Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


EKONOMİ NASIL DÜZELİR?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

12 AĞUSTOS  2017

Üretim zahmetli iş. Yatırım yapacaksın, çalışanıyla uğraşacaksın, Pazar bulacaksın, olmadı pazarı kapmak için başka şirketlerle yarışıp pastayı kapacaksın vs…vs…

Bu yüzden de Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında kurulan ne kadar fabrika ve kuruluş varsa modernleştirileceği yerde özelleştirilerek birer birer yok pahasına yerli işbirlikçilere ve yabancılara satıldılar. Hem onu bunu üretmeye ne gerek vardı ki elin ülkeleri üretsin bizlerse daha ucuza alıp günümüzü gün edelim. Değirmenin suyu nereden geliyor gibi sorular gelirse de tam bir mirasyedi ağzıyla "babam sağ olsun" der çıkarız, ne varki bunda?

12 Eylül faşist darbesini yapanlar; 24 Ocak kararlarının uygulamaya konulması için de yaptılar dış istekli darbeyi. Sonra ekonominin dümenine de Turgut Özal'ı getirdiler ki, emperyalist tekellerin her istediğini harfiyen yerine getirsin. Turgut Özal bildiğiniz gibi kendine özgülüğü olan popülist politikaları uygulayan ip cambazının tekiydi. O aynı zamanda da baldırı çıplakları sevecek değil ya zenginlere meftundu. Yeter ki zenginlerin çarkı dönsün başka bir şey istemezdi. Bir yanı kasaba politikacıların bezirgân hünerleriyle hareket ederken bir yanı da modern dünyanın kural ve işlerlikleriyle öyle bir örtüşüyordu ki her yerde ona kapılar kolaylıkla açılabiliyordu.

Özelleştirme uzun zamandan beri konuşulsa da özelleştirmenin kapısını ardına kadar açan kişi o oldu. Ülke varlıkları, hantal ve zarar ediyor denilerek yok pahasına ona buna peşkeş çekildi. Yurttaşların kefen parası olarak biriktirdikleri birikimlerini bile ne etti etti yastık altından çıkarmalarını sağlayarak zenginlerin kullanımına sundu. Bankerlerdi, bankalardı derken yurttaşların kanı sülük gibi emilerek paraları pulları bir anda deve edilip götürüldü.

Dolayısıyla onun yarattığı ortamın sancıları koalisyon hükümetlerine kaldı. Ülke tam bir çıkmazın içindeyken ülke ekonomisinin kurtarılması için Kemal Derviş göreve getirildi. Kurtarma operasyonu her zaman olduğu gibi bu ülkenin çalışan ve zor geçinen yurttaşlarının yükler sırtına bindirilerek uygulamaya sokuldu. Uygulanan bu yeni durumun faturası hiç kuşku yok ki daha çok Ecevit'e kesilerek koalisyonun dağılmasına ve erken seçime gidilerek bir proje olarak kurulan AKP'nin seçimleri kazanmasıyla devam etti.

AKP gelmiş geçmiş bütün iktidarlardan daha özelleştirmeciydi. Bu nedenle de 15 yıl sonra gelinen noktaya baktığımız zaman ülkenin elinde özelleştirilmedik ne liman ne fabrika, ne banka, ne kurum ve kuruluş kaldı. Hepsi hepsi yabancılara peşkeş çekilip adeta kendi ülkemizde yabancıların modern kölesi haline getirildik. Sata sata deniz bittiğinden iktidar sıcak para için yeni yeni yollar aradı buldu da. Bir yandan hazineye ait araziler satışa çıkarılırken diğer yandan da inşaat sektörünün canlanması için yabancılara dünyanın hiçbir yerinde uygulanmayan kolaylıklarla evler, villalar satılmaya başlandı. Ağır bedelleri olan yollar, köprüler, tüneller yapılırken üretim için bir tek çivi çakılmadı. Üstelik bir tarım ülkesi olan ülkemizde çiftçilerin batması için iktidar tarafından her numara çevrildi ama çiftçilerimize ucuz tohum, ucuz tarım aletleri ve ucuz ilaç ve gübre sağlanmadı. Dışalıma yönelinerek gümrük de düşürülüp tarım ve hayvancılığın yok olmakla karşı karşıya getirilmesinde görülmemiş bir rol oynandı.

Tahıl alımı devlet tarafından yapılmadığı için üreticilerimiz tüccarın insafına terk edildi. Fındığıydı, çayıydı derken aklımıza ne geliyorsa varımız yoğumuz ve bunları üreten üreticilerimiz bir çırpıda uçuruma itildi. Sayısız alanda kullanılan fındığımız bile bugün iktidarın neredeyse kasıtlı diyebileceğimiz politikalarıyla çöpe atılacak bir şeymiş gibi algılanır oldu. Köylü perişan, üretici iflasın eşiğinde, hayvancılık bitirilmiş, salt birileri para kazansın diye dışalıma akıl almaz kolaylıklar getirilmiş.

Sözün özü ülkede AKP iktidarının eliyle ekonomi çarkı durma noktasında. Bazı ülkelerdeki gibi petrolümüz de olmadığı için bu çarkın dönmeyeceği çok açık olmasına karşın, tüketim ekonomisine hız üstüne hız verilirken üretim yerinde bile saymamış her geçen gün daha da bir azalmış. İşte bu yüzden AKP iktidarı tarafından sanılıyor ki, en yetkili ağız çıkar bankalara bir bağırırsa faiz düşer, bankalar da haksız kazanç sağlamazlar. Merkez Bankası'na bir ayar çekersin faizleri ayarlar dolayısıyla kitleleri altüst edecek ekonomik kargaşa yaşanmaz böylece de ülke de rahat eder, halkta…

Ne var ki ekonominin çarkı biz istiyoruz diye istediğimiz yönde dönmez. Dönmediği için de VARLIK FONU kurarsın o fona da ülkenin en stratejik kurumlarını alırsın yabancılara ipotek edip daha da bir bataklığa saplanarak sonuçta da gün gelir itibarını, gün gelir onurunu yitirir emperyalistlerin kulu kölesi olur çıkarsın. İşte AKP saray iktidarı bundan ibarettir.

Bu yüzden de katakulli ile yönetilen bir ekonominin düzeltilmesinin hiç mi hiçbir olanağı yoktur.

Doğal olarak bu yıkımın arkasından da her türlü sosyal, siyasal, kültürel yıkımın geleceğini de düşünürsek hani söylüyorum ülkemiz şimdiye kadar görülmemiş bir tusinami tehdidi ile karşı karşıyadır biline.