Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


ÖFKE VE YÖNETİCİLİK

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

22 TEMMUZ  2017

Dünyanın dört bir tarafında kapitalist/emperyalist sistemin para kazanma ve halklara boyun eğdirme hırsından kaynaklanan korkunç boyutlarda insanlık dramı yaşanıyor. Bu dramın hiç kuşku yok ki en büyük pay sahipleri de yerli işbirlikçiler. İşbirlikçilerin marifetleriyle yoksul ve bilinçsiz halkın gözlerine kül üfürülüp ülkeler hem işbirlikçiler hem de emperyalist/kapitalist dünya tarafından çifte kavrulmuş olarak soyulup boyun eğdiriliyor. Dünyanın her tarafında yığınlar çektikleri eza cefanın gerçek sorumluları olarak yerli işbirlikçileri ve emperyalizmi görecekleri yerde, etnik ve inanç çatışmalarının içine çekilerek birbirlerini boğazlıyorlar. Bu korkunç boğazlaşmanın sonucu dökülen kanlar sel olup nehirlere dönüşüyor. Ne acıdır ki bütün bu gerçekler bile milyonların uyanışı için yetmiyor. Yığınlar egemenler adına iktidar olan yöneticiler tarafından öyle uyutuluyorlar ki işte onlar sanki bu acı konuma yönetenler tarafından düşürülmemişler gibi aldıkları üç kuruşluk yardım karşılığında her biri kefen giyen birer fedai olup çıkıyorlar.

AKP ve saray 15 yıldır iktidarda. 15 yıllık iktidarları mercek altına alındığında görülecektir ki ne yapılmışsa yukarıda söylediklerimizin ruhuna uygun olarak yapılmış. Sonucu belirsiz bir rüyanın peşine takılan büyük bir kitle emperyalist/kapitalist dünyanın planları doğrultusunda mevcut iktidarı sahiplenmişler, yığınların bu hali gaflet içinde olan iktidarı daha da bir yüreklendirdiği için işbirlikçi yöneticiler de emperyalistlerin bir dediğini iki etmemişlerdir. ABD ve Batı emperyalizminin kurduğu bu oyunda bir de bakmışız ki ülkemiz yöneticilerine akla ziyan roller verilmiş. Şimdilerde pek konuşulmuyor olsa da Kuzey Afrika'dan Çin Seddi'ne kadar emperyalist/kapitalist dünyanın planlarına uygun olarak Recep Tayyip Erdoğan BOP Eşbaşkanı olarak karşımıza çıkıvermiştir. Dolayısıyla bu görevin gereği sözünü ettiğimiz coğrafyada AKP iktidarının oynadığı rolün ne büyük acılara neden olduğunu asla unutulmayacak şekilde tarih kaydetmiştir. Eşyanın doğası gereği süreç nasıl işlemesi gerekiyorsa öyle işlemiş bölge ülkeleri kan ve gözyaşı çukurunun içine itilmiştir. Doğal olarak kullanım süreleri dolan şeyler nasıl çöp sepetine atılırsa kullanım süresi dolan terör örgütleri ve işbirlikçi iktidarların da çöp sepetine atılma günü geldiği için ABD tarafından kurdurtulan terör örgütleri ortadan kaldırılmaya başlanmış, işbirlikçi iktidarlara çekip gitme yolu görünmüştür. Bugün AKP ve saray iktidarının panaroması budur.

Eskisi gibi emperyalist/kapitalist dünyadan rağbet görüp öne çıkarılmayan Recep Tayyip Erdoğan'ın içine düştüğü konum bilinmelidir ki bütün işbirlikçilerin kaçınılmaz yazgısı neyse odur. İşbirlikçi olmaktan kaynaklanan nedenler yüzünden kuşku yok ki bugüne kadar uygulanan dış politikalar hem AKP iktidarının hem de Recep Tayyip Erdoğan'ın çamura saplanması sonucunu doğurmuştur. Üstelik bütün namlularını Türkiye üzerine doğrultan emperyalistler bu denli laçkalaşmış politikalara imza atan bir iktidarın konumunu da dikkate alarak ülkemize yönelik operasyon ve amaçlarına da hız kazandırmıştır. Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidar koltuğuna oturduğu günden bu yana izlediği politikaların hemen hepsinin birbiriyle örtüşmediğini görüyoruz. İçerde ve dışarda atılan adımların hüsranla sonuçlanması yüzündendir ki Sayın Erdoğan çok büyük kızgınlıklar yaşamakta bu durumunu da hemen her olayda dışa vurarak işleri daha da bir içinden çıkılmaz hale getirmektedir.

Bugüne kadar bu iktidar tarafından kimler dost ilan edilip hemen kısa bir süre sonra da düşman olarak gösterilmemiştir? Bu konuda sayısız örneğimiz var. Irak, Libya, Mısır, Yemen, Suriye, Tunus ve diğer Arap ülkelerine karşı izlenen politikalar bu bağlamda ortadadır. İsrail ile kısa aralıklarla yaşanan politikaların sonuçları da belleğimize silinmeyecek denli açıkça kazınmıştır. Köklü bir politika izlemekten yoksun olanların acınacak sonucu AKP ve saray iktidarının da yazgısı haline gelmiştir. Bu yüzden de herkese parmak sallamak zorunda kalan Sayın Erdoğan'ın şimdilerde geldiği nokta dün oyunları birlikte kurduğunu sandığı ABD, Almanya ve diğerleri ile çatışma noktasına sürüklenmiştir. Kudüs sorunu nedeniyle de İsrail'le yaşanan olay ve olgular paralellik arz etmektedir. Gazetelerin başlığına baktığımız zaman her yere tehditkâr üslupla söz yetiştiren Sayın Erdoğan'ın tutum ve davranışlarının beş beterini de iç politikada görmekteyiz. Hem dışarıdakinin beş fazlası demokrasinin rafa kaldırılması, hak ve özgürlüklerin kullanılamaz hale gelmesi, hak-hukuk-adalet kavramının bir yana itilmesi ile birlikte faşizan uygulamalara geçilmiş bulunmaktadır.

Herkesi terörist gören ve de herkese terörist muamelesi çeken bir iktidarın öfke nöbetlerinin yabancısı olmadığımız için şaşırmıyoruz şaşırmasına da, olanlar yine yoksul halkımıza ve ülkemize olduğu için de demokrasi güçlerinin sağlıklı bir mücadele ortaklığında birleşmesi gerektiğinin döne döne altını çiziyoruz.
Bir önemli notla yazımı bitirmek istiyorum.

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça'nın bedenlerini açlığa yatıralı 140 güne geldi dayandı. Bugün açlık grevinden vazgeçmiş bile olsalar eski hallerine dönmelerinin olanaklı olmadığını iyi biliyoruz. Evet, yukarıda sözünü ettiğim iktidar tarafından işlerinden edildiler ve insanca çalışıp yaşamlarını sürdürme hakları ellerinden alındı. Hiç kuşku yok ki bu yapılanlara karşı sonuna kadar mücadele edilmelidir, ancak seçilen mücadele biçimini bizim politik anlayışımıza göre bu sözleri içim acıyarak yazıyorum; çünkü her iki güzel insan da ölümün eşiğindedir ancak doğru bulmuyorum. İstiyorum ki an an, dakika dakika, saat saat Nuriye ve Semih kardeşimizden açlık grevini bıraktıklarına dair bir haber gelsin. Bir haber gelsin, çünkü ortada çekilen acılardan insanlık adına ders çıkaracak bir iktidar yoktur. Ayrıca açlık grevi yoluyla bedenlerin ölüme yatırılmasının da ilericilere, devrimcilere ve sosyalistlere kazandıracağı bir şeyin olmadığını geçmişte yaşanılanlardan çok iyi bilinmektedir.

Soruna bir de bu açıdan bakılması ve kim ya da kimler bu iki güzel insanları ikna edecekse bir an önce harekete geçmesi gerekir diyorum.

Çünkü yarın çok geç olabilir…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA