Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


PALAVRA POLİTİKALARI

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

26 EYLÜL 2017

AKP iktidarı içerde ve dışarda sıfırı tüketmiş bir iktidardır. Bu iktidarla birlikte ülke içinde üretime dönük yapılması gereken ve de yapılan ne varsa son bulmuştur. Sat sav, kazan kazandır, kentleri yağmala elde edilen rantı cebe indir, ihale vurgunu, rüşvet, nüfuz ticareti herkesin bildiği bir yol haline geldi. Öyle ki belki de halkımız ilk kez; "tamam, çalıyorlar ama çalışıyorlar da" sözünü hiç yadırgamadan söyler oldu. Yol, köprü, tünel, havaalanı vb yapılan ne varsa hemen hepsi ülkenin soyulup soğana çevrilmesine ve bu işi organize edenlerin köşeyi dönmelerine yaradı. Yoksulluk ve işsizlik tavan yaptıysa da sadaka ekonomisi ile 15 milyonu aşan yurttaşa sözüm ona yardım yapılarak yurttaşların iradesi sıfırlanıp iktidarın emrini yerine getiren koskoca bir kitle oluşturuldu. İş bulmakta umarsız kalan yurttaşa AKP örgütleri gösterilip her biri AKP'ye üye yazıldı. Kamuda işe almada; denetimsiz ve keyfiliğe geçilerek sınav sistemi hiçe sayıldı. Mülakat adı altında devreye giren uygulama ancak AKP'li ya da yandaş ailelerin çocuklarının işe girmesini sağlamaka amacıyla uygulandı. Tek tük arada kaynayanlar olduysa da bu ortaya çıkan adaletsizlik karşısında yok hükmünde kaldı.

Polis, askeri personel alımlarında ise yandaşlık akıl almaz boyutlara ulaştı. Yargı keza aynı durumda.

İnsanlar kamu alanı dışında kalan işlere de aynı anlayışla alındılar. Taşeronlara iş yaptıran kamuda görev yapacak olan işçileri bile taşeron iktidar partisinin içinden derleyip topladı. Bu alandaki işçilerin alımından bile sorumlu konumunda olan AKP'nin görevli ileri gelenleri var. Özel işyerlerinde de durum farklı değil. İşe alınacaklar aynı titizlikle AKP referansıyla işe girebilmekteler. Ticari alanlara el atmış olan tarikat ve cemaatler ise zaten kendi denetimleri altında olanları işe alıyorlar ki, onlar zaten işçi statüsünde sayılmazlar. Çünkü bunların hakkı da, hukuku da tarikatlarının ve cemaatlerinin hükmü altında. Özetle söylemek gerekirse ülkemizde ekonomik ve sosyal yaşam dinci gerici iktidarın tasallutu altında iyice dibe vurmuştur.

Demokratik hak ve özgürlüklerden söz etmeye bile gerek yok. Bugün ülkemizde insanlar tek başlarına ya da topluca sokaklarda görüşlerini bile açıklayacak durumda değiller. Her kente ve her yere OHAL hükmü ile müdahale edilip yığınlar ya susturulmuştur ya da susturulmaya çalışılmaktadır. Kısaca söylemek gerekirse hak ve özgürlüklerin bugün için ülkemizde kullanılması lüks sayılmakta ve yaptırımlarla karşı karşıyadır. Gazeteciler salt iktidarın işine gelmeyen haber yaptıkları için içerdedirler. İşin daha da kötüsü iktidarın tutuklu olan gazeteciler için "onlar gazetecilik suçundan değil, hırsızlıktan, tecavüzden ya da teröristlikten tutukludur" suçlaması yapmasıdır. Bu durumda Ahmet Şık ve öteki gazetecilere bu suçlamalar yapılarak hem zan altında bırakılmakta hem de yığınlar gerçekleri öğrenmesin istenmektedir.

Eğitim bitirilmiştir. Çevre talana açılıp birilerinin çıkarına kurban edilmiştir. Bugün bu iktidar tarafından uygulanan ve "müfredat" denilerek ders kitaplarına sokulmaya çalışılan bilgiler ve eğitimin uygulanma biçimi tamamıyla safsata ve bilim dışıdır. Eğitimde laiklik hepten bir kenara itilmiştir. Uzatmayalım hangi alanı elimize alsak ve üzerinde dursak akıl almaz uygulamalar ve karanlık tasarruflar söz konusudur. Bu iktidar tarafından liyakat gözetilerek kimse ama kimse bir yerlere getirilmiş değildir. Dolayısıyla da uzatmadan söylersek iktidarın içerde uyguladıkları politikalar nedeniyle ülke uçurumun eşiğindedir.

Gelelim dış politikaya; ülkemiz iktidarları emperyalist güçlerin işbirlikçileri oldukları için bugüne kadar uygulanan dış politikanın neredeyse tamamında ülke çıkarları değil, gözetilen şey emperyal güçlerin çıkarları olmuştur. 15 yıllık AKP ve Saray iktidarının durumu ise öncekilerden beş beter daha kötüdür. Recep Tayyip Erdoğan'ın BOP Eşbaşkanı oluşu, Kuzey Afrika'dan Çin Seddi'ne kadar uzanan alanda yapılan politikaların hemen hiçbirinin ülkemiz yararına olmayışı akıl tutulması değilse başka ne ile açıklanabilir kuşkusuz bunların bizde yanıtı yok değildir ancak yazımızı özet geçmek istediğimiz için uzatmayı gereksiz buluyoruz. Bölgede uygulanan politikaların ve sonuçlarının bu noktada olmasında AKP iktidarının ve Recep Tayyip Erdoğan'ın rolü tartışmasızdır. Yahudilerden 'Cesaret Madalyası' alan ilk önemli kişi olması hesabıyla Sayın Erdoğan'ın bölgede yürütülen politikalarda kimlerin yararına davranacağının olup bitenler en açık kanıtıdır diyebiliriz. Bölgemizde ve ülkemizde yaşananlar sonuçta iktidarın ve Bahçelinin deyimiyle ülkenin bekasına gelip dayandıysa suçluları da, sorumluları da aymalaçık ortadadır.

Bugün Barzani'nin bağımsızlık referandumunu gerçekleşirmiş olması ve öteki bütün olumsuzluklar bu iktidarın izlemiş olduğu dış politikalar yüzündendir. Cumartesi apar topar TBMM'yi toplayıp savaş teskeresi çıkarmak, sınırda askeri birliklerden ve tanklardan oluşan geniş çaplı tatbikatlar yaparak gözdağı verme noktasına gelindiyse ve yine de bir şey yapılamıyorsa şimdiye kadar iktidarın izlediği kötü dış politikalar yüzündendir. Yine iktidarın Barzani ile kurduğu ekonomik ilişkiler salt petrol ve Kuzey Irak'ta yapılan inşaat işlerinden ibaret değildir. Bugün ülkemizde bilinen veya bilinmeyen Barzani'nin kontrolünde sayısız şirket olduğu bir gerçektir. Bugün gazetelere baktığımız zaman Barzani'ye karşı ilk yaptırım olarak yazılan ekonomik yaptırımlar Barzani'ye hiç etki etmeyecek şeyler değildir ancak durumu değiştirecek bir yaptırım olmadığı da bilinen bir gerçektir. Çünkü yapılan ekonomik yaptırım salt Barzani'yi değil, aynı zamanda Barzani ile iş tutan iktidarın en yakınları ve yandaş şirketleri de etkileyeceği için AKP ve saray iktidarının palavra politikalarının da fazladan bir yararı olmayacaktır. Yani AKP ve sarayın savaş ilan ediyormuş gibi havalara girmesi bugüne kadar şişirdikleri milliyetçi ve şoven unsurların gazını almaktan öte geçemez ve de geçmeyecektir.

Bu sözlerimden hiçbir şey yapılmaz anlamı çıkarılmamalıdır. Yapılabilir kuşkusuz. Ne var ki yapılsa bile sonuç olarak kazançlı çıkılamayacağı da iyi bilinmelidir. Barzani tehditlere boyun eğip referandumdan geri dönmemiş ve referandum sonuçları ezici bir çoğunlukla bağımsızlıktan yana çıkmıştır.

Kim ne söylerse söylesin, hangi karanlık tabloyu çizerse çizsin bölgede bu referandum Kürtlerin geleceği açısından her anlamda (olumlu ya da olumsuz) bir milattır, bu gerçek iyi görülmeli ve doğru okunmalıdır.

Böylece AKP ve saray iktidarı ise bir kez daha halkımız nezdinde cortlamış olacaktır diyoruz o kadar…