Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


ON DOKUZ MAYIS

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

19 MAYIS  2017

Bilirdik ki savaşlardan yorgun ve bitap düşmüş bir ülkenin evlatlarıydık. Yine bilirdik ki emperyalizm ve kapitalist sistem bizi işgal etmek sömürüp işimizi bitirmek istiyordu. 19 Mayıs 1919 tarihine gelindiğinde Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalan görünüm bundan ibaretti. Üstelik de galip devletlerin isteği ile ordularımız dağıtılmış ve silahsızlandırılmıştı. Bu durumda kim ya da kimler bizi yok etmek isteyen düşmana karşı koyabilir ve bir halkın yazgısını yeniden nasıl yazabilirdi? Anlı şanlı Osmanlı paşaları umutsuz, iyi kötü yurt dışında eğitim almış ve aydınlanma ile yüz yüze gelmiş olanlar bile başlarının çaresine bakmanın ötesinde bir kurtuluş umudu taşımaktan yoksun durumdaydılar.

Padişah ise saltanatının derdine düşmüş, hanedanını ve kendini kurtarmak için her türlü onursuzluğa razı gelen adımlar atmanın ötesinde bir irade ve etki sahibi de kahmayan biriydi. Padişah bu gerçeğe karşın karşısına dikilen fakat örgütsüz ve güçsüz olan yurtseverlere karşı her türlü yaptırımı işgalcilerle birlikte gerçekleştirmekten çekinmeyecek kadar başının derdine düşmüş bir haldeydi.

Ülke böyle bir haldeyken Mustafa Kemal Samsun'a çıktı. Çıkış anından başlayarak gittiği her yerde ülkenin bağımsızlığının kazanılması için konuşmalar yaptı. Etkili izler bırakarak yoluna devam etti. Amasya, Sivas, Erzurum'da yapılan toplantılardan sonra emperyalist dünya ile savaşılarak ülke topraklarının kurtarılması ve bağımsızlığın yeniden kazanılması için sağlam adımlar atıldı. Sonra Ankara, sonra işgalcilere karşı başlatılan topyekûn bir savaş.

Daha ilk adımlarda padişahçı ve dinci gericilerin tepki ve saldırılarıyla karşılaşıldı. O günleri incelediğimizde bir avuç sade ve ülke sever dini inanç önderlerinin dışında kimse omuz vermedi Mustafa Kemal'in başlattığı mücadeleye. Ve hatta diyebiliriz ki padişahçı, dinci gericilerin verdiği zararı işgalci düşman kuvvetleri bile vermedi, düşmana karşı direnci örgütleyen ve mücadele edenlere. Ülkenin birçok yerinde gerici isyanlar çıktı. Düşmanı durdurmak için savaşanların gücünün önemli bir bölümü bu dinci gericilere karşı verilen mücadelelerde eridi.

Sonuç 23 Nisan 1920 Ankara'da TBMM'nin kurulması ve bizzat mücadeleyi yönetmeyi üslenmesinin arkasından onca zorlukların üstesinden gelindi sayısız zaferler kazanılarak 9 Eylül 1922 günü Yunanlılar denize dökülerek ülkemizi terk etmek zorunda kaldılar. İstanbul'a yerleşmiş olan işgal güçleri ise geldikleri gibi gittiler. Aşağı yukarı bir yıl sonra 29 Ekim 1923 tarihinde CUMHURİYET ilan edildi. Daha sonra ülkenin yazgısını iyiye ve güzele çevirmek için arka arkaya sayısız başarılar sağlandı. Bütün bu başarıların tartışmasız bir tek önemli lideri ve dünyada olup bitenleri doğru okuyan ve değerlendiren Mustafa Kemal vardı, kuşkusuz onun arkadaşları da bu mücadelenin içinde yer aldılar. Doğal olarak bu tarihi süreçte olup bitenleri hiçbir öznelliğe kapılmadan değerlendirirsek ki öyle değerlendirmeliyiz, Mustafa Kemal Atatürk'ün bu mücadelede ve kuruculuk görevinde ne büyük önemli bir rolü olduğunu da teslim ederiz.

Bu kadar değil elbette. Hem savaş yılları sırasında hem de kuruluş döneminde dinci, gerici, bezirgân ve kendilerine eşraf/ayan denilen kesimler tarafından her fırsatta Mustafa Kemal'in yolu kesilmek ve başarıları tersine çevrilmek istendiği de bir gerçektir. Bu sözünü ettiğimiz kesimler; ilericiliğe, aydınlığa ve demokrasiye karşı oldukları için kimi zaman açıktan açığa, kimi zaman da gizliden gizliye kendi amaçları doğrultusunda hep var oldular, var olmakla kalmayıp sürekli olarak tehdit unsuru olarak palazlandıkça palazlandılar. Uluslararası emperyalist güçlerinse oyunları hiç bitmedi. Ülke tarihinde yer almış kapitalizmden yana bütün sağ iktidarlar emperyalist ülkelerce desteklendi.

