Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


YARATILAN GÜNDEMİN PEŞİNDEN GİTMEK

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

17 AĞUSTOS  2017

Bizim ülkemizde bazı çevreler tarafından sıklıkla söylenen bir söz var. AKP iktidarı ve Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ortaya bir şey atıyor, tüm muhalefette atılan gündemin peşinden gidiyor. Yani sözün özü şu; asıl tartışılması gereken şeyler dururken ya da bizlerin gündem yaratması gerekirken her şeyi bırakıyor yaratılan gündemin peşinden koşuyoruz denilmek isteniyor. Son zamanlarda tartışılan konuları da dikkate alarak Şahin Mengü de CHP'nin yaratılan gündemin peşinden gittiğini belirten sözler söyledi.

Öteden beri bu ülkenin ukala aydınları ve solak solcuları tarafından bu tür yaklaşıma oldum olası çok sinirlenirim. Sinirlenirim, çünkü bu yaklaşımda olanlar; bilmiş bilmiş böyle söylerler de bir türlü nasıl bir gündemle sorunların üzerine gidilmesi gerektiği konusunda niyeyse ne yazarlar ne de konuşurlar. Bu yaklaşıma küçük burjuva ukalalığı desek tam da yeridir aslında. Niye derseniz; kardeşim; sistemi hedef alacak ne varsa yapabiliyorsanız buyurun yapın, elinizi tutan mı var? Hem böyle büyük büyük sözler edip de ortalıktan sıvışmanız yok mu gerçekleri açıkça gösteriyor aslında. Politika öyle yapılmaz, böyle yapılır havasında konuşmanızdan ve yazmanızdan iyice gına geldi.

Sözüm öncelikle sosyalistleredir. Be kardeşim; işçi sınıfını örgütleyip ayağa kaldırdın ve de mücadelenin eylemli öncüsü haline getirdin de kim engelledi seni? Devrim yapmayı öneriyorsun, iyi tamam, buyur yap canı pahasına yer almayan namerttir ancak Kızılay'a inecek durumda olmadığını kendin de çok iyi bildiğin halde niye solculuk yapıp duruyorsun? Bu kadar iğneyi kendimize batırmamız yeter bence anlamak isteyenlere.

Şimdi gelelim aydın geçinenlere. Bu ülke gerçekten de aydın gevezeliğinden çok çekmiştir. Çok çekmiştir çünkü ne zaman ne yapacağını kestiremezsiniz. Öyle ki bunların içinde Recep Tayyip Erdoğan'ın takımını ilerici, demokrat görenler hiç de az değildi. Bu çevrelerin başlattığı kampanyalar yüzünden az insanın kafası çarpılmadı. Az insan solculuğu bırakıp AKP çevresinde liberalleşip halkalanmadı. Her şey kabak gibi ortaya çıkınca bu muhteremler yine ortalıklara döküldüler. Recep Tayyip Erdoğan ve tayfasının ne menem bir diktatörlük heveslisi olduğunu keşfediverdiler. Bu kadar yanılgıdan sonra susup bir kenarda oturacakları yerde yine akıl satan havasında konuşup yazıp çiziveriyorlar.

Her neyse bu kadar söz yeter. Şimdi gelelim asıl konuya. Değerli arkadaşlar; AKP ve sarayın gündem falan saptırdığı yok. Amacına giden yolda hangi adım atılması gerekiyorsa o adımı atıyor. Onca gazeteciyi niye içeri yollandı. İktidarın ipliğini pazara çıkaran yazılar yazdıkları ve haberler verdikleri için. Oysa iktidar amacına giden yolda önüne engel olacak ne varsa temizlemek istiyor. Bu yüzden de gazeteciler öncelikli olmak koşuluyla her kesimden etkili olabilecek kişiler hedef seçilip birer birer içeri yollanıyor. Niye? İktidar bunları engel saydığı için. Peki, bu durumda gazetecilere yönelik bu davranışları AKP ve saray iktidarı gündem değiştirmek istiyor diye işimize mi bakalım diyeceğiz yoksa sonuna kadar toplumsal bir kuvvet olup sorunun üstüne üstüne mi gideceğiz? HDP Milletvekillerini Anayasa hükmü olmasına karşın tutukla içeri at. Kumpas kur, CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu'na 25 yıl akıl almaz bir ceza verilmesini sağla demir kapıların arkasına gönder.

Sonra Recep Tayyip Erdoğan çıksın; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu tehdit ederek; "İçerdeki zatla ilişkisi çıkarsa şaşırmayın haaa" diyerek talimat anlamına gelen zılgıt çeksin, işçilerin grevi yasaklansın, gösteri hakları OHAL bahanesiyle yasaklansın, memura zam görüşmelerinde çalışanlarla adeta dalga geçilsin, yargı yargı olmaktan çıksın, ekonomi batsın, eğitim medrese eğitiminden de geriye götürülmek için içine iyice edilsin, üniversite sınav ve yerleştirmeleri oyuncak haline getirilsin, akademisyenler işlerinden atılsınlar, memur alımı AKP iktidarının kimi isterse onu aldığı hale getirilsin vs bizler de bunlar gündem değiştirmek istiyorlar diye bu iktidarın söylediklerinin üzerine gitmeyelim de gündem yaratmak için suni bir çaba içine girelim öyle mi?

Bakın, Recep Tayyip Erdoğan Kılıçdaroğlu'nu tehdit eder bir havada konuştu, arkasından da AKP sözcüsü Mahir Ünal, Erdoğan'ın bu yaklaşımının aynı anlamına gelen 7 soruyla tehdidin dozunu biraz daha yukarı taşıdı. Peki, ya Antalya Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Solmaz'ın CHP Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın hakkında soruşturma açmasını neyin nesidir?

Sonuç olarak AKP ve sarayın hedefi belli. Uygulamaları da çok net. Bu durumda biz demokrasi güçleri tam da gündemin gerektirdiği şekilde davranmalı ve demokrasi güçlerinin en geniş şekilde birlikteliğini sağlayarak bu gidişe dur demeliyiz. Gündem açıkça önümüzde durmaktadır. Öyle suni gündem yaratarak bizlerin asıl hedefe kilitlenmemizi zaafa uğratacak hiçbir şeye rağbet etmeye gerek yoktur. Zaten devrimcilik de bunu gerektirir. Bu yüzden de CHP'nin Çanakkale'de yapacağı Adalet etkinliğine tüm gücümüzle katkı koymalı, iktidarın tehditlerini boşa çıkaracak daha etkili çalışma ve çabaların içine girmeliyiz ki bu dinci, gerici, faşist gidişe dur diyelim.

Yoksa daha çok gündem belirletirler bize.

Bilmem yetirince açık oldu mu?