Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


VE KORKAKLAR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

23 MAYIS  2017

Akşam bir de bakıyorsunuz ki Yüksel Caddesi önden, arkadan, Konur Sokak girişinden kapatılmış. Her yanı tabur tabur polisler tutmuş. Parmakları gaz tüfeğinin tetiğinde. Sabah geliyorsunuz değişen bir şey yok. Cadde yine demir bariyerlerle kapatılmış tabur tabun polisler yine aynı vaziyette tetikte bekliyorlar. İşlerine gelenler sokak ve cadde başında yığılmışlar. Polis; öyle bir halde ki küçücük bir telaş ortamında ortalığı gaza boğacak. İnsan Hakları Anıtı tutsak edilmiş. Kim bilir yetkililer bu anıta ve bu anıtın ifade ettiği ne varsa ne kadar kızıyorlardır? İpin ucunu kaçıracaklarını düşünmeseler dün Sakarya'da kimdir, neyin nesidir belirsiz kişinin Atatürk anıtına saldırdığı gibi ellerine baltayı alacaklar ve darmadağın edecekler anıtı. Onlara göre suç anıtta. Anıtta; çünkü bu anıt oradan gelip geçenlere bir şeyler anımsatıyor. Mesela özgürlüğü, hak aramayı, zorbalığa boyun eğmemeyi fiştekliyor oradan geçenlere.

Her sabah oradan geçerim. İlk başlarda gidip oradakilerin yanına sohbette ettim. Sonraları ise oradan kederli kederli geçip partiye geldim. Bir de şu var tabi, ben oldum olası açlık grevi eylemini insani olarak da siyaseten de yerinde gören biri değilim. Böyle bir eylem yerine toplumda bu koşulları yaratanlara karşı daha kitlesel ve daha sonuç alıcı eylemlerden yanayım ben. Örneğin; şu evet-hayır oylamasında isterdim ki ilerici, devrimci, sosyalist ne kadar varsak ortalığa çıkalım, kapı kapı dolaşıp halkımızı daha çok bilinçlendirelim ki bunlar hile de yapsalar sonuç alacak bir durumda olmamalılar. Yaptıkları hilelerin başlarına çorap öreceğini iyi bilmeliler. İşin içinde ister iktidarın siyasetçileri, ister iktidara yandaş hale getirilmiş yargı mensupları pabucun pahalı olduğunu görmeliler ve geldikleri gibi terk etmeliler bulundukları makamları.

Ama öyle olmuyor. On binlerce kamu görevlisi "haydi seni attık" denildiğinde kendilerini kapının önünde buluyorlar. Niye attıkları sorulduğunda ise çıt yok, görülen lüzum üzerine yaklaşımı yetiyor. Böyle durumlarda bu kamu görevlilerinin sendikası mı yok, yoksa bunlar hiçbir sendikaya üye olmaya gerek mi duymamışlar? Üyelerse sözü geçen sendikalar niye sessizliğe gömülmüşler de Akademisyen Nuriye Gülmen ve Öğretmen Semih Özakça süresiz açlık grevi ile haklarını aramayı seçmişler?

Gerçekten de çok ilginç. Haydi bazı kamu görevlilerinin dahil olduğu sendikalar iktidar yanlısı peki, KESK niye işten atılmalara karşı bir barikat görevi yapamıyor da sadece iki kişi hem ölüme hem de zalimliği ilke edinmiş bir iktidarın önüne yem olarak atılıyor? Ya evinden işine, işinden evine giden, haksızlığı sadece televizyon ekranlarında izleyip de olan biteni kabullenmiş görünen milyonlara ne buyurulur? Yoksa bu suskunlar ordusu sıranın hiç mi kendilerine geleceğini düşünmüyorlar?

Yüksel Caddesi'nde gördüğüm bir görüntüyü de yazmadan edemeyeceğim. Her gün o anıtın çevresinde oturanların ortasında bir köpeğin yatıp uyuduğunu görürdüm. Köpek o kadar rahattı ki kendisi için en güvenli yer olarak burasını seçmişti.

Yine o sarı köpek polisin saldırıp gözaltılara başladığında da oradaydı. Yeminle söylüyorum doğrudur, o köpek gözaltına alınanların yanında, onları sürükleyerek götüren polise karşı tepki koyuyordu da bu ülkede işinden, aşından nedensiz edilmiş insanlarımıza milyonlarca insan o köpeğin gösterdiği duyarlığı göstermiyordu niçin? Haydi iktidarı ve iktidarı destekçilerini geçtik, çünkü onlar zaten kendi dışındakilerin kanını içecek denli bir koşullandırma içindeydiler ki sözünüzü taşa geçirir bunlara geçiremezdiniz. İyi tamam da geriye kalanların sesi niçin bu kadar cılız çıkmaktadır? Cılız çıkması kim ya da kimleri bu kadar yüreklendirir dersiniz?

Baksanıza Recep Tayyip Erdoğan ne diyor?

OHAL'e devam!

Yoksa bu ülkenin insanlarına demokrasi gerekli mi görülmüyor? Niçin demokrasi rafa kaldırıldı da keyfilik diz boyu hale gelmiş ve sokakları teslim alma vaziyeti içinde?

Söylüyoruz; eğer bir ülkede demokrasi yoksa evrensel hukuk kuralları söz konusu bile değilse o ülkede ne kalkınma olur ne de yurttaşların yaşam düzeyi arttırılabilir? Böyle ülkelerde soygun, vurgun, çalma çırpma, rüşvet, adam kayırma gırladır.

Baksanıza AKP'nin mega projeleri bir bir nasıl patlıyor? Bu projeler yüzünden ülkemiz ağır bir ekonomik çıkmazın içinde. Özel şirketlere borçlanılıyor, Yap-işlet-devret modelinden kaynaklı borçlar almış başını gitmiş. Üstelik bir de buna kira girdilerini eklediğinizde ülke toz duman hale gelmiş.

Evet, bu tür çamura saplanmaları, her türlü yolsuzluğu, talanı, vurgunu daha çok göreceğiz. Çünkü faşist yönetimlerde demokrasi yoktur. Milyonlar susturulmuştur. Çalanın, çırpanın her şey yanına kalır. Bu yüzden de böylesi yönetimler gittikçe daha da gaddarlaşırlar.

Daha da gaddarlaşırlar çünkü aynı zamanda da korkaktırlar.

Aşık İhsani ne demişti?

Koruyorlar, korkacaklar, korksunlar

Geliyoruz geleceğiz yakındır

Kim nerede ne iş yapıyor hepsini

Biliyoruz, bileceğiz yakındır"

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA