Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


KONUŞ BAKALIM

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

27 AĞUSTOS  2017

Recep Tayyip Erdoğan yanına yakınlarını ve yandaşlarını alarak soluğu malazgirt'te almış. Neymiş efendim Malazgirt Meydan Savaşı'nın kazanılışının yıldönümünü kutluyormuş. Öyle ya 26 Ağustos günü bir de Başkomutanlık Meydan Savaşı Taaruzu'nun sabaha karşı 04.30'da başlamasının yıldönümü var. Bu taarruz sonucu yurttan sökülen düşmanlar 9 Eylül 1922 günü İzmir'den denize dökülmüş böylece de bağımsızlık kazanılmış ne gam. Bazı kafalar bu gerçeği anımsamak bile istemiyorlar. Hoş zaten anımsasalardı şaşardık ya neyse?

Şimdi Malazgirt'te kazanılan savaşın yıldönümünde Sayın Erdoğan bir konuşma yapıyor ve diyor ki; "O gün atalarımız kefenlerini giymişlerdi, bizlerde atalarımızın yolundan gidenler olarak bugün de kefenlerimizi giymeye var mısınız" kabilinden soru ile devam ettiriyor konuşmasını.

Çok ilginç. İlginç, çünkü dün bugün işbaşına gelmiş olan yöneticiler bugüne dair hiçbir şey başaramamışlar ama geçmişi anımsamanın da ötesine taşıyarak sürekli olarak savaş çığlıkları atmayı sürdürüyorlar. Oysa bugün insanlığın geldiği noktadan konuşursak; "savaş zorunlu kalınmadıkça bir intihardır" diye niteleyen Mustafa Kemal Atatürk'ün seviyesine gelmeleri için yüzlerce fırın ekmek yemeleri gerekiyor bu muhteremlerin.

Hem şu kefen giymek hâl ve gidişi ne oluyor ki? Recep Tayyip Erdoğan iktidara geldiği günden bu yana bu sözleri işitip duruyoruz. Hem Sayın Erdoğan bu kefeni kimlere karşı giymek istemektedir onu da iyi bilelim ki gaflet ve delalet içinde olmayalım değil mi? Gerek iç politikada, gerekse dış politikada bu sözlerle politika yapmanın modası çoktan geçmiştir, ancak gel de haber anlat anlatabilirsen dinci, imancı ve gerici kültürün insanlarına.

Türkiye'de neler oluyor Allah aşkına? Bu iktidarın sözcüleri nelerden söz ediyorlar? Ülkede 15 yıllık iktidarları döneminde ne hak, ne hukuk, ne ADALET bırakmamışlar ama iki sözlerinden birisi savaş oluyor. İyi güzel de çığırtkanlığını yaptığınız savaşta bu halkın çocukları ölürken sizler neden bu tehlikenin yakınında bile değilsiniz? Sizler ki bu vatanın bütün nimetlerinden yararlanıyor, kentlerini, ormanlarını, kıyılarını ve de gelirlerini yağmalıyorsunuz ama iş vatan için canını ortaya koymaya gelince ortalıklarda gözükmüyorsunuz. Her fırsatta da kefen giymek daha kolayınıza geliyor.

Ülkeyi olağan koşullarda yönetmek zaten kitabınızda yazmıyordu, yönetemez duruma düştüğünüz için de OHAL ilan edip kararnamelerle ülke yönetir oldunuz. Devletin her birimini tek kişinin iradesiyle oluşan kararnamelerle oluşturuyorsunuz.

Nereye kim alınacak, kimler nereden temizlenecek kendi kendinize verdiğiniz egemenlik gücüyle saydıklarımızı gerçekleştirip duruyorsunuz. Sizin çıkardığınız kararnameleri denetleyecek ne TBMM bıraktınız ortada ne de Anayasa Yüksek Mahkemesi AYM. Yetkilerini kullanmaktan bile korkan ve OHAL koşullarında Kanun Hükmünde Kararnameleri denetleme yetkisi olmadığını söyleyen AYM'nin durumu içler acısı hale nasıl getirildi? Neden bütün yargı kademelerinde yukarıda ne düşünülüyor düşüncesi ile hareket ediliyor?

Kısacası ülkeyi faşizan yöntemlerle istediğiniz gibi yönetiyorsunuz. Sıradan insanlar bile Fethullahçı suçlaması ile tutuklanırken Fetöcülükte ellerine su dökülemeyenler bugün her biri birer Fethullah karşıtı olup çıkmışlar. Baksanız ya Konya Atiker Spor Klüp Başkanı Ahmet Şan bylock kullandığı halde nasıl serbest bırakıldı? Bırakılan ve de üstüne gidilmeyen başkaları da var tabi.

Konyaspor'un başkanı Ahmet Şan'ı elbette tutuklamazlar. Tutuklamazlar, çünkü o zat bir konuşmasında "İzmir Marşı, bir tek Konyaspor sahasında söylenmedi" diyen adamdır. Bu yüzden de birileri onu koruyorsa niye şaşalım değil mi?
Uzatmayalım bizler ADALET etkinlikleri için Çanakkale'deyiz. Daha sonra bu yönde yapılacak tüm eylemlere ve etkinliklere de katılacağız. Artık öyle ki bu ülkenin insanlarını kimse ne kefenle ne de korku yolu ile susturup hakkını, hukukunu çiğneyip ADALETİ yok edemeyecektir.

Bu da bizim sözümüzdür.

Bilmem Yeterince açık oldu mu?