Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


BEZİRGÂN TAŞRA POLİTİKACILARI

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

15 TEMMUZ  2017

Bugün iktidar koltuğunda oturanlar bezirgân taşra politikacılarından başka bir şey değildir. Hani Kayserililer için "eşeği boyar geri sahibine satarlar" derler ya, bu sözler Kayserilileri değil de işin özünde bezirgân takımını anlatır. O bezirgân takımı ki yalan ondadır, üçkağıtçılık ondadır, söylediğinin bir saat sonra tersini söyleyecek kadar ileri gitmek de onda, alavere dalavere üstüne bunların kimse eline su dökemez.

Ülkemizde sol ve sosyalist düşünceler 1960'lı yıllarda yığınlara mal olmaya başladığı dönemlerde bu çevrelerin Türkiye İşçi Partisi'ne kurdukları tuzakları saymakla bitiremeyiz. Gericidirler, din alıp din satarlar ama yine de dindar görünüp emekten yana tavır koyanların kuyusunu kazmaktan bir an bile geri durmazlar. Hak-hukuk-adalet anlayışı bunların kapısından bile geçmiş değildir. Her bir karanlık dehlizlerde örgütlenip örgütlenip aydınlığın üzerine yürüdükleri gibi bunların hedefinde aydınlığın taşıyıcıları öğretmenler vardır daha çok. Bu çevrelerin siyasi iktidarlarla da araları oldukça iyidir. O iktidarların bakanlarına sözleri geçer. Bu yüzden de ilerici, devrimci, sosyalist kim varsa oradan oraya sürülmelerini sağlayarak ekmeklerinden oynamak bunlara özgü haramzadeliktir. İktidarda olanlar sermaye adına iktidardadırlar ya, bu çağ dışı güçlerle ölümüne içli dışlıdırlar. Çünkü bu çevreler sağ güçlerin oy deposu işlevini görürler. Durum bu merkezde olduğu için de sermaye iktidarları bunların her hareketine göz yumar, önlerini açar. Dolayısıyla da bu çevreler tarikat ve cemaatle birlikte davranarak güçlendikçe güçlenirler.

Bu çevrelerin farkına varan salt Türkiye'yi yöneten işbirlikçi iktidarlar değildir. Aynı zamanda da bunların sonuna kadar kullanılabileceğini ABD emperyalizmi ve emperyalist güçler de keşfettikleri için bu çevrelere el atarlar. Bu nedenle bir de bakmışsınızdır ki ülkenin her yanında pıtrak gibi Komünizmle Mücadele Dernekleri kurulmaya başlamıştır. Sizin anlayacağınız bu çevreler emperyalist güçlerin hizmetine girip solcu ve komünist avına çıkarlar. Bugün iktidarda olan kesim bile ta o tarihlerde keşfedilmiş çevrelerdir. Hatta elin adamı taa Erzurum'da Fethullah Gülen'i bulup Komünizmle Mücadele Derneği'ni bile kurdurmuşlardır. TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan bile o zamanın keşfedilen isimleridirler.

İşte bu çevre yıllar sonra uğraşa didine iktidar koltuğuna oturmuşlar. İktidar koltuğuna oturur oturmaz da dış güçlerin bir projesi olarak üstlerine düşen görevleri harfiyen yerine getirmişlerdir. 3 Kasım 2002 yılında iktidara gelen AKP'nin ilk belirgin politikası ABD'nin Irak'ı işgaline payanda olmak gibi insanlığın asla unutamayacağı yol ve yöntemler olmuştur. İşgal sırasında ve sonrasında Irak teskeresi reddedildiği halde her türlü lojistik destek bu emperyal güçlere sunulmuştur. İş bu kadarla da kalmamıştır elbette. ABD'nin planı dahilinde Kuzey Afrika'dan Çin Seddine kadar uzanan coğrafyada AKP iktidarı artık ABD ve diğer emperyalist dünyanın Truva atıdır. Bu politikalar sonucudur ki Recep Tayyip Erdoğan Büyük Ortadoğu Eşbaşkanı olmuş, sayısız kez bu konuyu dile getirerek adeta övünç duymuştur.

Bugün Suriye üzerinde düğümlenen ve Irak'ta da hâlâ etkileri korkunç olan emperyal oyunların da hiç kuşku yok ki Recep Tayyip Erdoğan önemli aktörlerindendir. Bütün bunlar planlanır ve uygulanırken geçmişin bezirgânları artık iktidar koltuğunda oldukları için Fethullah Gülen Cemaati'nin her dediği yaşama geçirilmektedir. Devletin bütün kademeleri iktidar olmanın kolaylığı ile Fethullahçılar tarafından ele geçirilmiştir. Fethullahçıların ele geçirme operasyonunda ise Recep Tayyip Erdoğan başta bütün AKP'liler akıl almaz roller üstlenmişlerdir.

Bu anlayışla her alanda örgütlenen Fethullahçılar ordu içinde de aynı hız ve kararlılıkla örgütlenmişler, ordu içinde yer alan diğer dinamikleri özellikle Kemalistleri tasfiye etmek için her yolu deneyip yaşama geçirmişlerdir. Ergenekon operasyonu bu operasyonun en görünen bölümü olarak tarihimize geçmiştir. Bu operasyon sırasında ise Recep Tayyip Erdoğan hem operasyonun destekçisi hem de savcısıdır.

Ayrıca iktidarın paylaşılmasında yaşanan sorunlar ve vurgunlar nedeniyle anlaşmazlığa düşüldüğü de bir gerçektir. O saatten sonra su yüzüne çıkan çatışmalara baktığımız zaman gerçekleri bir bir görüp ayırdına varabiliriz. Ancak Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidarı paylaşmayacağı yönünde attığı adımlar Fethullahçıları da harekete geçirmiş, sonunda aralarındaki mücadele daha da bir şiddetlenmiştir. 15 Temmuz Amerikancı Fetöcü Darbe kalkışması tam da bu gerçeği ifade etmektedir.

Şimdi en çok konuştuğumuz şey 15 Temmuz Fethullahçı darbedir. Bu darbe adeta geliyorum diye gerçekleştirilen bir darbe teşebbüsüdür. Bu gerçeği sıradan insanlar biliyorsa her türlü istihbarat bilgilerini elinde bulunduran bir iktidarın bilmiyor olması düşünülemez. Böyle bir darbenin önlenemeyişi sayısız soruları ve akıl karışıklığın içinde taşıyan bir gerçekliktir. Üstelik sonuçları itibariyle de oldukça düşündürücüdür.

Darbe sonrasında 20 Temmuz tarihi itibariyle ilan edilen OHAL'le birlikte ülkemizde belirgin bir şekilde iktidarın darbesine tanık olmaktayız.

Bu yaşadıklarımızı değerlendirdiğimizde ortaya net bir şekilde sonuçlardan AKP ve saray iktidarının yararlandığı görülmektedir. Geceli gündüzlü Fethullahçılara atıp tutanların daha kısa bir süre önce ne denli canciğer kuzu sarması oldukları bilinmeyen şeyler değildir. Bu denli marifetlere sahip olan bu bezirgân takımı nasıl olmuştur da bırakalım elbiselerini derilerine kadar Fethullahçıların rengi bulaştığı halde arınıp durunmuşlar ve başkalarını Fetöcülükle suçlayarak zeytinyağı gibi üste çıkabilmişlerdir? Yine nasıl olmaktadır da bu çevreler kendilerine bir 15 Temmuz hikayesi uydurup bu hikayenin de kahramanları kesilmişlerdir?

Sözü uzatmayalım; AKP ve saray iktidarı ile üstünde İngilizce; "Kahramanlar ölümsüzdür" yazan tişörtle yargı önüne çıkan Fetöcü subayla bugün iktidarda olanlar arasında hiçbir fark yoktur.

Çünkü her ikisi de bezirgândır, hak-hukuk-adalet karşıtlarıdır.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA