Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


İZ AZDIRANLAR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

06 EYLÜL 2017

Politikanın her dönem ardamarı çatlamışları vardır. Türkiye NATO'ya girdikten sonra ise ardamarı çatlak o kadar devşirmesi oldu ki gerçekten de şaşarsınız. Sivili, askeri, sendikacısı, ekonomisti o bildiğimiz emperyalist güç odaklarının merkezlerinde eğitildiler. Bunlar artık emperyalizmin uşağı, komünizmin düşmanıydılar ama her fırsatta da Atatürkçü olduklarını dillerinden düşürmezlerdi. Onlar için sol ya da sosyalist biri kesin olarak Moskof uşağıydı, sloganları da hazırdı.

'KOMÜNİSTLER MOSKOVA'YA!"

Ülkemizin 1950'li yılları Demokrat Partisi iktidarının küçük Amerika yaratma çabalarıyla geçti. Bu yüzden de her fırsatta önlerine geleni komünistlikle suçlayıp yoksul halk yığınlarına komünistleri bir öcü gibi tanıttılar. Demokrat Parti 1960 ihtilaliyle iktidardan indirildi. 1961 Anayasası ile kısmi de olsa ülkeye demokratik hak ve özgürlüklerin savunulduğu bir ortam geldi. Örgütlenmeler, düşünce özgürlüğü bir ölçüde de olsa geldi ve emek eksenli Türkiye İşçi Partisi kuruldu.

Türkiye İşçi Partisi 1965'ler de sosyal bir olguya dönüşerek yığınların desteğini almaya başladı. Bunun üzerine ülke genelinde Türkiye İşçi Partisi'ne, sola ve sosyalizme karşı görülmemiş boyutlarda aleyhte kampanyalar yürütüldü. Tehditler, saldırılar, sürgünler gırlaydı. ABD eksenli Komünizmle Mücadele Dernekleri kuruldu.

Bu dernekler aracılığı ile ilericilere, devrimcilere ve sosyalistlere karşı cadı avı başlatılıp sol ve sosyalist düşüncede olanlar sindirilmeye çalışıldı.

Yine ABD'den yönlendirilen, NATO'un gayretleriyle önemli kurum ve kuruluşlarda bulunanlarla sola ve sosyalistlere karşı Gladyo örgütlenmelerine gidildi. Ordu kapitalist/emperyalist propaganda ile yeni baştan şekillendirilmeye çalışıldı. O dönemlerde gördük ki bazı istisnalar dışında ordu içinde rütbelilerin büyük bir bölümü hem NATO'cu, hem emperyalist güçlerin görüşleri ile ham hal olmuş hem de Kurtuluş Savaşı gerçeğini unutmuşlar ama bunlar yine de kendilerini Atatürkçü sayıyorlardı.

Türkiye'de var olan sermaye iktidarları hem dışa bağımlılığın, hem ülke içinde yaşanan yoksulluğun sorumlularıydılar ama hemen hepsi de ABD'nin ve öteki emperyalist ülkelerin ayak izlerinde otlayan birer uşak konumundaydılar. Türkiye'yi yönetenler mevcut sistemle yönetemez konuma düştükleri için hemen her fırsatta, sıkıyönetimlere, Olağanüstü Hallere başvurmaktan çekinmiyorlardı. Olmadı mı bu kez de ordu "vatanın birliği ve parçalanmaması" savıyla göreve çağrılıyordu. Ülkemizde 9 Mart'ta çark edip 12 Mart 1971 faşist darbesinin gerçekleştirilmesi yine kendilerine Atatürkçüyüm diyenlerce gerçekleştirildi.

Bu darbeyi gerçekleştirenler; asker sivil ortaklığı ile sol ve sosyalist güçlerin tepesine binerek onlara yapmadıklarını bırakmadılar. İşkenceler, öldürmeler, idamlar, cezaevleri sol ve sosyalist kimlikli yurttaşlar için etkili bir yöntem olarak kullanıldı.

