Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


ADALET YOKSA NE VAR?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

12 TEMMUZ  2017

ADALET YÜRÜYÜŞÜ pek çok kesime çok şey öğretti. Haksızlığa uğrayanlar ayağa kalktı. Varlığını olmadık yerlerde ifade etmeye kalkışanlar ya nerede durmaları gerektiğini öğrendiler ya da sorgulamaya başladılar. Bu arada pek çok kimsede bilinç sıçraması bile oldu. Örneğin yürüyüşün simgesi haline gelen herkesin Veysel amcası, yaşdaşı ya da dedesi gibi kimseler bunun en güzel örneğidir. Veysel Kılıç ADALET YÜRÜYÜŞÜ yapanlar gibi yorulmazların arasında yer aldı. Hatta bir adım öne geçti, ADALET YÜRÜYÜŞÜ'NÜ bu kez de Çağlayan Adliyesi'nin önünde sürdürdü. Ta ki yanına gelip kışkırtıcılık yapan biri ile tartışmaya başladığı zamana kadar. Sonra ADALET YÜRÜYÜŞÜ'NÜN simge ismi Veysel Kılıç gözaltına alınıp adliyeye götürüldü. Elinde taşıdığı bizim de yakından bildiğimiz yazıları, fotoğrafları ilgililer tek tek gözden geçirdiler. Niye tutulduğunu sık sık soran Veysel Kılıç'a kaçamak yanıtlar verildi. Daha sonra da bir savcı geldi ve bırakın gitsin dedi de öyle ayrıldı tutulduğu yerden.

Evet, Veysel Kılıç yine aynı Veysel Kılıç'tı. Diğer din alıp satanlardan fakı ise hem vicdan sahibi hem de sorgulama yeteneğinin olmasıydı. Yürüyüş boyunca kimse ondan gocunmadı, o da kimseden gocunmadı. Yürüyüş sırasında pek çok kimse ile tanıştı ve gördü ki oradaki insanların kimsenin ibadeti ve inancı ile sorunu yoktu. İçinde taşıdığı varsa yanlış değer yargıları yok olup gitti. Denilebilir ki bir anlamda dupduru insan oldu Veysel Kılıç. Orada bulunanlarda da aynısı oldu. Onların da içinde varsa yanlış düşünceler arındılar, durundular. Bir anlamda bu yürüyüş birbirlerine karşı kapıyı kapatanların kapılarını sonuna kadar birbirlerine açmasıyla sonuçlandı.

Burada bir konuya özellikle değinmeden geçmek istemiyorum. Gözlerini dünyaya ve adalete kapatanlar herkesten çok belki de Veysel Kılıç'a karşı diş bilediler. Çünkü Veysel Kılıç içlerinden çıkmıştı ve içlerinden çıktığı kesimlerin adalet anlayışı ile yüzleşmiş ve kendi içinde neyin ne olduğunu çözmüştü. Oysa adalet karşıtı olan dinci/imancıların adaletle ne işi olabilirdi değil mi?

Ne diyelim; zulüm böyle bir şeydir işte. Zulmü kimse anıtlaştırıp ebedi kılamaz. Bir süre sonra hiçbir toplumsal kuvvet onlara dokunmasa da kendi içinden çöker, tel tel olup dökülür. Bu yüzden de ADALET YÜRÜYÜŞÜ'NÜN adaletsizliği ilke haline getirenler üzerinde ürkütücü bir etkisi oldu. Yürüyüşün sonuçlarından ders çıkarmaları gerekenler daha bir büzüşerek kendilerini etkileşime iyice kapatmaya başladılar. Bu çevreler, bir yandan başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere ADALET YÜRÜYÜŞÜ ile ilgili ne varsa sövüp saymaya ve tehditlerini devam ettirdiler. Öyle kinlenmişlerdi ki 15 Temmuz'la ilgili anmalara CHP'yi çağırmadıkları gibi konuşmacıların konuşma metnini önceden isteyecek denli ileri gittiler.

Çünkü 15 Temmuz sonrası gelişmeleri lehlerine çevirip 20 Temmuz'da iktidarın ve sarayın OHAL ilan ederek nasıl bir darbe gerçekleştirdiklerini ve mitingde Kılıçdaroğlu'nun adalet istemiyle ilgili çağrılarını yineleyeceğinden korkup çekindiler.

Hoş, bundan böyle CHP zaten başlattığı yürüyüşü devam ettireceği için onlarla yan yana bulunmasına da gerek yoktu. Ortada adaletin katledilmesine, şaibeli referandumun uygulanırlığına, her türlü baskı ve zulme olur veren AKP ve Bahçeli'nin MHP'si vardı sadece. Bahçeli'nin MHP'si ise zaten tel tel dökülmüş can çekişir noktaya çoktan gelmişti. MHP bu haliyle bile AKP ve sarayın ayak izlerinden milim bile ayrılmıyor, kraldan çok kralcı havası ile ara vermeksizin CHP ve CHP'nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na karşı saldırgan üslubunu kesintisiz sürdürüyordu. Bu yüzdendir ki, son olarak MHP'nin Balıkesir/Burhaniye İlçesi de güldür diye çökmüş MHP'de deprem aralıksız devam ediyordu.

Mehmet Ali Şahin'den, kullanım süresi bitmiş Burhan Kuzu'ya kadar bir sürü AKP'li politikacı Kemal Kılıçdaroğlu'nun savcılığa çağrılabileceği sözlerini fısıldayıp duruyorlardı. Hoş bu sözler daha üst perdeden zaten Recep Tayyip Erdoğan tarafından söylenmişti ama bu muhteremlerde Erdoğan'ın sözlerini ikilemiş oluyorlardı. Gerçekte Mahir Ünal'dan tutun da AKP'li politikacıların söyledikleri sözlere baktığımızda bu iktidarın nasıl bir kıyamet arabasında yol aldığını hemen her aklı başında olan görüyor, biliyor. Bu yüzden de bu iktidarın demokrasi ve adalet anlayışı ile uzaktan yakından hiçbir ilişkisinin olmadığını cümle alem hem görüyor hem de ibretle seyrediyor.

15 Temmuz kutlama törenleri başlatıldı. Bu törenlerde demokrasiden mi, haktan, hukuktan, adaletten mi söz ediliyor? Kesinlikle hayır, onların dilinde bu sözler çok eğreti kalır. Bunların övünecekleri hiçbir öyküleri yok ya 15 Temmuz Fetöcü darbe kalkışmasını kendilerine bir öykü olarak seçmişler. Üstelik de geliyorum diye bağıran bu darbe bilindiği halde engellenememiş, engellenemeyişi ile ilgili pek çok karanlık nokta var, bütün bu gerçeklere karşın tabana gaz verme, onların gevşeyen ayarını sıkma babında devletin her türlü olanaklarını seferber ederek bir kutlama takvimleri var.

Şimdi onlara sormak istiyoruz. Ülkede adalet yoksa ne var? Hak, hukuk tanımıyorsanız neyi tanıyorsunuz, sizin sürdürdüğünüz rejimin adı nedir? Ya da şöyle soralım; atmalarınız tutmalarınız, hak hukuk tanımazlığınız, tıpkı Hitler Almanyasındaki gibiyse oradaki rejimin adı faşizm oluyor da sizinkinin adı ne oluyor?

Buyurun yanıt verin verebiliyorsanız tabi…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA