Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


SLOGANLAR CANLIDIR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

25 EYLÜL 2017

Slogan der geçeriz ya aslında geçmemeliyiz. Uyduruk gaydırık sloganlardan söz etmiyorum. Benim kastım tam da yaşamla örtüşen sloganlardır. Ne yazık ki günümüzde yaşamla örtüşen sloganların yerini uyduruk gaydırık kastlaşmış ve kistleşmiş sloganlar daha çok kullanıldığı için hangi konuda konuşmak isteseniz birileri yerine otursun ya da oturmasın sizi kolaylıkla sloganik olmakla suçlayabilir. Çünkü slogan, yerinde ve zamanında kullanılmadığı için ya da amacıyla birebir örtüşmediği zaman güvenilmez olur, bu yüzden de yığınlar inanmadıkları için dalgaya alırlar ve slogan sizin kimliğinizi belirleyen bir gerçekliğe denk düştüğü için ister istemez çoğu zaman tiye alınan gerçekte de sizsinizdir.

Öyle sloganlar vardır ki sizler bu sloganı devrimci olarak belirlemişsinizdir amma velakin maddi koşullarla örtüşmediği zaman sizin devrimci sandığınız slogan; karşınıza burjuva bir slogan olarak çıkar ve elinizi ayağınızı da prangaya vurabilir. Bugüne kadar atılan sloganların altına herhangi bir örgüt ismi yazılmasa bile eğer politika ile içli dışlıysanız atılan ve yazılan sloganlar kime aittir kolaylıkla çıkarabilirsiniz. Bu yüzden de slogan, diyebiliriz ki bir örgütün aynı zamanda da belirtkesi olarak da düşünülebilir.

Bu yüzden Kartal'da yapılan Laik Eğitim mitinginde taşınan bir pankart nedeniyle bu yazıyı konuya açıklık getirsin diye bir kez daha farklı açılardan yazmak gereği duyduk.

Söylediğimiz gibi sloganlar kitlelere değişik konularda ileti vermek amacıyla kullanılır. Bu yüzden de içinde yaşanılan konumla örtüşmesi ve döneme uygun düşmesi gerekir. Eğer ortada böyle bir durum yok ise slogan ilerici bir slogan olmaktan çıkar, tıpkı işçi sınıfının yüce öğretmeni Lenin'in dile getirdiği gibi "anlamını kavramaksızın, üzerinde düşünmeksizin bir sloganı papağan gibi yineleyen kişiler için, anlamını analiz etmeksizin ezberleyen kişiler için her slogan "haince"dir ve her zaman öyle olacaktır”.

Daha önce yazdık. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte feodal unsurlar kısa bir süreliğine bir kenara itildiler ve burjuva anlamda devrimin gereklerinin yerine getirilmesi için yepyeni adımlar atıldı.

Ancak sözünü ettiğimiz devrim kendi içinde birçok olumsuzluğu da içinde taşıyordu. Cumhuriyetin ilanı sonrası benimsenen kapitalist üretim şekli ülkemizin iç dinamiği ile gelişmediği için burjuva demokrasinin serpilip gelişmesine izin vermedi. Burjuva anlamda devrimin sınıf ve katmanlarını oluşturanlar; feodal sınıf ve katmanları tasfiye etmesi gerekirken aksine süreç içinde onunla birleşip bütünleşmek daha çok işlerine geldi ve iktidar koltuğunu birlikte paylaştılar.

Bir başka önemli noktada hiç kuşkusuz Türkiye kapitalizminin yarışmacı (rekabetçi) bir dönem yaşamaksızın daha işin başında dış tekelci güçlerle işbirliğine gitmesi nedeniyle işbirlikçi tekelci sermaye egemenliği ele geçirdi. Doğası gereği böyle bir sermaye ülkenin koşullarını da göz önüne aldığımızda olağanüstü gericileşti ve ülkemizde burjuva demokrasisinin kırıntılarıyla idare edilmesi yolunu seçti. Ülke geniş emekçi yığınları ağır bir sömürü altında olduğu için de zaman zaman burjuva demokrasisi hepten ortadan kaldırıldı ve ülke faşizan anlayışla yönetilir oldu. Bir yandan feodal sınıf ve katmanların tasfiye edilmemiş olması, diğer yandan işbirlikçi burjuvazinin dış tekelci güçlerle işbirliği hemen her fırsatta cumhuriyetin kazanımlarını gündeme getirip tek tek budayarak günümüze kadar gelen bir yönetim anlayışını egemen kıldı. 1961 Anayasası ile elde edilen kısmi özgürlükler ortamı ise yine sözünü ettiğimiz egemen güçler tarafından 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri faşist darbeleriyle neredeyse tam anlamıyla yok edildi. 12 Eylül 1980 faşist darbesi sonrası ise sağ siyasetler adeta 12 Eylül faşizminin birer sürdürücüsü olarak görev üstlendiler. Böylesine umutsuz bir ortam sürdürüle sürdürüle dinci, gerici ve faşist olan dış güçlerin projesi konumundaki AKP'yi daha ilk seçimde iktidara taşıdı ve liberal çevreler tarafından bu iktidar bugüne kadar görülmemiş destekler gördü ve sözünü ettiğimiz bu iktidar 3 Kasım 2002 tarihinden bu yana iktidar koltuğunda oturmaktadır.

Burada şunu açıkça söyleyebiliriz. Cumhuriyetin ilanından bu yana sözünü ettiğimiz dinci, gerici ve emperyalizmin uşağı işbirlikçiler mücadelenin raundunu kazandılar ve bugüne kadar cumhuriyetin ne kadar kazanımı varsa tek tek ortadan kaldırmaya başladılar. Kaldırdılar da. Dolayısıyla Kartalda yapılan 'Laik ve bilimsel Eğitim' mitingine bu yüzden gereksinim duyulmuştur. 'Laik ve bilimsel Eğitim' ise cumhuriyetin kazanımı olup Mustafa Kemal Atatürk ismi ile neredeyse özdeşleşmiştir. Dolayısı ile Kartal'da yapılan mitinge Partizan Grubu "Kahrolsun Kemalist-Faşist Diktatörlük" pankartı ile katılmıştır.

Bu slogan gerçeklerden uzak, mevcut durumu iyi analiz edemeyen bu yüzden kim ne söylerse söylesin burjuvacadır ve daha da kötüsü "haince" kaçmaktadır. Çünkü şu an işbaşında bulunan sermaye güçleri bu slogana göre Kemalist'tir. Devletin ağırlıklı olarak kurum ve kuruluşları da Kemalist olarak görülmektedir. Kısaca sermayenin askeri kurumu, eğitim kurumu "kemalist" olarak görülüyor ve egemen olan ideolojinin de "Kemalist" olduğu sanılıyor. Bir büyük yanılgı da ülkemizde her zaman faşizm olduğunun ve şu andaki yönetimle hiç farkının olmadığının sanılmasıdır.

Örnekleri çoğaltabiliriz ancak gerek yok.

Çünkü olanlar ortada, uygulananlar ortada. Bu nedenle şu anki yönetimin Kemalizm'le hiç mi hiçbir ilintisi de yoktur, bulaşıklığı da. Eğer söylediğimiz gibi olmasaydı kimse kalkıp da her fırsatta ne Mustafa Kemal Atatürk'e küfredebilirdi ne de intikama yeltenebilirdi. Oysa her gün kendilerine "meczup" denilen kimseler Atatürk'ün heykellerine saldırıyor, resimleri ve heykelleri parçalanıp çöpe veya ormanların içine atılıyor. Cumhuriyetin kazanımlarına saldırılıp okullar imam hatipleştiriliyor, dini eğitim yapan ilahiyat vb benzeri üniversiteler arka arkaya açılıyor. Her yer cami ile dolduruluyor, her kente imam hatip okulu açılıyor, kadın hakları yerlerde sürünüyor, ne kadar kazanım söz konusu ise tek tek yok ediliyor. Doğru düşününce Kemalist bir yönetimin egemen olduğu yerde bunun mantıklı bir yanı olabilir mi?

Hani, ülkede Kemalist faşist bir diktatörlük varsa nasıl oluyor da Kemalizm üzerinden demokratik hak ve özgürlükler ağır bir saldırı altında. Bu saldırıyı organize edenler kim ya da kimlerdir dersiniz? Yoksa size göre sermaye kendi Kemalizm'inin mi boynuna urganı geçirmek istiyor?

İşte bu yüzden bu sloganı kullananlar gerçek anlamda bir bocalamanın bile içinde değiller.

Sloganları şu haliyle AKP'yi ve onun milliyetçi/şoven politikalarını destekler mahiyettedir ki işte o zaman bizler de bu slogana "haince" betimlemesi yapmayı bir görev sayıyoruz.