Ancak solu ve sosyalistleri; 12 Mart 1980 faşist darbesini gerçekleştirenlerin gücü tasfiye edemedi. Sol ve sosyalist güçler 1973'ün hemen sonrasında yeniden filiz verip boy attı. 1970'li yılların ortasından itibaren de sol ve sosyalist güçler ülke gerçeğinde sosyal bir olgu olarak yerini aldı. 1980'lere doğru gelirken ülkeyi yönetenlerin durumu yine aynıydı. Emperyalist güçlerle ortaklık içinde talan edilen ülkemiz sermaye güçlerince bir kez daha yönetilemiyordu. Bu yüzden de sermaye güçlerinin bir kez daha faşizan yöntemlerle sol ve sosyalistlerin başını ezmesi ve sindirip tasfiye etmesi gerekiyordu ki yine sermaye güçlerinin imdadına ordu yetişti. Çünkü o dönemde AP, MHP ve MSP gibi partilerin sivil bir darbe ile iktidarda kalmalarının olanağı olmadığı gibi mümkünatı da yoktu.

Yine Kenan Evrenle birlikte ordu emir komuta zinciri içinde en Atatürkçüler olarak iktidara el koydu. Sonrası hepimizin bildiği gibi faşist iktidarlar ne gibi uygulamalar yapmaları gerekiyorsa ülkemizde de o uygulamalara hız verildi. O dönemde sol ve sosyalistlerin yaşadıklarını yazmıyoruz; çünkü dünya alem olup bitenleri iyi bilmektedir. Yukarıda söylediğimiz gibi bir kez daha kendilerine Atatürkçüyüm diyenler işbaşındaydı ve Turgut Özal'la birlikte ülkede dinci, gerici, şeriatçı ve faşist güçlerin gelişip serpilmesinin önü açılırken sol bu kez çok daha ağır yaptırımlarla karşı karşıya kaldı. Deyim yerindeyse bu kez uzun süren bir tasfiyeye gidildi. Hiç kuşku yok ki sol ve sosyalistlerin tasfiyesinin sivil ayakları da vardı. Bazı yapılar ise bu tasfiyede doğrudan olmasa bile dolaylı olarak rol aldılar.

Sonuç olarak kendilerine Atatürkçüyüm diyen özellikle ordu içindeki güçlerin, sol ve sosyalist güçler hedefi oldu. Solun ve sosyalistlerin önü her türlü engellerle kesildi. Sola ve sosyalistlere yapılanların aksine özellikle dinci kesimlere yol verilip devletin bütün kurum ve kuruluşlarında örgütlenmeleri sağlandı. Ordu içinde ve polis teşkilatında Fethullahçıların bu denli örgütlü hale gelmelerinin de kendilerine sözüm ona Atatürkçüyüm diyen kesimlerin rolü oldu. Bugün yaşadıklarımız bütün çıplaklığı ile ortadayken bazı güçler dün ne iseler bugün de aynı yol ve yönteme başvurarak politika yapmaktadırlar.

Dünün sağcı ve NATO'cu subaylarının bir kısmı Vatan Partisi içinde yer almışlardır. (Bazılarını bilinçli olarak ayırıyorum) Vatan Partisi içinde yer alan sağcı, NATO'cu subaylar dünün İşçi Partisi, bugünün Vatan Partisi'ne politikada yön vermeye çalışmaktadırlar.

İşte bu yüzdendir ki bugünün Vatan Partisi; Recep Tayyip Erdoğan'dan Atatürkçü ve Amerika'ya karşı savaşan bir figür yaratmayı en azından kendi içlerinde büyük ölçüde başarmışlardır. Bugün dışa yansıyan tartışmalarda yukarıda tanımlamaya çalıştığımız sözüm ona Atatürkçülerin parmağı vardır.

Ancak unutulmamalıdır ki bir de Kurtuluş Savaşı'nı ve emperyalizme karşı olmayı örnek alan sola açık SOL KEMALİSTLER vardır ki, onların da NATO'cu Atatürkçülerle hiç mi hiçbir ilişkisi yoktur.

Dile getirdiklerimi anlamak isteyenler yakın tarihe baktıklarında yazdıklarımın hangi maddi temellere oturduğunu da bütün çıplaklığı ile görecek ve anlayacaklardır.