Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


NE OLUYOR? NE OLMUYOR?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

16 EYLÜL 2017

Birkaç gün içinde neler yaşadığımıza baktığımız zaman ülkenin hangi noktada olduğunu da anlamakta zorlanmayız. Aysel Tuğluk'un annesinin Ankara/Gölbaşı mezarlığından çıkarılıp cesedinin parçalanmak istenmesi ve oraya gelenlerin "burası Kürt, Ermeni ve Alevi Mezarlığı" değildir diye bağırmaları olayı; öyle sudan sebepten şeylere bağlanarak es geçilmesi olası değildir. Bu olayın kesinlikle perde arkası vardır ve de bu alçaklığı başka yerlere tırmandırmak isteyen açık gizli istihbarat örgütleri kesinlikle bu olayın tezgahlanmasında rol oynamışlardır.

Orada toplanıp böyle bir eylemi gerçekleştirenlerin ülkücü ve dinci işaretler yaptığını görüyoruz, ancak o güruhun içinde tosuncuk olmanın ötesinde kafaları çalışan insanlar olmadığı da çok açıktır. Bir düşünün Ankara/Gölbaşı Mezarlığına defnedilmesi önlenen cenaze gecenin bir saatinde Tunceli'ye götürülmüştür. Bu olayı yaratanların şu soruyu bile düşünecek akılları olsaydı kesinlikle bu eylemi yapmalarının olanağı yoktu. Ankara/Gölbaşı Mezarlığı'na defnedilmesi engellenen cenaze Tunceli'ye götürülüp defnedildiğine göre sanırız bu gösteri ve saldırganlığı yapanlar Tunceli'nin hangi ülke sınırları içinde olup olmadığının analizini bile yapacak bir zekaya sahip değiller. Bu da şunu göstermektedir ki şunca zamandır PKK'nın başaramadığını bu faşist ve dinci güruh bir buçuk iki saat içinde başarmışlar ve gerçekte uluslararası boyutta sonuçları olacak bir olaya imzalarını atıvermişlerdir.

Yaratılan bu olayın doğurduğu sonuçlara bakıldığı zaman bu güruhun kesinlikle İsrail ve ABD istibarati örgütlerince kullandıkları kesindir. Şu ana kadar da iktidarın manidarlıklarla dolu açıklamaların ötesinde bir şey yaptıklarına da tanık olmadığımıza göre sanırız iktidar da bu olayların sonuçlarından yararlanacağını düşünüyor olmalıdır.

İkinci olay ise Semih Akça ve Nuriye Gülmen'in komik gerekçelere dayandırılarak duruşmaya getirilmemiş olmalarıdır. Kaçma kuşkusuydu, personel azlığıydı kabul edilecek bir gerekçe değildir. Çünkü kaçma kuşkusunun hiç mi hiç maddi bir temeli olmadığı gibi her yere tümen tümen polis gönderen iktidarın elinde yeteri kadar personel bulunmadığı gerekçesinin ayakları yere basmamaktadır. Kuşkusuz bizler ölüm orucu gibi bir yöntemi politik olarak benimsemiyoruz ancak Semih ve Nuriye'nin böyle bir eyleme niçin başvurdukları da çok açıktır. Çünkü iktidar Fethullahçı çetenin darbe girişimini bahane ederek yine de gizli Fethullahçılarla iş tutup Fethullahçılarla yakından uzaktan ilişkisi olmayanlara yönelik hukuk tanımaz bir şekilde yaptırım uygulamaktadır. Ya da şöyle de diyebiliriz. Geçmişte Fethullahçı yargının yaptıklarının aynısını hatta daha fazlasını AKP ve saray yargısı yapmaktadır. Yoksa duruşmaya gelmedikleri gerekçesiyle tutukluluklarının devamını isteyen savcı ve bu isteğe uyan mahkeme heyetinin durumunu başka hukuksal gerekçelere dayanarak açıklamanın olanağı yoktur.

Bir üçüncü olay; dün gerçekleşen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun avukatı Cemal Çelik'in gözaltına alınmasıdır. Avukat Cemal Çelik ki Yargıtay'da tetkik hakimi iken Yargıtay'a Fethullahçıların doldurulduğu gerekçesiyle bir açıklama yaparak istifa eden onurlu bir kişidir. Şimdi böyle bir kişinin Fethullahçı operasyona bağlı olarak gözaltına alınıp İstanbul'a götürülmesi Türkiye'de rejimin geldiği boyutları göstermesi açısından oldukça dikkat çekicidir. Av. Cemal Çelik'in Fethullahçılıkla ya da devam eden davalarla bir ilgisinin olamayacağını bütün ülke bilmektedir. Oysa Av. Cemal Çelik bu bahane ile gözaltına alındığına göre keyfiliğin insanların yaşamını nasıl tehdit ettiğini anlamak için daha nelerin yaşanması gerekiyor bilmek isteriz.

Bu gözaltı gerçekte CHP'ye ve Kemal Kılıçdaroğlu'na karşı açıktan açığa bir tehdittir. Bu tehdide boyun eğilemez, bu tehdidin boşa çıkarılması için demokrasi güçleri bir bütün olarak tavır koymalıdır. Tavır koymalıdır çünkü CHP'ye bile böylesi bir tehdit ve uygulama yapılabiliyorsa bu ülkede hemen her yurttaşa yaptırımların hem de dikalası uygulanabilir. Bu yüzden CHP ve demokratik kurum ve kuruluşlar Av. Cemal Çelik olayını birer demeçle geçiştirmemeli olayın sonuna kadar üstüne üstüne gitmelidir ki, hukukun tamamen askıya kaldırılmadığı bir ülkede AKP ve saray iktidarı da bu denli cüretkâr yaptırımlara ve hak ihlallerine kalkışamasın.

Bu üç olay bile AKP iktidarının nasıl bir iktidar olduğunu bütün çıplaklığı ile gözlerimizin önüne sermektedir. Bu yüzden de kimsenin "bana değmeyen yılan bin yaşasın" anlayışı ile faşizme ve dinci gericiliğe karşı ses çıkarmadan susup oturması suça ortaklıktır. Bu yüzden de herkes bir an önce ayağa kalkmalı, demokrasi güçlerinin oluşturacağı güce güç katmalıdır.

Görüldüğü gibi başka bir seçenek söz konusu değildir.

Çünkü karşımızda adıyla sanıyla faşist diktatörlük vardır faşist diktatörlük.