Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


TEHDİT - MAKAM - DEMOKRASİ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

09 AĞUSTOS  2017

Bütün faşist rejimler ve diktatörler eleştirilmekten çok korkarlar.

Bir eleştirilmeyegörsünler hemen ülke severliğe sarılır arkasından da vatan-millet-bayrak- devlet teranesine sarılıverirler. Oysa gerçekte bunlar bütün bu sözleri sadece insanlara gaz vermek için söylerler. Genellikle dinci, gerici, faşist anlayışta olanlar ya okuduklarını anlamazlar ya da anlasalar bile onu evirir çevirir başka hale getirerek topluma sunarlar ki toplum doğruları anlamasın ve bir yalanın peşinde dili dışarıya çıkıncaya kadar koşsun.

Dün Trabzon'da Recep Tayyip Erdoğan AKP Genel Başkanı değil de cumhurbaşkanı sıfatı ile konuştu. Oysa AKP Genel Başkanı sıfatı ile konuşsaydı çok daha iyi ederdi. Malum o zaman muhalefete atış serbestliği bir ölçüde de olsa anlaşılabilirdi. Akış serbestliği diyorsam gerçekleri çarpıtarak yapılan eleştiriler değildir elbet. Oysa Recep Tayyip Erdoğan için hem atış serbestliği var hem de gerçekleri olduğundan farklı göstermek gayreti.

Birinci üzerinde duracağımız konu şu; Recep Tayyip Erdoğan CHP'yi ve CHP'nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu özellikle hedef tahtasına koyuyor ve söylemediğini bırakmıyor. ADALET YÜRÜYÜŞÜ anlaşılan muhteremin kimyasını bozmuş. Bu yüzden de saldırıya buradan başlıyor ve sözü Kılıçdaroğlu'nun teröristlerle işbirliği yaptığına getirip bağlıyor. Muhtereme göre Kılıçdaroğlu CHP'nin başına birileri tarafından getirilmiş. Bu yüzden de Kılıçdaroğlu kendisini göreve getirenlerin istekleri doğrultusunda hareket ederek teröristlerle işbirliği yapıyor. Bunun için örnek göstere göstere de Ahmet Türk ve arkadaşlarının yürüyüşün bir etabına kısa süre katılmalarını örnek gösteriyor. Oysa kendisi kastettiği PKK ile o kadar çok yan yana geldi ki, Alimallah Diyarbakır'da yeri göğü oynattılar. Oslo'yu, Habur'u, valilere verilen talimatları saymıyoruz bile. Neyse bu ucuz yöntemleri geçelim, herkes neyin ne olduğunu zaten biliyor.

Bu arada ülkede demokrasi olup olmadığını anlatmak için de eğer hükümet size gereken kolaylığı göstermese ve güvenliğinizi sağlamasaydı biraz zor yürürdünüz diyerek bu kez de sözüm ona demokratlık taslıyor. Muhteremin hükümet edenlerin yurttaşlarının güvenliğini sağlama zorunluğunu bile bir lütufmuş gibi anlaması yok mu zaten demokrasiye bakışındaki arızayı gösteriyor. Bu arıza yüzünden ki yurttaşların karşısına çıkıp doğru dürüst iki çift sözleri olmayanlar sadece ve sadece işi tehditle sürdürmeye çalışıyorlar ki bu da kendileri açısından bir kazanç sağlamıyor değil. Malum; bu tür konuşmalar yandaşları daha da yandaş hale getirmenin yanında onları kızgın bir boğaya çevirme alametleri taşıyor.

Sonrasında gelsin kendi gibi düşünmeyenlere karşı kanını içme seansları.

Bu arada ortaya bir de Alman Focus Dergisi'ne Kılıçdaroğlu'nun verdiği ileri sürülen söyleşi var. Bu söyleşide Kılıçdaroğlu Türkiye'yi kötülemiş, Türkiye'de can güvenliğinin olmadığını ve Alman turistlerinin Türkiye'ye gelmemesini istemişmiş. Tabi bu da muhterem tarafından tehdit konusu yapılıp söyleneni doğru anlamamışlığın ya da değiştirme gayreti sonucu celallenmenin feveranlarını veriyor ya indirip bindiriyor mübarek. Evet, Türkiye'de demokrasi varsa buyursun söylesin, kişi hak ve özgürlükleri tıkır tıkır işliyorsa bunu da anlatsın muhterem bir zahmet. Yok, ülkemizde yurttaşlar hukukun güvencesi altındaysa bir zahmet onu da görelim. Bir ülkede demokrasi ile ilgili yaşam hakkı da dahil ortadan kaldırmışsınız bu yaptıklarınız vatan-millet-bayrak-devlet için hak sayılıyor, eleştirince de ülke yabancılara şikayet ediliyor öyle mi? Sanki yabancıların olup bitenlerden hiç mi hiç haberi yok. Onların gözlerini kapattığını, kulaklarını tıkadıklarını mı sanıyorsunuz siz. Yapılan olağan eleştirileri nasıl oluyor da; "bizim ülkemizde can güvenliği yok, turistler ülkemize gelemeyin" manasına çevirerek bir yandan tehdite bir yandan da sizi dinleyenleri kışkırtmaya çalışıyorsunuz anlaşılan bir yanı var mı?

Boşuna çalışmayın, Türkiye tarihinde ne rabia işareti diye bir işaret var ne de sayıp rabiaya indirgediğiniz devlet-millet-bayrak-vatan tanımlaması. Bunun üzerinden bile Kılıçdaroğlu'nu eleştirdiğinize göre size ne denilebilir ki? Tehdit ediyorsunuz, demokrasinin D'sinin bile sizi ilgilendirdiği yok. Makamınızın gerktirdiği gibi de davranmıyorsunuz. Ettiğiniz sözlerin hepsinin içi boş. Hepsi mahalle kahvesinde anlam kazanan ama ülke yönetiminde kullanılmaması gereken sözler. Bir de Fethullahçı çete ile ilgili ettiğiniz sözler var. Başkalarını özellikle de CHP ve Kılıçdaroğlu'nu onlarla birlikte davranıyor göstermeye aşırı bir gayret içindesiniz. Bunu niye yaptığınızı kuşkusuz siz herkesten daha iyi biliyorsunuz. Öyle ya daha dün "Ne istedilerde vermedik" diye meydanlarda haykıran da değildiniz değil mi?. Bugün siz ve sizinle birlikte davrananların sülalesi Fethullahçı değiller; onlarla bir kez bile yolları kesişmemiş olanlar Fethullahçı öyle mi?

Hani şu Fethullahçıları da gözde fazla büyütmeyelim. Bunlar bir darbeye kalkıştılar elebaşları ve büyük bir bölümü içerde. Madem burası hukuk devleti (tartışılır da) size bağlı savcılar ve hakimler işlerini bitirir olur biter. Şu fethullahçılardan bari prim yapmaya kalkmayın gerçekten da ayıp oluyor Sayın muhterem…

Recep Tayyip Erdoğan Trabzon'da konuşurken Başbakan koltuğunda oturan Binali Yıldırım da Ankara'da Çevre Yollarının Açılış Töreninde konuşuyordu. Üzerinde durmaya değmez. Recep Tayyip Erdoğan ne konuştuysa Binali Yıldırım da aynısını konuştu.

Ne diyelim ikili koro işbaşında. Birisi toprağı sürüyor diğeri tapanlıyor.

Bu konuşmalardan gazı alanlar birer AKP ve saray militanı kesilirken gazı kaçıranlar da tıknefes, metal yorgunu haline geliyor.

İtsek yıkılacaklar yani…