Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


ZAVALLILIK MI GÖREV Mİ?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

18 AĞUSTOS  2017

Dün bir arkadaşım yandaş gazetelerin ilk sayfalarının fotoğrafını çekip sayfasına koymuş. Yazıların başlıklarına baktım neredeyse aynı. Aydınlık gazetesinin belli bir süreç içerisinde havuz medyası ile aynılaşması herkesi şaşırtsa da her ne hikmetse Aydınlıkçıları ve Vatan Partilileri şaşırtmıyor. İki sözlerinden birisi Atatürkçülük olan bu politik çizgi nasıl oldu da bu zavallı çizgiye düştü acaba?

Bu sorunu daha iyi anlamak için geriye doğru küçük bir gezintiye çıkmakta yarar var. 1970'li yılların sonlarına doğru ülke genilinde kontrgerilla örgütlenmesinin başlattığı katliamlarda bile Aydınlık yine taraftı. O günün Aydınlık sayfalarına baktığınız zaman solda yer alan solcu ve sosyalist örgütlenmeleri nasıl hedef aldığını ve ilgililere hedef gösterdiğini hepiniz görebilirsiniz. Sovyetler Birliği'ne karşı yapılan düşmanlıkta ülkemizdeki en gerici çevreleri bile sollamış bir politika yürüten bu çevre; Amerika'ya da bir hayli kızgındılar. Çünkü Amerika bunlara göre Moskof emperyalizmine yeterince tavır almıyor, ne hikmetse savaş açmaya bile yeltenmiyordu.

Bu çevrenin yüzkarası politikası 12 Eylül faşist darbesinden sonra da devam etti. Artık çok memnunlardı. Darbe olmuş, bunlara göre ülke de bölünmekten kurtarılmıştı. Darbeyi yapanlar da ağızlarından Atatürk'ü düşürmediklerine göre sorun yoktu. Bu yüzden de desteklenebilirlerdi. Bu yaklaşımın ödülünü de görmediler değil, bütün sol yapılar işkence hanelerde inim inim inletilirken bunların cezaevi öyküsü Adalet Partisi, CHP, MHP gibi partilerle birlikte Dil Okulu'nda misafir edilmekle sınırlı kaldı.

Oysa 12 Mart döneminde kendilerine Atatürkçüyüm diyen ve ABD'nin ve NATO'nun paşası puşası konumunda olanlar darbe yapmışlar ve solcuları ve sosyalistleri işkencelerden geçirip içeri yollayarak örgütlü varlıklarını ortadan kaldırmak olmuş, dinci çevrelerle de iyi diyaloglar geliştirerek onların serpilip gelişmesine olanak hazırlanmıştı.

Aynı senaryo daha etkili olarak 12 Eylül 1980 darbesinde de gerçekleştirildi. Bu darbeyi yapanlar da kendilerine Atatürkçüyüm diyorlardı ama gerçek anlamda Atatürkçülükle hiç mi hiçbir yakınlıkları yoktu. 12 Eylül faşizmi sol ve sosyalist yapıların üzerinden buldozer gibi geçerken bu kez dinci ve imancı kesimler daha açık bir şekilde korunup kollanmışlar ve serpilip gelişmelerine de göz yumulmuştu. Sizin anlayacağınız 12 Mart 1971 darbesinde de 12 Eylül 1980 faşist darbesinde de darbeyi gerçekleştirenlerin madeni aynıydı. Mustafa Kemal Atatürk'ün tam tersine emperyalist dünyanın bir dediğini iki etmeyen, ordu içinde Atatürkçüyüm diyen fakat sol ve sosyalistlerin düşmanı sağ kadrolardı.

O günden bugüne geçen süre içinde Atatürkçüyüm diyen ama Atatürkçülüğe, cumhuriyete ve cumhuriyetin kazanımlarına ve emperyalizme karşı çıkmayan bu kadrolar yüzünden ordu içinde Fethullahçılar sistematik bir şekilde organize olup örgütlendiler. Sonunda yaşadıklarımız hepimizin malumu.

Bugün bu döküntülerin önemli bir bölümü Vatan Partisi içinde kümelenmiş bulunmaktadırlar. Tiynetleri; Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarından çok da farklı olmadığı için bugün Vatan Partisi açıktan açığa nasyonal sosyalist bir politika izlemekte, bu kadroların bazıları da devletin çeşitli birimlerinde halen yer alıp görevlerini sürdürmektedirler.

İşte bu yüzdendir ki Aydınlık gazetesi ile havuz medyasının ilk sayfa başlıkları neredeyse tıpatıp örtüşmektedir. Her şey bu kadar açık olmasına karşın Vatan Partisi içinden bu sağ ve faşist politikalara partiyi alet edenlere karşı da etkili bir ses yükseltilememektedir. Bazı kişiler parti içinde bazı kimselerin farklı bir politika ile mücadele ettiklerini söyleseler de "Son elli yıldır yargı ülkemizde altın çağını yaşıyor" diyen Perinçek tümseğini aşamamaktadırlar.

Bugün AKP ve sarayın desteklenmesi politikasının neye hizmet ettiği çok açıktır. Ülkenin dış politika bağlamında getirildiği açmaz bütün çıplaklığı ile ortadadır. İktidarın Suriye politikası nedeniyle ülkeyi düşürdüğü açmaz çok üst sınırlardadır. El Bab'ı, yok edilen tankları, 70'e yakın askerimizin yaşamını yitirmesini bir kenara koysak bile İblid'de yaşananlar ve sonrasında buradaki gelişmelerle birlikte oradaki terör yuvalarının Türkiye'ye akması, oralarda gelişecek yeni oluşumlarla birlikte ülkemizin başının ne büyük dertlere gireceği bir gerçekken "Söz konusu vatansa gerisi teferruattır" yalanıyla mevcut iktidarın destekleniyor olması tam anlamıyla bir kara yüzlülüktür.

AKP ve saray içerde ve dışarda tam anlamıyla iflas etmiş ve ülke için tehlike haline gelmiştir.

Bu durumda Vatan Partisi ve Aydınlık çevresinin durumu zavallılık desek değil ama görevli olduğu çok bellidir.

Bu yüzden de AKP ve sarayın dümbelekçiliğini yaptığı çok ama çok aşikardır.