Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


12 EYLÜL

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

12 EYLÜL 2017

Bugün 12 Eylül. 12 Eylül 1980 faşist darbesi üzerinden tamı tamına 37 yıl geçmiş. Dile kolay, bu kadar yıl demek aşağı yukarı insan yaşamının yarısı eder. Darbe gününden başlayarak bugüne kadar 12 Eylül faşizminin yaşamımız üzerinde etkileri bütün ağırlığı ile devam ediyor. 12 Eylül faşizmi ilk ayakta solu ve sosyalistleri susturacak, devamında ise tasfiye edip iyice etkisiz hale getirecekti. Bu kez yapılan plan ve program çok daha geniş kapsamlı ve uzun erimliydi. Darbenin sonuçlarına baktığımız zaman söylediklerimizin ne denli isabetli olduğu görülecektir.

12 Eylül faşist darbesini gerçekleştirenler elbette ki dış destekli güçlerdi. Uluslararası mali güçler Türkiye'yi çok daha fazla sömürmek istiyor, buna karşılık devrimci güçlerin direnişi ile karşılaşıldığı için de mevcut iktidarlar uluslararası sermaye güçlerine böylesi bir ortamı hazırlayamıyorlardı. Bir yandan da Sovyetler Birliği ve Sosyalist Sistem'e karşı emperyalist/kapitalist sistemin operasyonlarını dikkate aldığımızda Türkiye'nin ne kadar önemli olduğu açıkça ortadaydı. Anımsarsanız 24 Ocak Kararları bile 12 Eylül faşist darbesinden önce hazırlanmış olmasına karşın uygulanamamış, uygulama ancak 12 Eylül yönetimi içinde Turgut Özal'a nasip olmuştu.

12 Eylül 1980 faşist darbesi kadar öncesinin de önemli olduğunu asla göz ardı edemeyiz. Evet, sol ve sosyalist güçler önemli bir güce sahiplerdi ama bir o kadar da dağınıktılar. Dağınıklığı ortadan kaldıracak herhangi bir gelişmenin de olmadığını görüyoruz. Hiç kuşkusuz o zamanda CHP faşizme karşı önemli bir güç olmasına karşın soldaki dağınıklık CHP'yi kendi solundaki güçlerden uzak tutuyordu. Öyle ki mevcut yönetimle kapitalist sistemin egemenleri iktidarda kalamayacaklarını çok iyi bildiklerinden, sağdaki sivil güçleriyle de faşist bir diktatörlük oluşturup iktidarlarını sürdüremeyecekleri iyi bilindiğinden yaratılan memnuniyetsiz ortamla birlikte askeri darbe gerçekleştirilip iktidara el kondu. Artık her şey emir komuta zinciri içinde karar alınır ve uygulanır oldu. Sonrasını ve yaşadıklarımızı hepimiz çok iyi biliyoruz.

Burada önemli bir konuya değinerek bugüne gelmek en doğrusu. Yukarıda sözünü ettiğimiz tehlike sessiz sedasız bir günde yürürlüğe konmadı. Faşist darbe ise bağıra bağıra gelirken ilericiler, devrimciler, demokratlar ve sosyalistler kendi havalarındaydılar. Faşizme karşı bir cephe oluşturulması girişimleri olduysa da hem belli yapılar arasında kaldı hem de küçücük de olsa bir yol alınamadı. CHP ise bildiğimiz gibi örgütleri ve örgüt yöneticileri saldırılara uğramasına karşın birlikte davranmaktan hem uzak durdu hem de gerekli eylemliliği gösteremeyip gidişe bir anlamda boyun eğdi. Sonuçta gerçekleştirilen darbenin nelere mal olduğunu hepimiz iliğimizde kemiğimizde yaşadık. Tutuklamalar, gözaltılar, işkenceler, işkencelerde yaşamını yitirenler, sürgünler, baskı ve yıldırma yöntemlerinin en ağırı uygulandı ve sol ve sosyalist sol en ağır bedelleri ödedi. Bu kez bir türlü de 12 Eylül faşist ortamının uygulamalarından çıkılamadı. Sola ve sosyalistlere yönelik tasfiye bütün hızıyla sürdürüldü sol ve sosyalist sol etkisizleştirildi.

Gelelim bugüne. Bilindiği gibi 12 Eylül 1980 faşist darbesi sağın seçeneğinin yine sağ olacağı, özellikle de dinci sağın güç kazanıp iktidarı ele geçirmesi yönünde çok önemli adımlar attı. Bugün geldiğimiz nokta ve AKP'nin iktidar oluşunun öyküsünü de bu serüvende aramamız gerekiyor. Doğal olarak dinci ya da başka özelliklere sahip faşist bir sağ iktidar doğası gereği iktidarda olağan koşullarda kalamaz. Bu yüzden de olağanüstü yöntemlere başvurması gerekir.

AKP ve saray iktidarının bugün başvurduğu yöntemlerde budur. Bugünkü iktidarın uygulamalarına bakıp da "dur bakalım ne olacak" havasında olanlar kış uykusundadırlar demektir. Çünkü AKP iktidarı adım adım ülkemizde nasıl bir yönetim oluşturmuştur hemen hepimiz biliyoruz. İşte bu yüzden 12 Eylül faşist darbesinden bugün sol ve sosyalist güçlerin çıkarmaları gereken çok önemli dersler vardır. O ders işçi sınıfının yüce evladı Dimitrov'un; "Faşizm mi, burjuva demokrasisi mi seçeneği ile karşı karşıya kaldığımız zaman elbette burjuva demokrasisidir" sözüdür ki bizim için çok büyük önem taşımaktadır.

Bu gerçekler ışığında CHP'nin de içinde olduğu geniş bir güçbirliğine gereksinim vardır. Böyle bir güçbirliği sağlanırsa ancak AKP'nin dinci, gerici ve faşist iktidarının önüne set çekilebilir. Bugün bu yönde çabalar olmasına karşın yetersiz kalındığı da bir gerçektir. İçinde bulunduğumuz bu ortamda 2019'u hedef gösterip oyalanmak demokrasi güçlerine mücadeleyi kaybettirebilir. Bu yüzden de bir an önce demokrasi güçlerinin güçbirliği yönünde kalıcı adımlar atmasında yarar vardır. Biliyoruz, kimi sol ve sosyalist yapılar sözüm ona proletarya devrimciliğini ileri sürerek ya da "başka bir dünya vardır" diyerek gerçekleri bir kenara itip solculuk yaparak oyalanmayı en doğru yol olarak görmektedirler.

Ancak ortada devrimci ortama sıçrayacak hiçbir koşul söz konusu değilken, üstelik de bu sadece ve sadece sözde kalması yüzde yüzken, olacakları görmeyip demokrasi güçlerinin birlikteliğinden uzak durmayı seçmek bir kez daha 12 Eylül 1980 öncesi yaşananlardan ders çıkarmamaktır ki bu sol kandırışçılıkla hiçbir örgüt üstüne kapanan enkazdan kurtulamaz, kurtulma şansı da yoktur.

Öyleyse önümüzdeki mücadeleyi CHP'nin de içinde olduğu demokrasi güçlerinin çok geniş bir birlikteliğini gerçekleştirmek üzere düşünelim ve gerçekleştirelim.

Biz izin vermedikçe kimse biz sosyalistlerin öğretisel (ideolojik) ve örgütsel bağımsızlığına helal getiremez bunu da iyi bilelim.