Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


SOL YA DA SOSYALİST SOL

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

05 EYLÜL 2017

12 Eylül faşist darbesi sonrası sola ve sosyalistlere karşı çekilen operasyonlar nedeniyle sol ve sosyalist sol büyük kayıplara uğradı. Yığınsallığını yitirmenin yanında kadrolarında da büyük yıkım gerçekleşti ve etkisiz hale geldi. Bu olgulara bir de sosyalist sistemin ve Sovyetler Birliği'nin yıkılışını eklersek ülkemizde sol ve sosyalist sol ağır darbeler aldı. Bu darbelere üstüne üstlük bir de giderek sağa kayan ve liberalleşen örgüt önderlerinin geldikleri noktayı da dikkate alırsak sol ve sosyalist solun var veya yok olma mücadelesinde çetin bir kavganın içinde olduğunu görürüz.

Dünyada ve ülkemizde yaşananların sağ ve faşizan grupları iyice azdırdığını biliyoruz. Bu çevreler bir yandan sola dair ne varsa bittiğini ileri sürerek etkili bir kampanya yürütmelerinin yanı sıra baskı ve zulümlerinin de arttıkça arttığını gördük yaşadık. Olup bitenlerden merkez sağdan, sosyal demokrat çizgiye ve hatta en radikal sola kadar her çevre büyük çapta etkilendi. 12 Eylül sonrası değişik yapılar içinde kendisini ifade etmeye çalışan CHP bile kendisine merkez sol seçimi yaparak kendisini sürekli olarak sağda konumlandırmaya başladı. Bir başka deyişle CHP, Atatürkçü çizgide ve sosyal demokrat çizgide kendisini ifade edememenin sancılarını yaşadı. Doğrudan olmasa bile CHP'de sol ve sosyalist solun dinci, gerici ve faşist çevrelerce sistemli olarak yürütülen tasfiyesinde dolaylı olarak rol aldı.

İşte bu andan başlayarak CHP, bir yandan küçüldü bir yandan da toplum içinde etkisi sınırlı hale geldi. Dolayısıyla da ülkemizde sağın seçeneği yine sağ oldu. CHP'nin öteden beri merkez sağda politika yapan partilerin politikalarını benimseyip dile getirmesi ise işi daha da içinden çıkılmaz hale getirdi ve yığınlar da merkez sağın aslı dururken çakmasına yüzünü bile çevirmedi. Dolayısıyla da ortaya çıkan bu karmaşadan sürekli olarak sağ partiler kazançlı çıktı. Öyle ki sağ partilerin iktidar ettikleri dönemde ayukka çıkan yolsuzluklardan ve haksızlıklardan dolayı sahneye yeniden CHP çıkması gerekirken beklenilenin aksine Erbakan'ın partisi birinci parti olarak seçimleri önde bitirdi. Erbakan'a yönelen yığınlar, "hiç değil bunların alnı secdeye varıyor çalmazlar" diye düşündükleri için Erbakan'ı iktidara taşıdılar ve Erbakan Çiller'in DYP'si ile koalisyon ortağı oldu. Bilinen nedenlerle de koalisyon uzun ömürlü olmadı. Daha sonra ise Ecevit'in liderliğinde koalisyon hükümetleri kuruldu. Ecevit'in Başbakanlığı döneminde ekonomik kriz Ecevit'in sağlık durumu ve yolsuzluklar nedeniyle erken seçime gidildi.

Bir proje partisi olarak Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde kurulan AKP ise seçim sistemindeki adaletsizlik yüzünden %34 civarında oy almasına karşın meclisteki milletvekili sayısının %60'ını ele geçirdi. Bu andan başlayarak olup bitenler zaten biliyoruz. AKP'nin iktidara gelişinden bugüne 15 yıl geçti. Seçim sistemi ve sürdürülen politikaların etkisizliği nedeniyle seçimlerde AKP her defasında ipi önde göğüsledi ve 7 Haziran 2015 seçimlerine kadar da tek başına iktidar olmayı başardı.

7 Haziran seçimlerinde mecliste azınlığa düşmüş olmasına karşın diğer partiler hükümeti kuramadığı ya da kurdurtulmadığı için erken seçime gidildi ve ülkede şiddet politikasına yönelinerek AKP 1 Kasım seçimlerini %49,5 gibi bir oy oranıyla seçimi yeniden kazandı.

Bu seçimlerin hiçbirinde sol ve sosyalist sol dikkate değer bir başarı elde edemedi. CHP ise var olan durumunu ya korudu ya da oylarının üzerine çok az miktarda bir oy ekleyerek sonuca etki edecek bir sonuç elde edemedi.

Sonuçta işler bu kertede sürerken ortamı giderek daha da geren, çoğunluğuna güvenerek ne yasa ne anayasa takmayan Sayın Erdoğan fiili olarak başkanlık yetkileri kullanmaya başladı. Bahçeli'nin de ortaya çıkıp Erdoğan'a destek atmasıyla anayasa değişikliğine gidildi ve hile ile halkoylamasında kazanıldığı ileri sürülerek tek adam yönetimine böylece geçilmiş oldu. Ortada uygulanan siyasette demokrasinin D'sinden bile söz etmenin mümkün olmadığını hemen her çevre yaşayarak gördü. Yaşamaya da devam ediyor.

İşte bu yüzdendir ki ülkemizde tek adam yönetiminin egemen olduğu faşist bir ortam söz konusudur. Dolayısıyla da faşizme karşı demokrasi güçlerinin güç ve eylem birliği yapması zorunlu olarak gündemimize gelip oturmuştur. CHP eski konumunun aksine bu kez demokrasi mücadelesinde üzerine düşeni yapmak gayreti içindedir. Bu yüzden de ADALET YÜRÜYÜŞÜ ve ADALET KURULTAYI'nda verilen mücadelenin içine solun ve sosyalist solun da katılması yönünde girişimleri olmuştur. Bu girişimlerin önümüzdeki günlerde daha da ete kemiğe bürünmesi gerekir ki, milyonların katında CHP'nin attığı adımlar destek görsün, mücadeleye katılımlar artarak devam etsin.

Yoksa ADALET KURULTAYI'nda Prof. Korkut Boratav'ın sol ve sosyalist solun tasfiyesi ile ilgili söylediği sözler boşa gitmiş olacaktır. Bu yüzden de sol ve sosyalist sol için eti ne budu ne, zaten bir avuçlar gibi küçümseyici yaklaşımlardan uzak durulmalı, solun ve sosyalist solun katlanarak artacak olan gücüne ve toplum katındaki ideolojik etkisine bilerek ya da bilmeyerek bir kez daha zarar verilmemiş olsun.

Bu arada CHP'ye düşen görevin ve sorumluluğun da çok ama çok önemli olduğunu bir kez daha anımsatmakta yarar görüyoruz.

Biline…