Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


DEMOKRASİ GÜÇLERİ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

20 EYLÜL 2017

Ülkemizde demokrasi güçleri deyince ilk akla gelecek olan hiç kuşku yok ki en başta sosyalistlerdir. Çünkü sosyalistler kapitalist sistem içinde de olsa sonuna kadar demokratik hak ve özgürlükleri kararlı bir şekilde savunurlar. Savunmakla da kalmazlar aynı zamanda da demokratik hak ve özgürlüklerin daha da genişletilmesi için mücadele ederler.

Ancak kapitalist sistem yarışmacı döneminde (rekabetçi) doğası gereği devrimcidir. Rekabetçi dönemden ne zaman ki tekelci döneme geçilmiştir işte o andan başlayarak da gerici ve karşıdevrimci bir özellik kazanmıştır. Bu yüzden de hem sömürüsünü sürdürmek, hem de iktidarı elinde tutmak için geniş halk yığınlarının kazanımı olan demokratik hak ve özgürlükleri adım adım ortadan kaldırmaya yönelik tasarruflarda bulunur. Yani her fırsatta demokrasiyi kısıtlamak için yasal değişiklikler gerçekleştirdiği gibi güvenlik güçlerini de devreye sokarak yığınları sindirmeye çalışır. Bu şekilde de iktidarını sürdüremez konuma gelirse işte o zaman faşist diktatörlüğe başvurarak zor yoluyla ne pahasına olursa olsun iktidarını sürdürmek ister. Demokrasinin kısıtlanmasından veya faşist diktatörlüğe başvurulmasından kim ya da kimler zararlı çıkıyorlarsa onlar elbette demokrasi güçleri içinde sayılır, sayılmalıdır.

Bugün Batı demokrasilerine baktığımız zaman elbette orada da demokrasi bütün kurum ve kuruluşları ile sonuna kadar işliyor değildir. Ancak geniş halk yığınlarının verdikleri mücadelelerle elde edilmiş olan demokratik hak ve özgürlükler söz konusudur. Burjuva iktidarlar geniş halk yığınlarının mücadele ile elde ettikleri hakları kısıtlamaya kalkışsalar karşılarında bundan zarar görecek kitleleri bulurlar. Bu yüzden de olabildiğince burjuva demokrasisini işletmek için çaba harcarlar. Dolayısıyla bu gibi ülkelerde ister istemez yığınlar alışılagelmiş ekonomik, demokratik, sosyal, siyasal ve kültürel haklarını kullanabilirler.

İş bizim gibi ülkelere gelince işin rengi değişir. Hepimizin bildiği gibi emperyalizm Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalamış ve esir almıştır. Ülkeyi emperyalizme karşı mücadeleye girerek emperyalizmi yenilgiye uğratanlar elbette ki Osmanlı değildir. Osmanlı içinden çıkan ve uluslaşma sürecini de savunan ilerici ve cumhuriyetçi belki de başlangıçta bir avuç olan aydın ve ilerici unsurlardır. Konuyu uzatmamak için kısacık değinmekte yarar görüyorum. Kurtuluş Savaşı'nı başarıya ulaştıranların ilk eseri tek kişinin (yani padişahın) egemenliği değil, milletin egemenliğini ifade eden TBMM'yi 23 Nisan 1920 tarihinde kurmuş, aynı zamanda da bir anayasa hazırlamış olmalarıdır. Kurtuluş Savaşı'nın başarılması sonrasında 29 Ekim 1923 tarihinde yönetim şeklinin cumhuriyet olarak benimsenip ilan edilmesidir ki hiç kuşkusuz ülkemiz tarihinde diyebiliriz ki hak ve özgürlükler açısından bir sıçramadır.

Devamında cumhuriyet rejiminin gereği alınan bir dizi kararlardır ki geniş halk yığınları açısından önemli bir kazanımdır. Bu kazanımlara özellikle dikkat çekmek isteriz.

Biliyoruz ki sözü geçen kazanımlar ülkemizde çok rahat bir şekilde uygulanmış değildir. Çünkü ülkemizde laik, demokratik hak ve özgürlüklerin kullanılmasından zarar gören ve tasfiye edilmemiş hatırı sayılır gerici, sömürücü güçler söz konusudur. Bu güçler her fırsatta ortaya çıkmışlar, cumhuriyete ve kazanımlarına karşı çok değişik hamlelerde bulunmuşlardır. Gerici ve halk düşmanı güçlerin hamleleri kuşku yok ki yer yer de başarılı olmuş, bu güçlere mevzi de kazandırmıştır.

Niye?

Türkiye'de kapitalizm; ülke iç dinamiği ile gelişmemiştir. Türkiye de kapitalizm; dış güçlerin etkisiyle geliştiği için ülkemizde kapitalizm dikkate değer bir yarışmacı (rekabetçi) dönem de yaşamış değildir. Bu yüzden Türkiye kapitalizmi işin ta başından dış tekelci güçlerle ortaklık ilişkilerine girmiş, sonuç olarak da ülkemizde ortaya çıkan işbirlikçi tekelci kapitalizm gerici ve halk düşmanı bir nitelik kazanmıştır. İş böyle olunca kapitalizmin olağan gelişmesinde tasfiye etmesi gereken çağdışı sınıf ve katmanların tasfiyesi yerine onlarla bütün ülkede iktidarlar canciğer kuzu sarması olmuşlardır. Bu yüzden de ülkemizde komünistlere karşı sürekli olarak sürek avı sürdürülmüş, 1945'li yıllarda çok partili sisteme geçildiğinde bile ilk tepelenenler komünistler olmuşlardır. 1950-1960 yılları da aynı şekilde devam etmiştir. 27 Mayıs 1960 ihtilali sonrasında hazırlanan1961 Anayasası ile ülkeye hak ve özgürlüklerin kullanıldığı bir ortam gelmiş, bu ortam ülkede sol ve sosyalist yapıların boy verip gelişmesine de önemli sayabileceğimiz katkılar getirmiştir.

Bu kısa zaman diliminde şöyle bir gezindiğimizde; ülkede 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 faşist darbeleri ve sonrasında gelen sağ iktidarların serüvenlerinin sürekli olarak Cumhuriyetin kazanımlarını kemirip yok etmek olduğunu görürüz.

Bugün iktidarda bulunan AKP ve saray iktidarı cumhuriyetin bütün kazanımlarını yok etmek gibi bir görevi yerine getirmek için elinden geleni yapmaktadır.

İşte bütün bunları göz önünde tuttuğumuzda cumhuriyetin kazanımlarını savunanlar tartışmasız demokrasi güçleri içinde yer alırlar.

Demokrasi güçleri dediğimizde de alt sınırımız buradan başlar ve dinci, gerici ve faşist iktidarın karşısına da bu güçlerin birlikteliği ile çıkıldığında başarıya ulaşmak olasıdır ki biz TSİP olarak hesabımızı bu anlayış ışığında yapıyor ve demokrasi güçlerini güçbirliğine çağırıyoruz.