüşlüğün önüne geçmenin olanağı yok.
Ortalık sosyal demokrat partilerle doldu. Bir sürü solcu dergi çevreleri oluştu.
Eğer biz genel bir bakış açısından kurtulamaz ve değerlendirimimizi bilimsellik
temeline oturtmazsak sağlıklı bir çözümlemeye ulaşamayız.
Özelleştirmeciler, ABD yanlıları, NATO'cular, IMF'ciler, Dünya Bankasından yana
olanlar, AB'ciler daha da önemlisi bunlara kararlıca karşı çıkmayanlar solcu
olabilirler mi? Gericiliğe karşı özenle karşı çıkıp savaşmayanlar solcu
mudurlar?
12 Eylül faşizminin sağa savurarak küreselleşmeci hale getirdiği ve
liberalleştirdiği solculara solcu gözüyle mi bakmak durumundayız? Bunların
sosyal demokratlarla aralarında ne çizgi farkı var? Bunların da bugün
özelleştirmeye açıktan karşı çıktıklarına tanık olamıyoruz. Bunlar da AB'ciler.
Gericilerle pek çok yerde buluşup kol kola giriyorlar. Liberalleştikleri için
sosyal demokratlarla yeni arayışlar içindeler.
Ulusal solcular
Ulusal solculara gelince bunların kuru kuru bir onuru var.Emperyalist dünya ile
her türlü ilişkiye girelim ama,onurumuzu da koruyalım diyorlar.IMF ile, Dünya
Bankası ile ilişkimizi sürdürelim ama onurumuzdan da vazgeçmeyelim diyorlar. Ne
ABD emperyalizminden geçiyorlar ne de AB'cilikten. Ama onurlu olsun istiyorlar.
Hem bu ilişkileri sürecek hem de onurlu kalınacak. Bu eşyanın doğasına aykırı.
Sağlık ve eğitim hizmetleri paralı hale gelecek, tarım çökertilecek ama onurlu
olunacak. Buna kargalar bile gülerler.
Bunların yedi ceddi emperyalizm uşağı. MHP'yi bağlaşık görüyorlar. Bu partiyi
kim koruyup güçlendirdi, kim solcuların ve halkımızın üzerine saldı? Elbette
ABD! MHP sermayenin vurucu gücü değil miydi? Yoksa bunların akılları başlarına
geldi de bizim mi haberimiz yok. Çeteler kimin içinden çıktı? Ortalığı kan
gölüne döndürmek isteyen MHP değil mi?
Ya bunların mumla ulusal sermaye arayışlarına ne demeli?
Ülkemizde ulusal sermaye olmamasına karşın devrimci savaşımı bunların
sulandırmak istemelerinin altında bir amaç yatıyor olmalı ki bu konuda çok
kararlı görünüyorlar. Tekel dışı kalmış ve emperyalizmle ortaklık içine
girememiş küçük ve orta ölçekli işletmelere bunlar ulusal burjuvadır demek
körlük değil de nedir? Bu küçük ve orta ölçekli sermaye sahipleri ki, işçi ve
emekçilerin en acımasız şekilde kanını emenlerdir. Faşist ve gerici
güçlerin savunucuları ve destekçileri de bunlardır.
Özetlersek; kim ne söylerse söylesin, kendine ne sıfat takarsa taksın ülkemizde
gerçek solcuları bunların arasından bulup çıkarmanın olanağı yoktur. Gerçek
solcuları mı arıyorsunuz, işte karşınızda sınıfçı politikalından asla ödün
vermeyen ve sonuna kadar sosyalizmi savunan TSİP'liler.
TSİP ise bin parça değildir. O öğretisel ve örgütsel olarak çelik bir bilye
gibidir.
Bugün partimize değişik yapılardan ve yaşlardan devrimciler katılıyorlar.
Partimiz her geçen gün daha da güçleniyor güçlenecek. Ülkemizde sosyalizm
doğrultusunda savaşım veren ve hiç bir özveriden kaçınmayan bir parti
durumundayız. Sosyalizm savaşımının bayrağını her geçen gün daha da
yükselteceğimiz günler uzak değil. Bu nedenle sonuna kadar kararlı sosyalizm
savaşımı yürüteceklerin yeri partimizdir. TSİP'tir.
TEK KURTULUŞ SEÇENEĞİMİZ SOSYALİZMDİR
Sosyalizm 1980'li yılların sonunda ciddi bir yenilgiye uğradı. Yenilgi salt
Sovyetler Birliği ile sınırlı kalmadı. Yeryüzünde işçi ve emekçiler için tam
anlamıyla bir yıkım yaşandı denilebilir. Geçmişte bir sürü konuda bir sıkıntısı
olmayan eski Sovyet ülkeleri bu gün iş, sağlık sorunları, eğitim sorunları,
ulaşım, ve konut sorunlarının altında eziliyorlar. Geçmişte bunlar bir hak
olarak kendilerine sunulan Sovyet vatandaşları, bugün kapitalizmin acımazsızlığı
altında bu hakların hepsinden yoksun durumdadırlar. Kazandıkları az miktarda bir
para ile yoksulluğun pençesinde kıvranıyorlar. Kapitalist emperyalist ülkelerde
kapitalizm sosyalizm yıkıldıktan sonra işçi ve emekçilere çok daha utanmazca
saldırıyor. Ücretlerin düşürülmesinden, diğer sosyal haklara kadar önemli
sınırlamalar getirildi. Her şey para ile alınır satılır oldu. Özelleştirmeler ve
yağma almış başını gidiyor. Devletler,sosyal devlet olmaktan birer ikişer
uzaklaştılar.
Bugün sosyalizm yıkıldı diye sosyalizmi kötüleyenler ortalığa döküldüler. Oysa
geçmiş Sovyetler Birliği'ni bilenler, orada modern kentlerin olduğunu, iş, aş,
sağlık, eğitim, konut, ulaşım, elektrik, su sorunlarının olmadığını çok iyi
bilirler. Partimiz TSİP bütün bunların bilincinde olarak herkese gerçekleri bir
bir gösteriyor ve sizleri parti saflarına çağırıyor.
Kapitalizmi tarihin çöp sepetine atmış değiliz. Şimdilik, daha canlı görünüyor.
Ama hak ettiği yere mutlaka göndereceğimizden de adımız gibi eminiz. Tarihin çöp
sepetine atılmadığı için yeryüzünü cehenneme çeviriyor. Sovyetler Birliği
yıkıldıktan bu tarafa yeryüzünü kana boyamaktan çekinmiyor. Yanı başımızda ki
Irak'ta her gün onlarca Iraklı katlediliyor.
Kapitalizm her geçen gün mezara biraz daha yaklaşıyor. Dünyanın bütün kapitalist
ülkelerinde ağır ekonomik ve sosyal sorunlar yaşanıyor. Gelişmeler önemli ölçüde
durmuş durumda. Aralarında ülkemizin de bulunduğu sayısız ülkenin tarımı ve
sanayisi her geçen gün biraz daha çökertiliyor, yoksulluk artarak büyüyor
Milyarlarca insan açlıkla boğuşuyor. 15 yıldır sosyalizm öldü diyenler tüm
kötülüklerin anası kapitalizm için niçin ağızlarını açıp bir şey
söyleyemiyorlar? Kapitalizmin insanlığa bir şey veremeyeceği artık iyice belli
oldu. Bu durumda ölenin ve de ölecek olanın nasıl oluyor da kapitalizm olduğu
akıllara getirilemiyor? İnsanlık 1871'de Paris Komünü'nü yaşadı. 1917 Ekim
Devrimi'ni yaşadı. Biri 70 gün, diğeri 70 yıl ayakta kaldı. İnsanlık bugün her
ikisinden de akıl almaz dersler çıkardı. Elimizde bu iki büyük devrimin bize
kazandırdığı çok büyük deney ve birikimler var. İşte bu deney ve birikimlerle
yeniden yüklendiğimizde artık çok daha başarılı olacağımızı çok iyi biliyoruz.
Kapitalizmin seçeneği vardır, o sosyalizmdir. Ama sosyalizmin seçeneği ise
yoktur. Barbarlığı ise zaten seçenek sayamayız. Küba niçin sosyalizme onurlu bir
şekilde sahip çıkıyor? Çünkü Küba halkı sosyalizmin kazanımlarının hiçbir şeyle
değiştirilemeyeceğini yaşayarak gördü görüyor.
İnsanlık tarihinde yaşanılan karanlık günleri hepimiz biliyoruz. Bunlar aşılarak
bugünlere gelindi. Emperyalist-kapitalist barbarlığın insanlığa verecek bir şeyi
kalmış değildir. Kapitalizme son vermeksizin kurtuluşumuz gerçekleşmeyeceğine
göre, önümüzdeki en can alıcı görevimiz kapitalizme karşı savaşım vermek
olacaktır.
Soldan ve sağdan bir sürü kendini bilmez insan çıkıp bizim ülkemizin insanı adam
olmaz diye suçluyorlar. Bunlar gerçekte art niyetli ve inançlarını yitirmiş
kimseler. Kendilerine güvenlerini yitirmiş olanlar kimsede sistemi yıkmak için
takat kalmadığını sanıyorlar. Kısaca tarihi tersyüz etmeye kalkıyorlar.
Bunlar, onca baskıya karşın 1960'lı yılların TİP'ine insanların nasıl
yöneldiklerini unutmuş olamazlar. 15-16 Haziran 1970'de DİSK'in büyük işçi
eylemini, 1977'de Taksim'e akan 500 bin kişilik kitleyi kimse yok sayamaz. O gün
yapılan ve başarılan işler de bu ülkenin işçisi ve emekçisiyle yapılmıştır.
Bundan sonra yapılacaklar da bu ülkenin işçisi ve emekçisi ile yapılacaktır.Ta
gerilere gitmeden son 15 yılın bir değerlendirimini bile yapsak, önemli
sayabileceğimiz toplumsal eylemliliklere değinmeden geçemeyiz.
12 Eylül faşizminin hala yoğun yaşandığı, baskı ortamının sona ermediği bu
tarihler de bile kitlesel çıkışlar birbirini kovalamıştır.1989 ve 1991 yılları
arasında, Bahar Eylemleri olarak adlandırılan, Zonguldak direnişi, grevlerle
sürmüş, sonunda bu eylemler, politik erkte oturan ANAP'ın bile sonunu
hazırlamıştır.
1990'lı yıllarda başlayan kamu emekçileri eylemliliği gösterilere dönüşmüş,
sendikal hakların alınmasında ve örgütlenmede bir sıçrama yakalanmıştır.
Diğer yandan ezilen yoksul Kürt emekçilerinin baskılanmasından kaynaklanan
istemler yükselişe geçmiş ve günümüze kadar uzanan çok önemli gelişmeler
yaşanmıştır.
Ülkemizin büyük kentleri bu dönemde hareketlenmiş, gecekonduda yaşayan emekçiler
hak istemlerini arttırmışlardır. Öğrenci hareketleri ülkenin gündemine
taşınırken toplumun diğer kesimleri de tam anlamıyla bir kaynaşma içine
girmiştir.
Bütün bunlara karşın, yine de işçi ve emekçilerin her şeye seyirci kaldıklarına
dair eleştirilerin ardı arkası kesilmeden sürdürülmüştür. Bu bir anlamda işçi ve
emekçilere güvensizlik ve umutsuzluk aşılayan bir tutumdur ki, Biz sosyalistler
olarak bunu asla kabul edemeyiz.
Peki; bütün bunları tersine çevirecek, işçi ve emekçilere güven ve umut
aşılamakla kalmayacak onları amaçları doğrultusunda savaşıma sokacak neyimiz
vardır? Bu soruya hiç duraksamadan bir yanıt verebiliriz. Partimiz, Türkiye
Sosyalist İşçi Partisi vardır.
Sorunumuz varsa, ki var. Çözümü de var. Çözüm; toplumun dinamik kesimlerinin
işçi sınıfımızla birlikte hareket etmesini ve sosyalizmden yana bir tutum
almalarının sağlanmasından geçiyor. Çözüm, TSİP saflarında örgütlenmekten
geçiyor.
Eğer biz, sorunun çözümü için doğru yol ve yöntemlerden uzaksak, kuşkusuz
amaçladığımız hedeflerden de uzağa düşeceğiz. Bunun için işçi ve emekçilerin
doğru yol ve yöntemler etrafında toparlanması ve harekete geçirilmesi
gerekmektedir. Bunun da bütün siyasal yol ve yöntemlerini gösterecek olan şey
partiden geçer.
Kimi tepkilere dayanan hareketler salt savaşımımıza zarar vermekle kalmadığı
gibi uzun soluklu da olamazlar. Bunların yok olup gitmeleri kaçınılmazdır.
Savaşımımızı yalnızca toplumun belli bir kesimine odaklamamız da doğru sonuçlar
vermez. Geniş yığınların çıkarlarını öne çıkaran tutum ve davranışları sonucun
belirlenmesinde etkili olacağı gibi, utkunun da önünü açar. Ülkemizde geniş
emekçi yığınların düzenden hoşnutsuzluğu bütün çıplaklığı ile ortadadır. Savaşım
yöntemlerini doğru saptadığımızda işçi ve emekçileri utkuya ulaştırmada bir
savaşımı da doğru örgütlemiş oluruz.
Ne var ki, bütün bunlar boş sözlerle olmaz. Ancak sonucu partili bir savaşımla
lehimize çevirebilir ve kazanabiliriz.
Çünkü, parti, işçi sınıfının yüksek düzeyde örgütlenmiş en önemli silahıdır.
Aklıdır.
Ancak, sizleri örgütlü savaşımdan koparmak için sermayenin propaganda kanalları
işliyor. Örgütlü olmanın durmadan tehlikeli olduğu yalanı söyleniyor. Sizleri
örgütlü savaşımdan koparmak için durmadan tehlike senaryoları işlenerek sizin
örgütlü olmanızdan korkanlar istiyorlar ki, sosyalist bir partide örgütlenerek
bir araya gelemeyesiniz. Çünkü örgütlü olmanız onları, onların erkini tehdit
ediyor. Kuşkusuz yaşamda bir sürü tehlike vardır ve bir rastlantı ile bizim de
bir tehlikenin ortasında kendimizi bulmamız olasıdır. Örneğin, bir uçak
kazasında feci bir şekilde can verebiliriz, ya da her gün onlarcasına tanık
olduğumuz bir trafik kazasına kurban gidebilir ya da benzer bir şeyle
karşılaşabiliriz. Şimdi bütün bu tehlikeler var diye evden dışarıya çıkmayacak,
bir uçağa, gemiye, trene ya da bir otobüse binmeyecek miyiz? Çalışır ve
ekmeğimizi kazanırken de bir kaza ile karşılaşabilmemiz olasıdır.
Bir kaza ile karşılaşmayalım diye çalışmaktan vazgeçebilir miyiz? Dünyada ve
ülkemizde iş kazaları rakamlarına bakarsak, bir sürü tehlikenin bizi beklediğini
görürüz. İnsan daha doğarken tehlikelere açık doğmaktadır. Binlerce bebek,
açlıktan, yoksulluktan, ilaçsızlıktan daha yaşına girmeden ölüyor. Kimi insanlar
doğru dürüst tedavi görmek şöyle durusun hastane kapılarında sürünüyor. Ekmek
kuyruklarında insanlar sersefil. Emekliler maaş kuyruklarında yıkılıp ölüyorlar.
Savaş ve benzer tehlikelerde yüzlerce insan yaşamını yitiriyor. Sel, deprem vb.
Doğal afetler yüzünden yaşamını yitirenlere ceset torbalarını bile yetiştirmenin
bazen olanağı olmuyor. Bütün bunlardan daha tehlikeli ne olabilir? Bu düzenin
sürüp gitmesinin yarattığı onulmaz yaralar kapanabilir mi? Bu düzenden çıkarları
olanlar için örgütlenmenin tehlikeli olduğuna dair korkular yaymak eşyanın
doğası gereğidir. Çünkü bunların tek korktuğu şey örgütlü ve partili savaşımdır.
Gerektiğinde baskı ve şiddete başvurmanın altında yatan anlayışta buradan
beslenmektedir.
Örgütlü güç her şey, örgütsüzlük hiçbir şeydir! Bu nedenle sermayenin daha kolay
sömüreceği yığınların örgütsüz olmalarında sonsuz çıkarları vardır. Örgütsüz
yığınlar işten atılsalar, aç ve yoksul bırakılsalar bir şey yapamazlar. Örgütlü
güçler ise çok şey yaparlar. Bunu sermaye de çok iyi bilmektedir. Kuşkusuz
örgütlü savaşımın kolay bir şey olduğunu söylemiyoruz. Bu yüzden de, örgütlü
savaşım her babayiğidin kaldıracağı bir şey değildir. Ancak, insanlık var
olduğundan bugüne kadar iyi ve güzel şeyler için savaşım yürütmüş ve bugünlere
gelmiştir. Daha da iyi ve güzel şeyler için yani sömürüsüz ve sınıfsız bir dünya
toplumu için savaşım vermek az şey midir?
Örgütlü olmadan, haksızlıklara karşı savaşım vermeksizin oturulup durulur mu?
Bize bu yürekliliği kazandıracak olan şey örgütlü olmak demek değil midir? İşte
biz bunun için partide, TSİP'te örgütlenmeliyiz.
Kimimiz de yanlış yapacağımız korkusuyla savaşımdan uzak durma yolunu seçeriz.
Acaba başı sonu belli olmayan bir savaşımda halimiz ne olur diye düşünürüz.
Kuşkusuz böyle bir riskte bulunmaktadır. Ancak, risk var diye kollarımızı
kavuşturup oturamayız. Bu insanlık dışı sermaye düzenini değiştirmek için
kolları sıvamamak kötünün en kötüsüdür. Bundan daha büyük bir yanlış yapılabilir
mi?
Ülkemizde ve dünyada bunca pislikler varken ve bunları ortadan kaldırmak olası
iken bir şey yapmadan durulabilir mi? Hele bunları değiştirmek için TSİP'te
örgütlü olmak bir kurtuluş seçeneği ise, TSİP'te örgütlü olmaktan uzak
durulabilir mi?
Yüzelli yıldır sosyalizme ve savaşım yollarına dair çok şey öğrendik. Asla
küçümsenmeyecek birikimler edindik. Kısacası yanlış yapma olasalığımız en aza
indi. Partimiz, yol göstericilikte ve sonuç almada değeri anlatılmaz bilgi ve
kararlılıkla donatılı iken nasıl olur da coşkulanmaz ve savaşımdan uzak
durabiliriz?
Biz sosyalistlere hep hayal peşinde koştuğumuz söylenmiştir. İstenmiştir ki,
çırılçıplak bir gerçeklik haline gelmiş sosyalizm bizim kafamızda dumanlı bir
hayale dönüşsün. Umudumuz kırılıp kararlılığımızdan vazgeçelim. Bu yüzden de
sermayenin propagandası olan, sosyalizm iyi ama gerçekleşmesi mümkün değil
sözünü çok duyarız. Kimileri de bize erki vermeyeceklerini söyleyerek kervanda
yerlerini alırlar. Biz bunları boşa çıkarmalıyız. Sermaye güçlerinden erki söke
söke almalıyız. Varolan yönetimle yönetilmek istemeyen geniş halk yığınlarının
önünde hangi güç durabilir? Bugüne dek az mı erkler yıkılmış, az mı tahtlar
parçalanıp tahtlar devrilmiş? Tarihte bunların sürüyle örnekleri var. İste,
sermaye erki de bizim kararlılığımızla böyle tarih olup gidecek ve yığınlar
kurtuluşa, sosyalizme ulaşacaklardır.
Egemen güçlerin çok güçlü olduğunu söyleyerek bir savaşıma yeltenmememiz için
adeta salvolara tutuluyoruz. Bunu biliyoruz. Ancak, örgütlü bir savaşımla
yıkılacaklarını da biliyoruz. Ama her nedense bu gücün nereden geldiğini kimse
çıkıp sormuyor. Çok güçlü görünen sermaye gücünü nereden alıyor acaba? Eğer
işçiler fabrikalarda çalışmasalar, üretilen mallar taşınıp pazarlanmasa,
bankalar, işyerleri açılmasa, ne olur sermayedarların hali?
Eğer biz geniş halk yığınlarının hoşnutsuzluğunu ayağa kaldırabilirsek ve de bu
hoşnutsuzluğu parti önderliğinde örgütler ve partiyi tartışmasız şekilde geniş
halk yığınlarına kabul ettirirsek erk avuçlarımızın içinde demektir. Geçmişte,
özellikle 1970'li yıllarda pek çok şeye tanık olduk. Geniş yığınların
hoşnutsuzluğu giderek büyüyor, onbinler her durumda ayağa kalkıyordu. Grevler,
direnişler her tarafta çığ gibi yükselirken kitleler alanlara akmakla
kalmıyorlar daha ileri istekler içinde savaşımın içinde yer alıyorlardı. Bugün
en geri duran sosyal demokratlar o gün devrimci sözler ederek halkın umudu
olarak gösterildi. O dönem bir tek partimiz bu aldatmaya karşı Kurtuluşumuz
sahte umutlarda değil, sosyalizmdedir diyerek karşı çıktı. Bugünde her türlü
yanıltmaya partimiz karşı çıkıyor. 12 Eylül faşizmi yükselen devrimci savaşımı
durdurmak için tezgahlandı ve yapıldı.
Kısaca bu olup bitenlere karşı bir parti, öncü bir parti olmadan sonucu
belirlemenin olanağının olmadığını gördük ve yaşadık. İşte şimdi tam da buradan
demiri bükmek zorundayız. Demiri bükecek olan da partimizdir, TSİP'tir.
Kitlelerin tepkisini örgütlemek ve onu politik erke taşımak konusunda
kararlılığımızdan kimse şüpheye düşmemelidir. Biz zor günlerin ve zorlukların
içinden geçerek bugünlere geldik. Hiç denenip sınanmamışların palavrası ile
savaşım örgütlenemez. 12 Eylül gibi faşist bir yönetimin altında un helvası gibi
dağılacaklarını bildiğimiz yapılarla TSİP'i karşılaştırmak bile gerekmez.
Şimdiden görevlerimizi doğru saptamalıyız. İvedi olarak geniş çaplı bir
örgütlülüğe gereksinimimiz var. Yukarıda da belirttiğimiz gibi örgütlü gücü hiç
bir güç yenemez.
Düşmanlarımızın çok olduğunu biliyoruz. Bir kere işbirlikçi sermaye ile ortaklık
ilişkileri içinde olan ve ülkemizi sömüren emperyalist güçlerle karşı karşıya
geleceğimiz gün gibi ortada. Ama ne var ki, bu ve benzeri saldırganlıklar bugüne
dek hep derslerini almaktan kurtulamamışlardır. Vietnam'ın ve Küba'nın ABD'ye
verdiği ders unutulabilir mi? Onların kararlılığı ile yenilen emperyalist
çeteleri bizim yenilgiye uğratamayacağımızı kim iddia edebilir?
Aynı şeyi biz Kurtuluş savaşı ile kanıtlamadık mı?
Öteden beri çok bilmişlerin bir sözü vardır. zengin ülkeler bizi kıpırdatmaz,
bizimle alışverişi kestiler mi tek başımıza kalırız diye. Bu anlayış doğru
değildir. Emperyalist ülkelerle girilen ilişkide sömürülen taraf Türkiye,
sömüren taraf ise emperyalizmdir. Bu ilişkinin sürmesinde çıkarı olan da
onlardır. Bizim savaşımımız başarıya ulaştığında onların bize uygulayacakları
her türlü yaptırımın da bir anlamı yoktur. Çünkü; ülkemizin kaynakları kendi
kendini ayakta tutmaya yetip de artacak durumdadır. Eğer biz bugün
kalkınamıyorsak ülkemizin kaynaklarının yerli ve yabancı sermaye güçleri
tarafından yağmalandığı içindir. Biz bunların hortumunu keseceğiz. Ülke
kaynakları ülkemizin kalkınması için kullanılacak.
Emperyalistler ve sermaye bizi iç ve dış borç batağına sokmuş durumdalar. Biz
bunları ödemeyeceğiz. Gereksiz her türlü alışverişe son verilecek, kendi enerji
kaynaklarımıza döneceğiz, tarımı çökertme planları tam anlamıyla ortadan
kaldırılıp gereksinimlerimizi kendi topraklarımızdan karşılayacağız. İşte bu
durum ülkemizin yazgısını değiştirecek. Yani sosyalizm ülkemizin üstüne bir
güneş gibi doğmuş olacak. Kendi bilim ve teknolojimizi kendimiz üreteceğiz. Bu
konuda gerekli eğitimli insan ve maddi kaynaklarımız vardır.
İşsizliğe son verilecek ve çalışabilecek nüfusun tamamı çalıştırılarak ülkemizin
büyük bir potansiyelini harekete geçireceğiz. Bu durumda kapitalizmin aklının
ucundan bile geçmeyen başarılara imza attığımız gibi, tüm halkımızın yararına
sonuçlar da elde etmiş olacağız. Kuşkusuz ülkemizde sosyalizmi kurmak o kadar
kolay olmayacak, zorlanacağız da. Ancak, sonuçları açısından üstesinden
geldiğimiz şey; yani sosyalizmin gerçekleştirilmesi bize bir dünya kazandıracak.
Sermaye düzeninde yaşamak ve bu düzenin çirkinliklerine katlanmak, işte asıl zor
ve dayanılmaz olan budur. Biz, şimdi bu cendereden kurtulmak için savaşıyoruz.
Sermayede oyun çok. Bizim savunduğumuz düzenin insan doğasına aykırı olduğunu
söyleyip dururlar. Oysa kendilerinin düzeni kapitalizm, insanı özgürlüğünden
ettiği için, aç ve susuz bıraktığı için, işsiz ve onursuz kıldığı için, insanı
kendisine yabancılaştırdığı için, her şeyin parayla alınıp satıldığı için,
insanın doğasına aykırıdır. Oysa yavuz hırsızlar tersini söylüyorlar.
Sosyalistlerin önünü kesmek için olmadık yalanlara başvuruyorlar. Bütün bunlar
neyin pahasına yapılıyor? Çocuklarımızın iyi bir eğitim görmemesi,
insanlarımızın gerektiği gibi sağlık hizmetlerinden yararlanmaması, açlıktan,
yoksulluktan kurtulunmaması, kısacası insanın köle edilmesi için yapılıyor. Biz
sosyalistler ki, bütün bunları yok edeceğiz. Hangisi insanın doğasına aykırı?
Kapitalizm mi, Sosyalizm mi?
Sosyalizm için savaşım vermiş ve bu uğurda her şeylerini ortaya koymuş insanlara
bir bakalım! Bu insanların güzelliği ve özverisi hangi sermayedarda ya da onun
uşaklığını yapan yamultulmuş kapıkullarında var? İşte, biz bunun için sosyalist
olduk. Bunun için TSİP saflarında savaşıma atıldık.
İnsanların doğası değiştiriliyor. Evine ekmek götürmek için insanlar
birbirleriyle acımasızca yarıştırılıyor. Yani alabildiğine bencilleştirilip
kimliği ve kişiliği yok ediliyor. Bu düzende insanca paylaşımcılık yok. Gemisini
kurtaran kaptan sayılıyor. Köşe dönmecilik, hırsızlık, talan ve yağmacılık iyi
bir özellikmiş gibi anlatılıp duruluyor. Burada şaşırtıcı olan bir şey var!
İnsanlık bütün bunlara karşın yine de iyi özelliklerin yitirmiş değildir. Hala
kendisi için istediğini, başkaları için de isteyen insanların sayısı az değil.
İşte, biz dünyayı burasından tutup yerinden oynatacağız. İşçi ve emekçileri
ayağa kaldıracağız, kapitalizmi insanla yeneceğiz!
İşte insanlık ancak sosyalizmde doğallığına kavuşacak ve kimse kimse ile yıkıcı
yarışmalara girişerek ve alabildiğine bencilleşerek insanlığından olmayacaktır.
Sanki sosyalizm gelirse kimsenin çalışmayacağını, herkesin tembelleşip yan gelip
yatacağını dile getirenler var. Bize göre tembelliğin asıl kaynağı da
kapitalizmdir. İnsanı ölümüne çalıştırdığı ve hakkını vermediği için, teknolojik
gelişmelere karşın işini kolaylaştırmadığı ve iş süresini azaltmadığı için,
tembellik artmayacakta ne olacaktır. Kapitalizm kendi çamurunu sosyalizmin
üzerine sıçratmak istiyor. Yapılacak işler iyi örgütlense ve gerekli donanımlar
sağlanabilse bugün uzun süreler gerektiren bir işi daha kısa sürede ortaya
çıkarmak olasıdır. İnsan geri kalan zamanını da kendisi için pekala kullanabilir
ve kendini her anlamda geliştirebilir. İşte o zaman iş, yaşamımızda bir
zorunluluktan yapılan şey olmaktan çıkar ve seve seve yaptığımız bir eylemliliğe
dönüşür. Bunu kapitalizm sağlayamaz, bunu ancak insanın doğası ile örtüşen
sosyalizm sağlar.
Sosyalist düzende insanlar başkalarının har vurup harman savurması için
çalışmayacak. Kendisi için, insanlık için çalışacak. Çalışmak insanın kendi
yaratıcılığının gelişmesinin önünü açacak. Asıl tembellikten kasları işlemez
hale gelenler işçi ve emekçileri tembellik edebilecekleri suçlaması ile
suçluyorlar. Bugün o suçladıkları milyonların insan gibi çalışıp kazanacakları
ve yaşamlarını sürdürecekleri işleri bile yok. Bu utanmaz arlanmazlar bütün
bunlar yetmiyormuş gibi çıkıp bir de tembellikten söz ediyorlar.
O zaman daha neyi bekliyoruz? Gerçekler bütün çıplaklığı ile orta yerde durmuyor
mu?
Örgütlü ve partili savaşımda yer almak gerekmiyor mu?
Örgütlü ve partili olmak için kuşkusuz ince eleyip sık dokuyacağız. Dün var
bugün yok olacaklardan uzak duracağız. Gerçeklerle örtüşen bir programla
karşımıza çıkmış bir partiye katılacağız. Yoksa örgütlenmek demek; önümüze çıkan
sol ya da solumsu bir partiye katılmak değildir. Bir kenarda durup olup
bitenleri seyretmeye gerçekten zamanımız yok. Her şey ayan beyan ortada.
Partiniz TSİP var!
Daha ne kadar bekleyeceğiz. Biz bekledikçe işler daha kötüye gitmiyor mu?
Ülkemiz gözlerimizin önünde batırılmıyor mu? Bizler adam yerine konuyor muyuz?
Emperyalizm ve işbirlikçileri daha ne zamana kadar ülkemizi talan edecekler ve
ülkemizi pis işlerinin ortağı yapacaklar? Sanayimiz, tarımımız batırılıp yok
edilecek. Emperyalizmin savaş çıkarması ve bizim çocuklarımızı ve gençlerimizi
oralara sürmek isteği ve sürmesi nasıl önlenecek?
Sonuç olarak, kendimize bir soru soralım: Daha ne bekliyoruz?
Olup bitenleri izlemek ve haksızlıklara göz yummak suça ortaklık etmek değil
midir?
Onursuzluk değil midir?
TSİP olarak salt koşulları tanımlamakla yetinmiyoruz. Varolan kapitalist düzeni
değiştirmek için de savaşıyoruz. Erki ele geçirmek için her türlü özveriyi
gösteriyoruz. İşte bu yüzden sizlere sesleniyoruz! Bu yürüyüşe siz de
katılın,düzeni birlikte değiştirelim! Hiç kimse tek başına bir şey yapamaz. Ne
yapılacaksa örgütlü olarak yapılacaktır. Kısaca örgütlü olarak çok şey
yapabiliriz.
Artık zaman yitirmemeliyiz. Şu, bu diye oyalanıp durmamızın çoktan zamanı geçti.
İnsanlığın tek kurtuluş seçeneği için, sosyalizm için ayağa kalkmalı ve bu
onurlu savaşıma katılmalıyız. Partimiz, TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)
bizlere yol gösteriyor. Sizleri örgütlü savaşıma çağırıyor.
|