Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


DE BREE HASAN

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

10 AĞUSTOS  2017

De Bree Hasan örneği Saray, AKP'nin bakanları, kısacası iktidarın eniği cücüğü harekete geçti. Bu kez de CHP ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na CHP Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın'ın darbe ile ilgili sözlerinden dolayı saldırıyorlar. Neymiş efendim, Akaydın darbenin teatral yanı var demişmiş. Vayy sen misin bunu diyen, bu sözler 250 şehide 2000 küsur gaziye saygısızlıkmış da, Fetöcüleri korumak ve kollamak manasına gelirmiş de falan filan.

Bir kez teatral yanının olması çok da anormal bir şey değil. Öyle olaylar olur ki, teatraldir ama sonuçları itibariyle de trajedidir. 15 Temmuz Fetöcü askeri darbe kalkışmasının olacağını bu ülkede sıradan insanlar bile biliyorsa iktidarın bilmiyor olduğunu düşünmek akla ziyan bir durumdur. Bir kez bu iktidar tarafından bu kalkışma biliniyordu, alınabildiği kadar da tedbirleri alınmıştı. İşin teatral ve trajikomik yanı ise bu darbeyi eniştemden duydum, falandan fişmekandan ya da eşimden öğrendim gibi açıklamalar olmadı mı oldu. İşte bu gerçek tıpkı CHP Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın'ın söylediği gibi yaşananların teatral yanına işaret ediyor.

Hem ne demiş, Akaydın; bu darbe sonucunda şu kadarı insanımız yaşamını yitirdi, şu kadar insanımız da yaralandı. Bunun hesabını sorumlulardan sormayacak mıyız? İktidarlar sadece ve sadece halkın tepesinde demoklesin kılıcı gibi sallanmak için varsa diyeceğimiz yoktur. Eğer iktidarlar yurttaşlarının yaşam hakkı başta olmak üzere hak ve özgürlüklerini, can güvenliğini, işini aşını, eğitimini, sağlığını ve her türlü sosyal ve kültürel gelişimini vs en iyi şekilde sağlamak zorunda değilse o zaman iktidara ne gerek vardır? İktidar salt yurttaşların sıkıp suyunu çıkarmak, onları kuru ekmeğe muhtaç ederek kanını emmek, onların sırtından bir avuç haramzadenin debdebe içinde yaşaması için varsa işte biz de öyle bir iktidarın meşrutiyetini yitirdiğini söyler çıkarız işin içinden.

Görüldüğü gibi işbaşına geldiği günden bu yana ülkeyi yalan ve talanla yönetmeye kalkan AKP ve saray iktidarının hemen her alanda kredisi bitmiştir. Dün bu iktidarın çevresinde biriken onca yalaka sürüsü uzaklaşmış, bu iktidarı içerde ve dışarda savunacaklar neredeyse AKP'lilerden oluşan bir avuç yalancı ve palavracılardan ibaret kalmıştır. İşlerin iyice tepetaklak gittiği, keçenin su aldığı bu dönemde ise AKP ve saray iktidarı ülkeyi salt algı yönetimi ile yönetebileceğini düşünüyor ve sayısız kez oynadığı gibi bir kez daha masumu oynayarak halkın giderek desteğini çektiğini iyi bildiği için bilinen bezirgân politikalara başvuruyor.

Turlarını Karadeniz'de sürdüren Recep Tayyip Erdoğan'ın yanısıra Başbakan Binali Yıldırım, Geçmişte adaletini sual ettiğimiz şimdi Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı olan Bekir Bozdağ falan harekete geçmişler veryansın ediyorlar.

Olmadı kantarın topuzunu iyice kaçırıp ancak diktatörlüklerde olabilecek tehditlere yöneliyorlar. Bu ülkenin yurttaşları bunların ağzından duydukları karalamaları doğru sayacaklar ve Fethullahçıları ve kumpaslarını AKP içinde değil de CHP içinde arayacaklar öyle mi? Sizin aklınızı sevsinler, ekonomik, sosyal ve siyasal olarak iyice bunalttığınız halkımızın aklının bunamadığını gördükçe hezeyanlar geçiriyor olmalısınız. Sanıyorsunuz ki siz tehdit edeceksiniz Anamuhalefet partisi susacak sesini çıkarmayacak, sonrasında da bu ülkede ne kadar ilerici, demokrat, devrimci ve sosyalist varsa hepsinin tepesine vurup teslim alacaksınız. Ama yanılıyorsunuz işte, tarihte ne zaman diktatöryal iktidarlar işbaşında sürgit kalabilmişler? İsterseniz, zaman ayırıp bir inceleyin nazik bedenlerinize ve uyuşmuş aklınıza zahmet olmazsa.

Bir şey daha var; o da vahşi doğadan aldığınız örnek. Tıpkı aslanların sürüyü birbirinden koparmak için başvurduğu yönteme başvurup muhalefeti etkisizleştirmeye çalışıyorsunuz. Neymiş; "Eyy Kılıçdaroğlu sen bu adamı (bu adam bu arada Mustafa Akaydın oluyor) ne zaman disipline verip partiden atayacaksın, atmazsan sen de onun gibi Fetöcüsün" numaraları çekiyorsunuz. Siz önce partinizin içindekilere baksanız olmaz mı da doğruları söyleyenlere karşı lafı evirip çevirerek değiştirip suçluymuş numarası çekiyorsunuz. Sevr'i savunmak sizde, Lozan Anlaşması'nı küçümsemek sizin işiniz, Keşke Kurtuluş Savaşı başarılı olmasaydı da Yunan işgali devam etseydi o zaman dinimizi daha iyi yaşardık diyenler de sizin içinizde, 1923'te kurulan Cumhuriyeti yıkıp yerine Recep Tayyip Erdoğan'ın mimarlığında yeni bir devlet kuruluyor da diyen sizin televizyon programlarında tartışma prensiniz, savcı, yargıç kesilip onun haddini bildirin şunu tutuklayın, buna bu kadar ceza verin diyen sözde gazeteciler de sizin partinizin içine doluşmuş. Siz bunca metal yorgunluğu yaşarken bunları niye temizlemeyi aklınızdan geçirmiyorsunuz da sınır tanımaz saldırganlıklarınızın devamı olarak onun bunun partiden atılmasını öneriyorsunuz acaba?

Bir kez sizler iç ve dış politikada dibe vurmuş, siz dibe vururken Türkiye'yi de dibe vurdurmuş bir iktidar olarak 15 yıldır işbaşındasınız. Dış politikada bir tek başarınızın olduğunu gösterebilir misiniz? Suriye, Irak, Mısır, Libya, Tunus, Yemen, Afganistan, Suudi Krallığı, İran ve diğer ülkelerle ilgili politikalarınızın Türkiye'ye ödettiği bedellerden hiç mi haberiniz yok? İçerde neler oluyor acaba? Ülkede refahı mı arttırdınız, kardeşliği mi sağladınız? Ekonomi düzeldi, enflasyon düştü, sosyal devlet olgusu yaşam mı buldu da yeniden yeniden iktidara talip oluyorsunuz? Vurgunlar, talanlar, rüşvetler gırla iken ve sizler dinci vakıf ve dernekleri tıpkı Fetöcüler gibi devşirip devşirip ülkemizin başına her alanda bela ederken neyinizi bizlere anlatmak istiyorsunuz? Kullanım süreniz doldu. Kullanım süreniz önce emperyalist ülkeler nezdinde sonra da ülkemiz halkı nezdinde doldu. Bu yüzden de kalıcı değilsiniz, gidicisiniz.

Giderken de fincancı katırları gibi ürküp fincanları kırmaktan çekinmeyeceğinizi eğer biz sizi tanıyorsak zaten biliyoruz…