İktidar olmalarının önü mümkün olduğu kadar açıldı. İş böyle olunca da sağ iktidarlar iktidarı ellerinde tutmak için ülkede geleneksel olarak var olan dinciliği, gericiliği, bezirgân soyguncuları va ağa mütegallibe olarak değerlendirdiğimiz kesimleri sürekli olarak kollayıp gelişmelerine önayaklık etti. Bir anlamda yığınlardan alacakları oy hesap edildiği için sürekli olarak bu kesimlerin sırtı sıvazlandı. Cemaatlerin ve tarikatların serpilip büyümelerine göz yumuldu.

Aslında yazıyı uzatmak istemediğim için enine boyuna bir incelemeye gerek görmüyorum. Çünkü Türkiye tarihi bütün dünyada olduğu gibi bir ilerici/gerici, sömürülenler/sömürenler kavgasıdır da aynı zamanda. Bu yüzden de bugüne nasıl geldiğimizi anlamak istiyorsat kısa tarih diliminde bir gezintiye çıkmamızın da yararı var. İşte buradan hareketle bugün AKP iktidarı ile birlikte 23 Nisan 1920'nin 29 Ekim 1923'ün ve daha sonraki hamlelerin rövanşı nasıl alınmak isteniyorsa ya da büyük ölçüde alınmışsa bugün içinde bulunduğumuz ortam tam da budur diyebiliriz. İşte bu yüzden biz sosyalistler somut gerçeklerden yola çıkarak ve asgari müştereklerde neler yapabileceksek demokrasi güçleriyle birlikte yapmalı ve bu dinci, gerici, ve faşist cepheyi 'HAYIR' oyu kullanan güçler olarak yenilgiye uğratmalıyız ki bağımsızlık-Demokrasi-Sosyalizm mücadelemizi başarıyla sürdürebilelim.

Çünkü Recep Tayyip Erdoğan'ın dünkü TUSİAD İstişare Toplantısı'nda yaptığı konuşma bize göre çok önemlidir ne demek istideği de dikkatlice izlenmelidir.

Birincisi; OHAL'in kaldırılması ile ilgili söyledikleridir ki oldukça dikkat çekicidir. Sayın Erdoğan'a göre OHAL belki de bunlar iktidarda oldukları sürece kaldırılmayacaktır. Öyle bir şey söyledi ki söylediği şey kendi iktidarlarını şu ya da bu şekilde tehdit eden bir algı olduğu sürece OHAL devam edecektir. Yani sözünü ettiğimiz konuşma yukarıda sözünü ettiğimiz 23 Nisan 1920 yılında kurulan parlamento yani parlementer sistem ve doğrudan cumhuriyettir. Hileli yöntemle EVET çıktığı ilan edilmiş rövanşın alındığı düşünülmektedir. Buradan çıkarılacak sonuç iktidarın her yol denenerek bırakılmayacağıdır.

İkinci konu ise ABD gezisi sonucu boş dönülmesidir. Zaten İslami terör ögütlerine karşı hayırhak bir davranış içinde bulunan ve dahi pek çok yardım yapıldığı herkesçe bilinen bu örgütlerden IŞİD'a karşı PYD ile birlikte aynı operasyonun içinde yer alınmayacağı sözleridir ki bu yaklaşımında ne bir değeri vardır ne de ülkemiz çıkarına başka adımların atılacağı ifadesini içerir.

Üçüncüsü AB ile ilgili sözleridir. Kuşkusuz bizim AB'ye karşı çıkış nedenimizle Erdoğan'ın karşı çıkışı arasında hiçbir benzerlik de yakınlık da yoktur. O sadece AB'ye meydan okuyarak yandaşlarına ne dirayetli lider olduğunu göstermek istemekte olup AB ülkelerinde var olan burjuva demokrasisinin kırıntısının bile bizde olmasını istememektedir. Eğer dediğimiz gibi olmasaydı ülkemizde insanlara kumpas kurulmaz, gazeteciler ve pek çok kişi düşüncelerini söylediler diye terör örgütü üyesi veya olmamakla birlikte yardım ettikleri savıyla cezaevlerinde ömür çürütmezlerdi.

İşte bu yüzden bazı kendilerine sosyalistim diyenlerin aksine 19 Mayıs 1919 tarihini önemsiyoruz ve eğer ülke yurttaşlarında doğru bir tarih bilinci oluşacaksa bu bilincin oluşması için de Türkiye Sosyalist İşçi Partisi olarak etkili bir çalışmayı sürdüreceğimizi buradan açıkça ilan ediyoruz.

Son not: Sözcü gazetesi sahibi ve çalışanlarına karşı bir operasyonun olduğu bilgisini de sizinle paylaşırsak ne söylemek istediğimiz inanıyoruz ki daha iyi anlaşılacaktır.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA