Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


KARİZMA YA DA DEVLET ADAMLIĞI

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

03 MAYIS  2017

Toplumun şu yalaka takımından kurtulmadığı sürece çekeceği var. Neymiş efendim Recep Tayyip Erdoğan'ın karizması varmış. Bu yüzden de onun karşısına çıkarılacak adaylarda da karizma olmalıymış ki kazanabilme şansı olsunmuş.

Olaylara nesnel bakan birisi olarak sizlere soruyorum karizma dediğiniz nedir Allah aşkına? En pahalı giysileri giyip fiyaka satmak mı, ona cart, buna curt çekmek mi, herkesin kendisinden korkup tirtir titrediği kişilik mi, sözünün üstüne söz söylenmeyen adam mı, sözü kanun sayılan bir muhterem olmak mı, astığı astık kestiği kestik bir fenomen mi, Allah'ın bütün sıfatlarını üstünde taşıyan bir dünyalı fani mi, ya da hesapsız kitapsız bir dünyalık biriktirmek mi neyse buyurun söyleyin?

Bazı kendisini yazar mazar sanan oraya buraya kapılanmışların yine son günlerde bir karizmadır tutturmalarına öyle bir tepem atıyor ki demeyin gitsin. Bu çevreler; Recep Tayyip Erdoğan'a böyle bir sıfat yakıştırmışlar ve karşısına çıkacak adamda da böyle bir karizma aranması gerektiği üzerinde duruyorlar. Aslına bakarsanız bu çevreler böyle birine diktatör diyemedikleri için karizma yakıştırıp hem yallanıp çullanmak istiyorlar hem de milyonların umarsız bir şekilde madem karizmatik lider Erdoğan'dır bizim de onun ülkeyi istediği gibi yönetmesine diyeceğimiz yoktur demelerini sağlamaya çalışıyorlar.

Biz böyle karizmayı öperiz, bilmem yeterince açık söyledim mi?

Bir de devlet adamlığı yakıştırması var. Bazılarının hep devlet tecrübesi olur niyeyse. Onları tecrübelerinizden yararlanalım mı diye soran olmaz ama onlar yine de bir şekilde ortaya çıkarlar ve devlet adamlığı ağır başlılığı ile yaparlar yapacaklarını. Biliyorsunuz Devlet Bahçeli için de devlet adamı yakıştırması yapılır. Bizler Bahçeli'yi en son olarak cumhuriyetin yıkılması ve Recep Tayyip Erdoğan'ın kayıtsız koşulsuz irade sahibi bir kişi olarak en tepeye yerleştirilmesinde görev aldığını gördük.

Bir de Deniz Baykal var. Deniz Baykal ki 7 Haziran seçimlerinde iktidarı yitiren bir AKP söz konusu iken üstelik de üzerine vazife bile değilken devlet adamlığı tutmuş ve doğru saraya koşmuştu da bu durum epey tartışılmıştı sanırım unutmuş değilsiniz. Deniz Baykal gibilerinin devlet adamlığı düşük AKP iktidarının 1 Kasım 2015 tarihinde yapılan seçimlerde %49,5 oyla yeniden iktidar koltuğuna oturtulmasını sağlamıştı bunu da bir kenara not edin.

Sonra gündeme anayasa değişikliği geldi. Yapılan anayasa değişikliği ile artık Türkiye'de demokrasinin kırıntısından bile söz edilemeyeceği gibi cumhuriyetle ilgili perde de kapatılmış olacaktı. Halk oylamasına gidildi. CHP konuyu geniş halk yığınlarının kavraması için ciddi bir görev üstlendi. Başardı da. Çalışmalar sırasında Kılıçdaroğlu'nun dışında hem Muharrem İnce hem de Deniz Baykal'a verilen rol aşağı yukarı genel başkanlık rolüydü. Türkiye'nin her yerine gidildi, mitingler düzenlenip çalışmalar gerçekleştirildi. Öyle ki bu yeni durum alışılmış bir durum da değildi bize sorarsanız. Çünkü ilk kez bir genel başkan partisinin içinden hem de karşısına genel başkan adayı olarak çıkmış olan Muharrem İnce'ye ve uzun süre CHP Genel Başkanlığı yapmış Deniz Baykal'a sanki partinin genel başkanlarıymış gibi çalışmaları için bir olanak tanımıştı iyi de oldu.

Oylama bitti. YSK'nın, AKP ve sarayın organize işleri sayesinde 'EVET' kazandırıldı. CHP yönetimi tam da bu konu ile mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğini ve referandum sonuçlarını tanımayacağını söylemesinin arkasından gündeme Deniz Baykal, Fikri Sağlar bir ölçüde de olsa Muharrem İnce vakası geldi. Fikri Sağlar'ın tutumu daha da sakattı aslında. Çünkü Fikri Sağlar Havuz medyasının gazetesi Akşam'a söyleşi vermiş ve bu söyleşi de Kemal Kılıçdaroğlu'nun "tek adamlıkla" suçlamıştı. Fikri Sağlar'ın bu tutumunu nezaketle falan açıklamaya kalkmanın gereği yok. Bu tutum HAYIR Bloğu'nu çatlatmaya yönelik bir tutumdur o kadar.

Dün yine bu konuya birazcık olsun değindik. Yazımızı aynı konuya kısaca değinip bitirmek istiyorum. Önce karizma açısından bir kıyaslama yapacak olursak Kemal Kılıçdaroğlu ile Recep Tayyip Erdoğan arasında dağlar kadar fark vardır. Çünkü yazıya başlarken söylediklerimiz değilse karizma; ki asla değildir, Kılıçdaroğlu'nun karizma açısından Erdoğan'a bin basacak özellikleri vardır. Hani Erdoğan partiye geri dönerken bir konuşma yaptı ve bizler partiye mürit kabul etmiyoruz diye bazı İslami çevreleri eleştirdi ya, Recep Tayyip Erdoğan'a karizma yakıştırmasında bulunan ve baskın bir propaganda ile bu yakıştırmayı kabul ettirenler aslında tam da mürit kafalı olanlardır ki İmam Hatip Mezunu olmak özelliğinin dışında Erdoğan'a böyle bir sıfatı kazandıracak hiçbir neden bulamadığımızı söylemek isterim.

Bitirirken sadece HAYIR Bloğu'nun HAYRI için birkaç şey daha yazmak istiyorum. Bizler hep hem de CHP içinden duyarız. "Kılıçdaroğlu'ndan lider olmaz" sözünü. Biraz bu konuyu kaşıdınız mı karşınıza bin bir çeşit hinlik çıkıyor. Hele bir tanesi var ki bizim için utanmazlık arlanmazlıktan başka bir şey değil. Kılıçdaroğlu her fırsatta etnik köken ve inanç üzerinden politika yapmayacağız demesine karşın bazıları onun Alevi olduğuna sözü getirip ülkenin %80'nin Sünni olduğu bir ülkede Kılıçdaroğlu CHP'nin başında olmamalı, olsa bile seçim meçim kazanılamaz demeye getirirler sözü. Söyleyelim; bir dönem üstelik Alevi'de olmadığı bilinen Deniz Baykal Genel Başkan oldu da ne oldu? Yoksa CHP'nin oyları tavan mı yaptı?

Yine söyledik söylüyoruz, bizim amacımız CHP'nin iç işleyişi ile ilgili cart curt etmek değildir.

Bizler ortaya çıkan bir nesnellikten hareketle cumhuriyeti kaldırıp ülkeye faşist diktatörlüğü getirmek isteyenlere karşı bir blok olarak nasıl davranılması gerektiğine kafa yoruyor ve bu yönde ortalığı bulandıranları teşhir ediyoruz o kadar…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA