Hani adama; “bir özür dile
özrün kabahatinden büyük olsun” demişler ya; Hilmi Özkök Paşa’nın
açıklaması da buna benzemiş. Yani ülkede neler yapılması gerektiği ile
ilgili açıklaması kabahatten de öteye geçmiş. Paşa, işlerin düzeltilmesi
için Akil adamları yönetime önermiş. Şimdi kalkıp diyebilirsiniz ki, “ne
var bunda, herkes gibi Hilmi Özkök Paşa da ülke sorunlarına kafa yormuş ve
çıkış yolu göstermiştir.”
Gerçekten de öyle midir?
Hilmi Özkök Paşa kötüye gidişten kaygılandığı için mi böyle bir öneride
bulunmuştur?
Bizce hayır. Hilmi Özkök ve
onun gibi düşünenlerin gerçeğinde demokrasinin kırıntısını bile aramanın
olanağı yoktur. Her şeyden önce şu “akil” adamların kimler olabileceğine
yönelik bir deşelemede bulunmak gerekir. İşte o zaman gerçekler tabak gibi
ortaya çıkacak ve bu sözlerin altındaki anlamda kolaylıkla anlaşılacaktır.
Şimdi “akil” adamlar
konusunda biraz akıl yürütelim. Önce söze “biz o akil adamları çok gördük”
diye başlamak istiyorum. Gerçekten de “akil” adamlar denince benim aklıma
kelli felli sermaye uşağı, işbirlikçi, yüzsüz, yalaka, her sakala göre
tarak vuran uyanık, çıkarları için anasını satacak denli soysuz, dinliye
göre dinli, dinsize göre dinsiz, yobaz ve kara gömlekli faşist bozuntuları
gelmektedir. Saydığım bu özellikleri taşıyan “akil” adamların Amerikan
emperyalistleri başta olmak üzere emperyalistler tarafından çok
tutulduğunu da ayrıca söylemek isterim. Bunun örnekleri ülkemiz açısından
sayılamayacak denli çoktur. 12 Mart 1971 faşizminin göreve getirdiği
“akil” adamların başında Nihat Erim ve Sadi Koçaş, 12 Eylül 1980
faşizminin göreve getirdiği “akil” adamların başında da Turgut Özal ve
çevresi gelmektedir..
Bu adamların neler
yaptıklarına baktığımız zaman Hilmi Özkök paşa’nın muradının da ne olduğu
kolaylıkla anlaşılacaktır. Çünkü bu iki faşist dönemin arkasından
ülkemizde bugünü hazırlayan etkenler yatmaktadır. Bu faşist darbeler
sonrasında ülkemiz politik ve ekonomik olarak tam anlamıyla başta ABD
olmak üzere emperyalizmin güdümüne girmiş, ülkemizde sanayi ve tarım
bilinçli şekilde çökertilerek ülke varlıkları tam anlamıyla yabancı
tekellerin yağmasına açılmıştır. Bozulma çok yönlü yaşanmış, toplum
tarikatların etki alanına itilerek sağcılık ve gericilik büyük bir güç
kazanmıştır. Sözün özü Hilmi Özkök Paşa’nın sözünü ettiği “akil” adamların
marifetiyle ülke bugün yaşadığımız noktaya bir başka deyişle uçurumun
eşiğine getirilip bırakılmıştır. Bu bağlamda da Hilmi Özkök Paşa’nın
isteği ülkemiz açısından bir çıkış yolu olmayıp tam anlamıyla
emperyalistlerin çıkarına işleyecek bir süreçtir.
Ülkemizde olaylar ve
olgular çok hızlı gelişmektedir. Hilmi Özkök Paşa’ya sorulan darbe ile
ilgili soruların yanıtı da benzer kuşkuları içermektedir. Paşa, verdiği
yanıtta; darbe ile ilgili olarak “ne vardır, ne de yoktur diyebilirim”
demiş. İlginç bir yaklaşım. Bu açıktan açığa tutuklanan Orgeneralleri
töhmet altında bırakma yöntemidir ve kurnazca yapılan bir yaklaşımdır.
Ayrıca ‘Suç ve Ceza’ romanından örnek veren paşanın kültürlü bir paşa
olduğunu da öğrenmiş olduk. Hilmi Özkök Paşa suçları varsa çeksinler çünkü
suçlarını çekmeleri onları rahatlatacaktır benzeri sözlerle konuya başka
bir boyut getirmektedir. Bizim de Sayın Hilmi Özkök Paşa’ya bir önerimiz
var. Sizde suçlusunuz paşa. Çünkü 11 askerin Amerikalılar başına çuval
geçirdiğinde gıkınız bile çıkmış değildir. Aksine Amerikalıları aklayan
“bu bir münferit olaydır” diye demeç verdiniz. Özetle düşman yanlısı
konuştunuz. Bu nedenle diyoruz ki, askeri savcılar hemen harekete geçmeli
sorgulanmalı ve cezanızı çekmelisiniz. Böylece sizde rahatlayabilir
zindande temiz bir uyku çekebilirsiniz. Ancak bu tür ortaya söz atıp
hedef göstererek işin içinden sıyrılmak sanıldığı kadar kolay
olmayacaktır. Yani Hilmi Özkök’ün kendisinin de günü geldiğinde
ilişkilerini ve amaçlarını ortaya çıkaran açıklamalarla karşılaşmayacağını
kimse söyleyemez. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’in gerici
basına yansıyan “Darbe Notları” bugün Ergenekon Operasyonu için delil gibi
gösterilmektedir. Bu olayların arka perdesi birazcık araştırıldığında
insanın kanını donduracak bağlar ve ilişkiler ortaya çıkmaktadır. Özden
Örnek’in oğlu Burak ve Tolga’nın Çalık Grubu’nca destekleniyor ve
çalıştırılıyor olması, eşinin bir emlak sorununda doğrudan Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan’ın devreye girmesi sizce çok mu olağan bir şeydir?
Bugünün yarını da olacağını
kimse unutmamalıdır. Hele ülkenin yarıdan çoğu aç ve işsizken, birilerinin
salt dünyalıklarını kazanmak için her yola başvuruyor olmalarının
hesabının da yanlarına kalacağını sanmaları büyük bir aymazlıktır. Onlara
Kanal a’nın yalan dolan dolu darbe ile ilgili ses tonuyla ama yalanı
dolanı olmayan gerçeklerle sesleniyoruz:
UYKULARINIZ KAÇACAK BAYLAR!
UYKULARINIZ KAÇACAK BAYLAR!
UYKULARINIZ KAÇACAK BAYLAR!
Çünkü bu ülke bizim için
emperyalistlere ve onların bir avuç işbirlikçilerine bırakılmayacak denli
önemlidir
14. Ülkemizin iç ve dış güvenliğinin ana
güvencesi olan silahlı kuvvetler, Halk Ordusu biçiminde yeniden
düzenlenecek, ordu her aşamada demokratik süreci işletecek, ordu
temsilcilerinin kendilerini ilgilendiren konularda ve tabandan tavana her
aşamada ülke yönetimine ve karar alma süreçlerine katılımı sağlanacak,
orduda kendi iç işleyişinde dayak ve benzeri insan onuruna aykırı,
demokrasi karşıtı uygulamalar önlenecektir. Ordunun ülke yönetimi için
gerekli profesyonel hazırlık ve donanımını gerektiren önlemler
alınacaktır. Barış döneminde, silahlı kuvvetler görevlilerinin ülkenin
toplumsal ve politik yaşamına etkin katkısı gerçekleştirilecek, her
yurttaşın kendi doğduğu ya da yaşadığı yerde askerliğini yapması
sağlanacak, bulunçsal (vicdani) nedenlerle silah kullanmak istemeyenlerin
ülkenin iç ve dış güvenliğinin gerektirdiği alanlarda, barış gönüllüsü
olarak görev yapmalarına olanak sağlanacaktır.