Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


NE DURUMDAYIZ?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

21 EYLÜL 2017

15 yıllık AKP ve saray iktidarının elinde Türkiye'nin ne hale getirildiğini birçoklarımız; "bu kadar da olmaz" sözleriyle karşılıyoruz. Bu iktidarın elinde dibe vurmayan bir tek örnek gösterilemez. Ekonomi, hak, hukuk ve adalet dibe vurmuş. Demokratik hak ve özgürlükler yok edilmiş. Yaşam hakkımız bile tehdit edilir hale gelmiş. Bütün geleceğimize yön verecek olan eğitim sistemi ise baştan aşağı değiştirilerek dinci, gerici bir eğitime yönel inerek laik, çağdaş ve bilimsel eğitim rafa kaldırılmış. Çocuklarımız zorla imam hatip okullarında okutulmak isteniyor. Normal okulların imam hatiplerden kalır bir yanı yok. Eğitim müfredatı yazboz tahtasına dönüştürülüp o olmadı bu, bu olmadı o denilerek üst üste değişikliklere uğratılarak hayır gelmez hale getirilmiş. Kitapların içi safsatalarla doldurulup çocuklarımıza kadın erkek eşitliği konusunda akıl dışı şeyler okutulmaya başlanmış. Cihattı, şuydu, buydu denilerek din öğrenimi altında çocuklarımızın kafası hurafelerle doldurulmaya çalışılmış.

Okullar toptan imam hatiplere dönüştürülerek her türlü zorlamalara girişilmiş. Sözüm ona eğitim kurumlarında görevli saray soytarıları tarafından çocuklarımızın imam hatiplere gitmesini sağlamak için kollar sıvanmış, kimi zaman teşvikle, kimi zaman okul yöneticilerinin baskılarıyla genelgeler yayınlanıp hokkabazlık yapılmış. Okullarda öğretmenlik özellikleri bulunmayan kimseler öğretmen olarak görev almışlar, eğitimi kendi kafalarına göre gerçekleştirmek için kolları sıvamışlardır. Tarikat ve cemaatler eğitimde söz sahibi olmuşlar.

Şimdi bir örnek verelim. Bir özel okulda derse giren öğretmen derse nasıl başlıyormuş onu görelim.

Öğretmen: Selamünaleyküm.

Sınıftaki öğrenciler hep bir ağızdan: Aleykümselam. Bu ne güzel kelam. Elimizde Kuran. Kalbimizde iman. Müslümanız Müslüman. Yaşasın İslam. Tekbiiir… Allahüekber.

Okullarımıza getirilen anlayışı daha önce de yazdık. Bu yazımızda da bir parça değindik. Şimdi dersi yukardaki gibi başlatan bir öğretmenin ya da bir eğitim kurumunun ne yapmak istediğini bilmem yeterince kavrayabiliyor musunuz?

Eğer yeterince kavradıysanız nereye varılmak istendiği konusunda da zorlanmadığınız ortada. İşte bütün bunlara karşın ülke genelinde demokrat, ilerici, devrimci ve sosyalistlerin bu konudaki duyarlılığını da anlamış olacağınızı sanıyorum. Dersin böyle başlatıldığı bir ülkede nasıl bir eğitim verilmek istendiği bütün çıplaklığı ile ortada değil mi? Durum bu merkezdeyken bütün demokrasi güçlerinin laik, çağdaş ve bilimsel eğitimi savunmalarından doğal ne olabilir?

Bu yüzdendir ki, laik, çağdaş ve bilimsel eğitimi savunur gibi yapmakla, savunmak arasında da fark olduğunun altını özenle çizmekte yarar olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de eğitimle ilgili miting, salon toplantısı, basın açıklaması vs çok ama çok önemlidir. Geçen hafta Kartal'da düzenlenen miting bu anlamda kafalarda sorular yaratarak gerçekleştirilmiş bir mitingdir. Çünkü mitingi düzenleyenler içinde Alevi Bektaşi Federasyonu ve Eğitim-Sen başı çeken örgütler olarak yer almıştır.

Bu mitingle ilgili yazımızda Alevi yurttaşların duyarlılığına olumlu anlamda gönderme yaparken laik, çağdaş ve bilimsel eğitimin salt Alevi yurttaşların sorunuymuş gibi görülmesinin ve gösterilmesinin de 80 milyon ülke insanının da sorunu olduğunu dile getirerek doğru olmayacağı yönünde bir eleştiri yapmış, Eğitim-Sen'in bu yönde yapılacak etkinliklerde başı çekmesinin en doğru yol olacağına dikkati çekmiştik.

Ancak bu miting alanında yaşananlardan da anlaşılmıştır ki, mitingin amacı başka, oraya gelen örgütlerin tutum ve davranışları çok başka bir noktadaydı. Bu yüzden de bu tür eylemler laik, çağdaş ve bilimsel eğitim isteği ile yola çıkılmış bile olsa amaca zarar veren bir hale kolaylıkla dönüştürülebilmektedir. Dolayısıyla Laik, çağdaş ve bilimsel eğitim konusunda da üzülerek belirtmek isterim ki Eğitim-Sen kendisinden bekleneni verecek konumda olmaktan oldukça uzaktadır. Mitinge Partizan bir pankartla gelmiş, pankartta yazanlara bakınca yukarıda dile getirdiklerimizin ne denli doğru olduğunu bir kez daha anlamış olduk.

Bilindiği gibi miting; Laik ve bilimsel eğitimi içeriyordu ama oradakiler her ne hikmetse bildiklerini okuyorlardı. Pankartın bir tarafında İbrahim Kaypakkaya'nın fotoğrafı var.

Pankarttaki yazı da şöyle:

KAHROLSUN KEMALİST - FAŞİST DİKTATÖRLÜK

PARTİZAN

Bu pankartı gördükten sonra demokrasi güçleri kim ya da kimlerdir gerçekten de özenle düşünmek gerekiyor. Mitinge gelenler sanki laik ve bilimsel eğitim isteği ile değil de sanki çok daha farklı bir amaçla gelmişler. İdeolojik yanılgıları bir tarafa Mustafa Kemal Atatürk düşmanlığı bu gibi yapılara ne kazandırır dersiniz acaba? Şimdi bunlarla asgari müştereklerde buluşmak ve mücadelede birlikte olmanın olanağı var mıdır?

Bence yoktur.

Bu yüzden de asgari müştereklerden kastımızı ve böylesi bir mücadelede kimlerin yer alabileceğini netleştirmeden demokrasi güçleri, demokrasi güçleri diyerek havanda su dövmenin de yararı olacağını düşünmüyorum.