Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


HAK - HUKUK - ADALET

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

14 TEMMUZ  2017

Yurttaşlarının ekonomik, demokratik sosyal ve siyasal haklarını kullanmasını bir tehlike olarak gören bütün iktidarlar baskılara yönelmiştir. Böylesi iktidarlar için baskıların bir sınırı da yoktur üstelik. İşin belli bir noktada durdurulması da olanak dışıdır. Çünkü hakları ellerinden alınan yığınlar baskı arttıkça onların da hiç kuşku yok ki tepkileri de artacaktır. Bu yüzden de dinci, gerici ve faşist eğilimli bütün sermaye iktidarları işi kesinlikle diktatörlüğe götürmekten asla çekinmezler. Bu tür iktidarlara göre hak arayışında bulunan yurttaşlar ülke düşmanı olarak nitelendirilir ve kendilerine ne yapılırsa kandırılmış yığınlar tarafından alkışlanması istenir. Ne var ki bu tür hak ihlallerinin bir sınırı da olmayacağından bir de bakmışsınız ki hak ihlalleri daha bir gün önceye kadar iktidarın peşinden koşanları da gelip bulmuştur.

Peki, bütün bu ihlalleri ve baskıları etkisiz kılacak olan şey nedir? Hiç kuşku yok ki, evrensel hukuk kurallarına göre bir ülkenin yönetiliyor olmasıdır. Eğer durum böyleyse; hak ihlallerine uğrayan yurttaşlar da giderler haklarını hukuk çerçevesi içinde yargıya başvurarak ararlar. Ancak üzülerek belirtmek isteriz ki, durum hiç de sanıldığı kadar basit değildir. Çünkü minareyi çalan kılıfını uydurmuş, evrensel hukuk kurallarını hiçe sayarak insan hak ve özgürlüklerini görmezden gelen bir dizi yasa çıkarmak gibi bir yola başvurmuştur. Bu durumda da devlet hukuk devleti olmaktan çıkarılmış, gücü elinde tutanların çıkardığı yasalarla yasa devleti haline getirilmiştir. Bu saatten sonra artık kime baskı ve zulüm uygulayacaksanız uygular, yurttaşları bir kalemde silip atabilirsiniz.

Bu da mı yetmedi, bu kez de yargıya el atar kuvvetler ayrımını hiçe sayarak yargıyı iktidarın sultası altına verirsiniz olur biter. İşte o zaman yargı bütün işlevini yitirir ve siyasal iktidarın sopası haline dönüşür. İş bu noktaya geldikten sonra da zaten olan olmuş, biten bitmiştir. Bugün AKP ve saray iktidarının da yapıp ettikleri bundan ibarettir. Yargı tepeden tırnağa kontrol altına alınmış, yüksek yargıya yapılacak atamalar bir kişinin inisiyatifine verilmekle kalınmamış, o bir kişinin genel başkanlığını yaptığı partinin mecliste çoğunluğu bulundurması hesabıyla geri kalan yargıçların atanması da iktidara bırakıldığı için yargı parti yargısı haline getirilivermiştir. Diğer tüm atamaların da bu sistem dahilinde yapılması söz konusu olduğu için bütün savcı ve yargıçların kimseden korkup çekinmeksizin tamamıyla hukuk çerçevesinde ve bağımsızlıklarını koruyarak karar vermeleri de böylece önlenmiştir. Özetle söylersek; son 15 yıldır AKP iktidarı adım adım yargıyı kuşatarak ve son neşteri vurarak işini bitirmiştir. Zaten evrensel hukuk kuralları da hiçe sayıldığı için her şey görünürde var gerçekte olmayan bir zemine oturtulmuştur. Yani devlet artık bir hukuk devleti değil, yasa devletidir.

Dolayısıyla insanlığın binlerce yıldır yürüttüğü adalet savaşı kesintiye uğratılarak, adalet sadece ve sadece belli bir zümre için geçerli hale getirilmiştir. O zümrenin dışında kalanların ise adaletle bütün bağları kesilerek onlara her türlü zulüm olağan hale getirilmiştir.

İşte bu yüzdendir ki, Sayın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun başlattığı ADALET YÜRÜYÜŞÜ milyonlara mal olmakla kalmamış, aynı zamanda da milyonların sokakta desteğini almıştır. Türkiye Sosyalist İşçi Partisi olarak içinden geçtiğimiz somut durumu da iyi analiz ederek ADALET YÜRÜYÜŞÜ'NÜN her aşamasında bulunduk ve destek verdik. Aldığımız tutumun haklılığı yaşanan her yeni olayla bir kez bir kez daha doğrulanmaktadır.

Şimdi yeni bir örnek daha verelim. Hiç kimse devletin hangi kademesinde olursa olsun canı istediği gibi davranamaz, kimseyi tehdit edip sindirmeye kalkamaz. Bu örneğim sade bir yurttaş için bile değil, doğrudan Ana muhalefet Partisinin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na yöneliktir. Erdoğan rahatlıkla Kılıçdaroğlu'na "sokağa bile çıkamazsın" diyebiliyorsa yukarıda dile getirdiğim hak-hukuk-adalet konusunda ortada arızalı bir durum vardır ki, bu keyfiliğe de kimse ama kimse boyun eğmek zorunda değildir.

Bir diğer örnek de kişilerin dokunulamaz haklarıdır. Gerçi böyle bir duyarlılığı geçmişte ABD'nin Gladyoluğuna soyunmuş ve eline devrimcilerin kanı bulaşmış birinden beklemenin olasılığı yoktur ama biz yine de dile getirelim. TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Meral Akşener için bir iftar sofrasında ne diyor. "Şu Meral Kılıçdaroğlu mu?" Meral Akşener'den hak ettiği yanıt gelince de bu bir teşbihti diyerek sert bir üslupla yanıt veriyor.

Yani sözün özü şudur; bu iktidarın her kademesi hak-hukuk-adalet anlayışını elinin tersiyle bir köşeye ittiği için bu denli kontrolsüz bu denli utanmaz arlanmazlık içindedir.

Ve zaten bütün diktatörlük heveslileri böyle bir hezeyan içindedir ki biz sosyalistler bu tür davranışların asla yabancısı değiliz, asla…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA