Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


YALAN… YALAN… YALAN

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

24 MAYIS  2017

Hepiniz bilirsiniz, AKP'nin sloganı haline geldi, 'yola devam' sözü. O kadar çok yaşadık ve yaşıyoruz ki AKP'nin 'yola devam' sözünden tam olarak neyi kastettiğini şaşırdık. Mega projelerden söz ediyorlardı, gelinen noktada gördük ki, sözü geçen mega projeler devletin ve halkın sırtında birer yük haline gelmiş. Bunu biz değil kendileri söylüyor. O kadar çok borç birikmiş ki üstelik buna bir de kiralar eklenmiş, iktidar çarkı döndüremez hale gelmiş.

Demokrasi, insan hak ve özgürlükler konusunda mı yola devamdan söz ediyorlardır acaba diye mi geçirdiniz içinizden? En çuvallanan politikaların başında tam da bu sözünü ettiğimiz konu söz konusu. Çünkü bunların sayesinde demokrasinin kırıntısından bile söz etmenin olanağı kalmamış durumda. Hak ve özgürlüklere gelince; kim yitirmiş ki siz bulasınız. İktidar, hukuk tanımaz bir şekilde yurttaşların haklarını ayaklarının altına almış, kim ki hak aramaya kalkar, üstelik OHAL bahanesiyle önü kapatılıvermiş. Özgürlükler ise tümden rafta. Derdinizi anlatmaya mı kalktınız; devletin polisi tepenize dikilmiş, ısrar mı ediyorsunuz, kesinlikle bir terör örgütü üyesisinizdir. Olmadı mı, üstünüzde iyi mi durmuyor bu yakıştırma? bunun da kolayı bulundu. "Terör üyesi olmamakla birlikte…" diye başlayan yeni bir suç icadı bu iktidarın yargısı tarafından keşfediliverdi.

Baksanıza Akademisyen Nuriye Gülmen ve Öğretmen Semih Özakça DHKP-C örgütü üyeliğinden tutuklanmışlar bile. Hemi vallaha, hemi billaha bunlar DHKP-C üyesi olarak tutuklamasalardı kesinlikle Fethullahçı ya da Fethullahçı örgüt üyesi olmasalar da…diye tutuklarlardı. İşte hukuk, hak ve özgürlükler bunların elinde Çarşamba çanağına çevrilivermiş durumda.

Dün, Başbakanlık koltuğunda oturan Binali Yıldırım; TOBB Hizmet Şeref Belgesi ve Plaket Takdim Töreni'nde bir konuşma yaptı ki evlere şenlikti, bir o kadar da yalanın arşı âlâsıydı. Niye derseniz, Yıldırım konuşmasında yargının işine karışmadıkları için hep kendilerinin eleştirildiğini dile getirdi. (Kadir Topbaş'ın) damadından yürünerek denesiymiş ki niye bu işe müdahale etmiyorsunuz? Müdahale etseler bu kez de kendilerine denecekmiş ki niye yargının işine karışıyorsunuz? Bu yüzden de yargı bağımsız olarak kendi işini yapsınmış, müdahale etmezlermiş. İşte kuvvetler ayrılığı da tamı tamına böyle sağlanır, yargı da, yasama da, yürütme de kendi işini yaparmış.

Hani içinizde safın safı olur bu yalana kanabilir de, kim ya da kimler ortalığa çırılçıplak bırakılan yalana kanabilir? Sanıyoruz bunlar bu ülkenin insanını hepten ahmak yerine koyuyorlar olsa gerek ki böylesine şirazeden çıkmış sözleri kolaylıkla söyleyebiliyorlar. Hem bir de Fetöcülere karşı öyle mücadele ediyorlarmış ki demeyin gitsinmiş. Fetöcülerin siyaset ayağı mı dediniz; vallahi de billahi de AKP içinde bunların imi timi çokmuş pardon pardon yokmuş.

Sonra Kürsüye CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu çıktı. Gereken dersi de hakkıyla verdi vermesine de orada bulunan bazıları tepki gösterdi. Tepki gösterenlerin birisi Karadeniz Ereğlisi TOBB Başkanı mıymış neymiş o muhterem de Kılıçdaroğlu'na "Yassıada'yı unutma" diye bağırdı. Ne diyelim kel alaka kel alaka olmasına da bu gibileri nasıl olmuş da bir ana doğurmuş gerçekten de şaşırmamak elde değil. Eh bazıları var ki nerede olurlarsa olsunlar sahibinin sesi olarak kendilerini ortaya atıyorlar. Öyle olmasa o toplantıda "Yassıada'yı unutma" diye bağırmanın ne anlamı olur değil mi? Yine Kılıçdaroğlu Hisarcıklıoğlu'nun geçmişte bir konuşmasını anımsatarak dedi ki aynı konuşmayı çıkıp şimdi Hisarcıklıoğlu yapabilir mi? Zaten tepkiler de bu yüzden uç verdi, verdi de orada bulunanların önemli bir çoğunluğu da Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını alkışladılar, bunu da herkes gördü.

Bu ülkede bizler gazetecilik sıfatı altında birilerinin ne hallerden ne hallere girdiklerine çok tanık olduk. Fehmi Koru da bunlardan biridir. Şimdi öğreniyoruz ki savcılık Fehmi Koru'nun tanık sıfatı ile çağrıldığı bir ifadede Sözcü'nün sahibinin Fethullahçı yurtlarda yetiştiğini söyleyivermiş laf arasında. Bu yüzden de sözcüye operasyon çekilmiş. Şimdilerde de bu iftirayı konuşmaya başladık. Anlaşılıyor, gazeteci kisvesi altında dolaşan az kripto yok. Fehmi Koru da bunlardan biri. Elbette kendisine yanıtlar geldi de Fehmi Koru niyeyse söylediklerini duydumdan öteye götüremedi.

Yukarıda söyledik. Bu iktidar ki ülkeyi kendi iktidar anlayışını yani dinci, gerici ve faşist anlayışını oturtmak için her yolu deniyor, bu yoldan kararlı bir şekilde yürüyor. Düşünün ki Fehmi Koru'nun kriptoluğuna mı kaldı demokrasiye inanan bir iktidarın onu tutuklayın, bunu susturun, şunu işinden atın, yargı gereğini yapsın demesi? Olağan bir iktidar ortalıkta böyle dolananları dikkate bile almaz dikkate. Eğer almışsa ortada amaca yürünen yolda her yol mubahtır anlayışını bire bir uygulayan bir iktidar var demektir ki bizler de elbette aslı dururken semerinden hınç çıkaracak değiliz.

Ha bir de partilerin dün Grup konuşmaları vardı. Bahçeli yine ağdalı sözlerle Fethullahçılar konusuna girdi. O da Kadir Topbaş'ın damadını kast ederek yargının böyle bir davranış içerisine girmesini eleştirdi. Ayarlarına mı dönüyor desek olacak şey değil. Çünkü muhterem eşeğini yitiren hocaya döndü. Hele biraz daha zaman geçsin, ülkenin bekası ne demekmiş daha iyi anlayacak. Çünkü AKP önümüzdeki günlerde yeni bir açılıma güm diye girerse o zaman elinde kalan bir avuç yavrukurt'a da diyeceği olmayacak. Bunu da geçerken söylemiş olalım.

Tamam, yalana devam ediyorsunuz da bir de yalancının mumu yatsıya kadar yanar diye bir söz vardır bilmem bildi mi AKP ve saray iktidarı? Bilmediyse nasıl olsa bilecek.

Çünkü bu terazi bu ağırlığı çekmez, çekemez…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA