Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


FURYA

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

25 MAYIS  2017

3 Kasım 2002 seçimlerini AKP'nin kazanmasının arkasından öyle bir furya başlatıldı ki değmeyin gitsin. Hizmet sözcüğünün arkasına sığınan Fethullahçılar dershane üstüne dershane, okul üstüne okul kuruyor, öğrencilerin kalması için yurtlar ve Işık evleri açıyordu. Arka arkaya açılan şirketler gırla. Banka bile kuruluyor, dünyanın bütün ülkelerinde okullar açarak görülmemiş bir çaba içine giriliyordu. Bütün bu çabaları canla başla destekleyen iktidar; dünyanın her tarafında bulunan elçiliklere ve konsolosluklara emirler yağdırarak Fethullahçılara ellerinden gelen yardımın yapılmasını sağlıyorlardı. İçerde en lüks otellerde yapılan toplantılarda AKP'nin tüm yöneticileri, bakanları, belediye başkanları boy gösterip Fethullah Gülen için "Hoca Efendi, Hoca Efendi" diyerek ortalıkta kirmen gibi dönüp duruyorlardı. Her ne hikmetse şimdi onların içinde bir tane Fethullahçı bulup çıkarmak mümkün olmuyor.

Fethullahçılarla arası bozulan Recep Tayyip Erdoğan'ın bizzat kendisinin sözleri hâlâ kulaklarımızda çınlıyor. "Ne istediler de vermedik" diye serzenişte bulunan Erdoğan Pensilvanya'ya ekip üstüne ekip gönderiyor, Fethullah'la uzlaşmanın bir yolunu bulmak için her yolu deniyordu. Şimdi oraya giden siyasetçilerin kulaklarından tutup gel bakalım sende Fetöcüsün deseniz AKP'de siyasetçi kalmayacak ama bazılarına tövbe ettirilip Erdoğancı yapıldıkları için onların kılına bile dokunulamıyor. KPSS, üniversiteye giriş, Harp Okulları sınav soruları, yargıç ve savcı olmak için giriş sınavı soruları aklınıza ne geliyorsa Fethullahçılar çalıp devletin hemen her yerinde kadrolaşmışlar ama ne Recep Tayyip Erdoğan'ın ne de AKP yöneticilerinin hiçbirinin haberi yok niyeyse? Ortalıkta gazeteci kılıklı birilerinin girip çıkmadığı delik yok, ancak bunların niyeyse dokunulmazlığı var.

Oysa Fethullahçılıkla yakından uzaktan ilişkileri olmayanlar tıpkı Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk vb davalarda olduğu gibi uydurulup uydurulup içeri alınıyorlar. Fehmi Koru gibi ne olduğu belirsiz birinin bir sözü ile Sözcü Gazetesi'ne operasyon çekilip Sözcü susturulmaya çalışılıyor.

O Fehmi Koru ki bilmem kaç karede Fethullahçılarla boy boy resimleri olan biri. Zaman gazetesinin kuruluşunda yer almış, yemeklerinde bulunmuş, toplantılarına katılıp ta Pensilvanya'ya kadar giderek Fethullah'la söyleşiler yapıp kitap bile yayınlamış. İşte bu Fehmi Koru'nun kimse Fethullahçılıktan kapısını çalmıyor amma velakin Fethullahçılara karşı mücadele edenlerin hem kapısı çalınıyor hem de uydurma bir iftira ile içeriye de gönderili veriliyorlar.

Fehmi Koru iyi İngilizce bilirmiş. Koru, bu noktaya gelinceye kadar hangi yollardan geçmiştir yeterince bilemiyorum ama kendisinin hiç de tekin biri olmadığını düşünüyorum niyeyse? Hele dokunulmazlık kartını elinde bulundurması yok mu insanın kafasını gerçekten daha da bir karıştırıyor. Bu yüzden de diyorum ki kendi kendime bu muhteremin bağlantıları ince elenip sık dokunularak bir araştırılsa kim bilir bizim bilmediğimiz neler çıkacaktır neler…

Şahsıma ben dindar geçinip duranlardan hiç mi hiç hazzetmiş bir insan değilim. Bu tür insanlar bana hep ama hep karanlık gelmişlerdir. Sadece karanlık yanları olsa haydi bir ölçüde diyeceğim ama bu tipler başkaları için kolaylıkla da kara çalacak kadar iftiracıdırlar. Bu yüzden de Fehmi Koru'nun durup dururken Sözcü'ye yönelik operasyona sebep olmasını gayet iyi anlıyorum. Hani derim ki size bu adamın Fethullah'la ilgili yazdığı kitabı okuyun bir düşünce sahibi olacaksınızdır kesin.

Bu arada Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Akademisyen Nuriye Gülmen ve Öğretmen Semih Özakça ile ilgili söyledikleri takıldı aklıma. Adı geçen kişi diyor ki "her ikisi de DHKP-C üyesi, örgütün talimatı ile bu eylemi yapıyorlar.

Elimizde belgeleri var, isteyene veririz." Bu konu ile ilgili konuşacak başkaları varken niye çıkıp da Dışişleri Bakanı koltuğunda oturan kişi konuşur anlamak zor. Çünkü dış politikayı çamura çökertmiş biri işini yapsa daha iyi olmaz mı sizce? Hani madem konuşmuş, niye sözü geçen kişilerin DHKP-C üyesi olduğu biliniyor tutuklanmıyorlar da işlerinden atıldıkları için açlık grevine kalkışmaları ile birlikte DHKP-C üyesi oldukları anımsanıyor birdenbire gerçekten de anlaşılması çok ama çok zor. Zaten bu iktidarın olağan davranışı haline geldi, birini ya da birilerini tutuklayacaklarsalar suç uydurmaları da zor değil bunlar için. Bu yüzden de söylenen sözleri ne insani buluyoruz ne de dikkate almamız olası.

Son olarak bir de İngiltere'de yaşanılan terör eylemine değinmekte yarar var. Daha önce yazdığımız gibi bizler terör eylemini insanlık suçu sayıyor ve amma velakin, şu, bu demeden doğrudan doğruya lanetliyoruz. Sonra bu terör gruplarının her ne hikmetse radikal İslami gruplar içinden çıkmasını da eşyanın doğası gereği bir yere oturtmak gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü bunlarla afyon yutturulmuşlar arasında bir farkın olmadığını da çok iyi biliyoruz. Bu yüzden de bir adım önlerini göremedikleri için emperyalist güçlerce kolaylıkla devşirilip terör örgütleri haline dönüştürülüveriyorlar.

Son sözüm şudur; Amerikan yetkililerince açıktan açığa İslamın değişik gruplarının kanlarının son damlalarına kadar birbirlerini yiyip bitirmeleri açıklaması yapılmadı mı? Şimdi nasıl oluyor da Suudi Krallığına giden Trump Suudilere bu kadar çok silahı neyi bahane ederek satıyor acaba? Tabiki de İran'ı hedef göstererek yapıyor bu işi. Bu kadar akılsızlığın içinde debelenenlerin her haltı yiyeceklerini ise düşünmemek elde değil. Yalnız bunların iplerinin de emperyalistlerin elinde olduğunu düşünmek koşuluyla.

Yani?

Yanisi şu; Manchester'da çocukların ölümünden birinci derecede sorumlular bilinmeli ki Amerika ve diğer emperyalist ülkelerdir.

O sözü edilen dinci terör örgütleri ise sadece ve sadece emperyalizmin uşağı ve maşasıdır o kadar…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA