Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


ANIMSIYOR MUSUNUZ?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

21 MAYIS  2017

12 Eylül 1980 darbesi sonrası ülkemizde neler olmuştu anımsıyor musunuz? Gecenin bir saatinde ev baskınları olmuş, sayısız ilerici, devrimci ve sosyalist alıp götürülmüştü de imi timi belli olmamıştı. 90 günlük gözaltı süresi yetmeyince bir 90 gün daha gözaltı süresi uzatılmıştı da işkencelerde pek çok insanımızı yitirmiştik bildiniz mi? Ülkenin üzerine karabulut gibi çöken korku; caddelere, sokaklara, işyerlerine, evlerin ta içine kadar sinmişti de ülkemizin yüz akı devrimciler yılgınlığa düşürülerek teslim alınmak istenmiş, toplumunsa hepten darbeci faşist iradeye tabi olması için her şey yapılmıştı, unutmadınız değil mi?

Yine o zaman da gazeteciler, yazarlar, ülkenin aydınları sürekli olarak baskılanır ve tutuklanırdı belleğinizden silinmedi değil mi? Verilen cezaların en üst sınırdan arttırılarak verildiğini de idam cezalarının peş peşe verilerek kimi gençlerimizin darağacına gönderildiğini de sadece canı yananların değil, sizlerin de içini yaktı kavurdu değil mi?

12 Eylül faşizminin arkasından gazeteler, dergiler toplatıldı, kapatıldı. Basına getirilen ağır sansür koşullarında basın mensuplarının ümüğüne yapışılmakla kalınmadı, gazetelerin kimi sayfaları boş çıkarken kimi gazetelerin köşe yazarlarının da köşeleri kapkara olarak çıktı bunu da unutmuş olmanızı düşünemiyoruz elbette.

Peki, şimdi yaşadıklarımız nedir öyleyse? Şu an işbaşında olan AKP iktidarı işbaşına seçim yoluyla gelmedi mi? Geldiyse darbe koşullarını bile aratan bir kıskacın altında toplum niye inim inim inletilmek isteniyor? Yoksa adım adım Recep Tayyip Erdoğan'ın "Sessiz devrim" dediği bizim dinci, gerici ve faşist bir bir rejim olarak nitelendirdiğimiz bir sistem yeni bir darbe yöntemiyle mi gerçekleştirildi acaba? Haber yazdılar diye gazeteciler niye içerdeler? Politikacıların niye yakası bir türlü bırakılmıyor? Gazeteler bugün de bir emre bile gerek duyulmadan niye kendilerini sansürlemek zorunluluğu duyuyorlar? 19 Mayıs günü operasyon çekilen Sözcü Gazetesi'nin niye dün bütün sayfaları bomboş çıktı? Nasıl oldu da toplumu yalan haberlerle bombardımana tutan bir havuz medyası oluştu? Kimileri gazetecilik unvanını nasıl elde etti de yandaş basında hemen her gün boy göstererek toplumun gözüne kül üfürüp duruyorlar?

Demiri tersine büker gibi 15 Temmuz Fethullahçı darbe girişimi AKP ve saray için Allah'ın lütfüne nasıl dönüştü? Darbe başlamadan 7 saat önce bir binbaşının olacaklarla ilgili MİT'i bilgilendirmesine karşın akşama doğru nasıl oldu da bizler film seyreder gibi bir darbe girişimi seyrettik? İktidar ve saray darbenin her aşamasını biliyordu da tedbir alıp varsın olsun nasıl olsa darbeyi durdurur sonuçlarını da lehimize mi çeviririz düşüncesindeydiler? Bunun için sahaya sürülen onca insanın yaşamından olmasına eğer böyleyse hangi akla hizmet senaryonun bu şekilde işlemesine izin verilir?

Bir düşünelim; dün bu iktidarın çıkardığı yasalarla ve 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan anayasa referandumundan sonra tamamıyla yargının Fethullahçıların eline geçmesini bugünkü iktidar sorumluları açıklayabilirler mi? O dönemleri anımsadığımız zaman bugün yine en üst koltuklarda bulunanların hangisi Fethullah Hoca Efendi diye yaltaklanmıyordu da bugün Fetö düşmanı kesildiler? Ya da en bilinen soruyu bir daha soralım; Recep Tayyip Erdoğan başbakanken Ergenekon ve diğer davalar için ben bu davanın savcısıyım demiyor muydu? İktidar paylaşımında karşı karşıya gelindiği için yollarını ayıranların bugün için geldikleri nokta yargıyı Fethullahçıların ele geçirmesinden farklı mı işliyor sanki? Bugün bu iktidar da aynı yöntemin hem de beş fazlasını kullanarak yargıyı tam anlamıyla ele geçirmek için hangi yollara başvurmuyor söyleyebilir misiniz? O günkü yargının tutum ve davranışları ile bugünkü yargının tutum ve davranışları arasındaki benzerliğin bir izahı var mıdır? Yoksa yağmurdan kaçarken doluya tutulduk da bize kumda mı oynamak düşüyor?

Sonuç olarak Türkiye zor günlerden geçiyor. Halkımızın önüne konulan ne kadar hedef varsa hepsi hayali hepsinin ağır bedelleri olacak. Bu yüzden de bir kez daha yinelemekte yarar var. Türkiye'de artık rejim değişmiş durumda. Tek bir gücün çevresinde toplananların baskılarını kimse bize olağan rejim diye yutturamaz.

Son not:

Dün AKP'nin İnsan Haklarından sorumlu bir milletvekili açlık grevini 74 gündür sürdüren akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça için söyledikleri gerçekten de utanç vericidir. Bu AKP milletvekiline göre hiç işlerinden atıldıkları için insan açlık grevi mi yaparmış? Hem onlar da gidip rızıklarını başka yerlerde arasınlarmış. Yaptıkları iş üstelik de dinimize uygun da değilmiş?

Yuh size ki ne yuh!

İnsanları işinden atacak sonra da onlara diyeceksiniz ki rızkınızı başka yerlerde arayın. Üstelik yaptığınız açlık grevi de dinimize uygun da değil deyin.

Yuh ki bir kez daha size yuh!

Utanmadan, sıkılmadan insanlarımızı ALAH'LA KANDIRMAYA DEVAM EDİYORSUNUZ.

Yuh ki size ne yuh!

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA