Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


KURUSIKI

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

19 AĞUSTOS  2017

Recep Tayyip Erdoğan hızını alamadı bu kez de Almanya'da yapılacak seçimlerde gurbetçilerimizin belli partilere oy vermemesi için çağrı yaptı. Bu durumda gurbetçilerimiz; Hıristiyan demokratlara, sosyal demokratlara, yeşillere oy vermeyeceğine göre kime vermeli acaba? Geriye üç farklı görüş kalıyor ki sanırız Recep Tayyip Erdoğan da bunlardan birini işaret ediyor olsa gerektir. Birisi Demokratik Sosyalizm Partisi, birisi hâlâ DKP olarak bilinen komünistlerin partisi diğeri de faşistlerin partisi. Gerçi gurbetçi dinci, gerici ve işçiler Türkiye'de solcu ve sosyalistlerin kanını içecek denli sola düşman olsalar da Almanya'da gurbetçilerimizin dincisi faşisti bugüne kadar hep sol ve komünist partilere oy vermişlerdir. Çünkü solcular ve komünistler bir yandan işçilerin haklarını savunurken diğer yandan da yabancılara karşı düşmanca politika yürütenlerin de karşısına dikilmişlerdir. Sözün özü burada dinci, imancı, ırkçı kesilen gurbetçilerimizin çoğu Almanya'da ve diğer Avrupa ülkelerinde sola ve sosyalistlere oy vermektedirler. Bugüne kadar tanık olduklarımızı dikkate alırsak Recep Tayyip Erdoğan'ın sözlerinin gurbetçiler üzerinde çok da ağırlığı yoktur.

Peki, o zaman ne demeye Recep Tayyip Erdoğan çıkıp da Almanya'da yapılan seçimlere karışmaya kalkışmaktadır? Kuşkusuz kendisine göre bahanesi vardır, ancak ülkeler arası ilişkiler kimsenin öznel niyetlerine göre kurulup yürütülemez.

Nitekim Sayın Erdoğan'ın bu çıkışına karşı Almanya Dışişleri Bakanı'ndan sert bir karşılık gelmekte gecikmemiştir. Sertleşen bu tartışmaların sadece tartışma düzeyinde kalacağı da düşünülmemelidir. Çünkü Almanya giderek Türkiye'ye ekonomik yaptırımı da içeren bir ajandayla kolları sıvamış bulunmaktadır. Bu durumda zararlı çıkacak olan elbette ki Türkiye olacaktır. Doğal olarak Türkiye'nin zararlı çıkması demek geniş emekçi yığınların omuzlarına bindirilecek yük olduğu için Recep Tayyip Erdoğan'ın çıkışlarının zararı Almanya'dan çok bizim ülkemizin geniş emekçi yığınlarına olacaktır. Bu gidişi mevcut iktidarın görmüyor olduğunu düşünmek olası değildir. Bütün bu gerçeğe karşın bu şekilde davranılmasının altında yatan şey olsa olsa AKP ve saray iktidarı için çanların çaldığı gerçeğidir. Bu yüzden de AKP ve saray içerde ve dışarıda aşırı gergin yer yer de gerginliği çok geride bırakacak politikalar izlemektedir ki dışarıya karşı ülke içindeki insanları kendisine taraf yapabilsin. Bu oyunun kuralı çok basittir. "Bakın görüyor musunuz bütün dünya bize düşman, bize bizden başka dost yoktur" ayağı ile yandaşların sayısını arttırabileceği ölçüde arttırmaktır.

İçerdeki gerginlik ve sindirme politikalarının amacı da aynıdır. İktidara karşı kitleselleşen güçleri sindirme yoluna gitmek, yandaşlara sürekli iç düşmanların olduğunu söyleyerek onları da şiddete hazır halde tutup hem güç kaybını önleyip seçimleri kazanmak gerektiğinde de iç çatışmayı göze alarak ne pahasına olursa olsun iktidarı bırakmamaktır.

Tehlikeli sularda kulaç atan sadece Recep Tayyip Erdoğan değildir. Onun ağzından çıkan her söz düğmeye basılmış gibi bir yandan iktidarın sopası haline getirilmiş olan yargıyı harekete geçirmekte diğer yandan da başbakanında bakanlarına kadar herkesi koro halinde söz tekrarı için zorunlu bırakmaktadır. Sizin anlayacağınız başbakanı, bakanları, AKP parti sözcüleri aynı anda teli çekilmiş saz gibi inlemektedirler.

Dün sözüm ona Kazan'ın yol açılışı mı, bağlantı ve köprülerin açılışı mı artık neyse açılışta Başbakan Binali Yıldırım bir konuşma yaptı. Onun konuşması da tıpkı Erdoğan gibi Almanya'ya haddini bildirmek şeklindeydi. Külhani bir dil kullanarak Başbakan da Almanya'ya; "AB ülkeleri adına racon kesemezsin" dedi. Anlaşılan Binali Yıldırım ne AB'yi tanıyor, ne de ekonomik gücün nelere kadir olduğundan bir haberi var. AB ülkeleri içinde Almanya ekonomik olarak en güçlü ülke. Denilebilir ki bugün AB'yi ayakta tutan en çok parayı da Almanya verdiğine göre AB üyesi ülkeler adına da pekâlâ konuşabilir zaten bu sıfatla konuşuyor da. Dolayısı ile Erdoğan ve ekibinin Almanya ile bu şekilde bir politika yürütmesi demek aşağı yukarı tüm Avrupa ülkelerini de karşısına alması demektir ki bunun sonuçlarının ülkemiz üzerinde ekonomik, sosyal, siyasal ve askeri olarak bir hayli de etkisi olacaktır. Hem işaret ettiğimiz tehlikeler kabadayı havasında atma ve tutmalarla da savuşturulamaz. Yani? Yanisi şu, gerçekler direngendir. Erinde gecinde karşınıza çıkar ve size de bedelini ödetir. Bu gerçekler ışığında kimse de kalkıp bize; "ne yani boyun mu eğmeliydik" numarasını yaparak yiğitlikte, ülke severlik te taslayamaz. Hele bunu dinci, gerici, faşist iktidarlar hiç mi hiç yapamazlar. Çünkü bunların sicilleri bellidir.

Bu arada Kazan'da konuşan Binali Yıldırım bir kez daha Kılıçdaroğlu'na verip veriştirmekten kendisini alamamıştır. Alamamıştır çünkü o kadar Almanya ve yabancılara atıp tuttuktan sonra Kılıçdaroğlu'na da bir şeyler söylenmezse yalancının mumu yatsıya kadar da kalmayıp söneceği için Kılıçdaroğlu'nu da yabancılarla iş tutar göstermeden olmayacaktır.

Öyle ya Sayın Binali Yıldırım'ın yalanlarını bir lokmada yutacak açılış yerine az insan taşınmamıştır değil mi?