Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


DİNCİ FAŞİZME KARŞI OLMAK

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

03 EKİM 2017

Bir şeyleri tartışmaya başladığınız zaman oturup düşünüyorsunuz. Acaba benim düşündüklerim yerinde mi diye. Dinci faşizmden söz ederken tabiki de epey kafa yorduk. Ancak sonrasında doğru bir yargıya vardığımıza da kanaat getirdik. Her şeyden önce sermaye güçleri ve emperyalizmin istemlerinde tam anlamıyla uyum içinde olan olan AKP ve saray iktidarının konumuna getirdiğimiz tanı ile birlikte faşist bir yönetim olduğu bunların da bütün uygulamalarını dini hasletler üzerinde yükselttiklerini gördüğümüze göre dinci faşizm denilmesinin de öğretisel olarak bir sakıncası yoktur. OHAL uygulamalarını da düşündüğümüzde nasıl bir baskı rejiminin kökleştirilmek istendiği bütün çıplaklığı ile ortadadır.

AKP iktidarı istediği dinci faşist diktatörlüğe adım adım ve çaktırmadan ilerlemiş ve sonuçta kaçınılmaz sonun kapısının eşiğinden adım atılarak içeri girilmiştir. Bugün iktidar tarafından ciddiye alınması gereken adımlar atıldığı bilinen bir gerçekliktir. Müftüler ve imamların nikah kıyabilmeleri, okullara mescit açılmasına yönelik girişimler, eğitim müfredatının dinci ve gerici bir anlayışla değiştirilip uygulamaya geçilmesi, kadınlara yönelik yaptırımların ve şiddetin artması, Cuma namazı ileri sürülerek namaza göre mesailerin düzenlenmeye kalkışılması, Atatürk'ün heykellerine yönelik iktidar sahiplenmese de saldırıların artması, cemaat ve tarikatların iktidarla açık veya gizli ortaklıklarının artması ve uyum içinde olmaları önemle üzerinde durulması gereken şeylerdir.

Bu iktidar önceleri daha yavaş şimdilerde daha hızlı olmak üzere mevzuat değişikliklerine gittiği gibi yargı ve hukuk sistemi konusunda da evrensel hukuku hiçe sayarak şeriat hukukuna doğru alanını genişletmiştir. Bugün sokakta dinci baskılar, devletin kurumlarında giderek yaygınlaşan ayrımcılık yurttaşlara karşı fiili bir baskıya dönüşmüş bulunmaktadır. Atılan adımların toplumsal ve güncel yaşamda kalıcılaştırılmaya çalışılması açıkça bir rejim değişikliğine gidilmesinin göstergesidir.
Son yapılan anayasa değişikliği yukarıda sözünü ettiğimiz kaygıların en belirgin halidir. Gerçi iktidar anayasa değişikliği sırasında gerçek niyetini gizlemiş, topluma bu değişiklikle Türkiye'nin bölünmesinin önleneceği, terörün yenilgiye uğratılacağı, birlik ve beraberliğin sağlanacağı, Türkiye'nin her anlamda güçleneceği gibi yalanlar söylense de olup bitenlerin hepimizin bilgisi içinde olduğu da aymalıaçık ortadadır.

Anayasa değişikliği ile birlikte kabul edilen 18 maddenin soruna doğru yaklaştığımızda görürüz ki birincisi, İslami bir rejime geçişi hızlandıracak; ikincisi, tek kişinin egemenliğinin geçerli olduğu ve cumhurbaşkanına dokunulmazlık sağlanması… Bu da demektir ki cumhurbaşkanına sağlanan bu sınırsız yetki sayesinde dinci ve faşist rejim değişikliği mümkün olacaktır. Zaten 16 Nisan referandumundan bugüne kadar olup bitenlere baktığımız zaman dile getirdiğimiz konularda ne kadar haklı olduğumuz bellidir.

Süresiz dokunulmazlık konusu; AKP iktidarı ile birlikte ortaya çıkan yolsuzluklar ve bu yolsuzluklardan koşullar elverdiğinde hesap sorulacağı korkusudur. Bu yüzden de her yol denenerek cumhurbaşkanına süresiz dokunulmazlık sağlama yoluna gidilmiştir. Burada akla takılan her ne kadar seçilmezse ne olacak sorusudur ancak son referandumda YSK'nın oynadığı rolü de hesaba katarsak kaygılarımızın ne kadar yerinde olduğu da biliyoruz ki doğru anlaşılacaktır.

Bütün bu sözlerden sonra AKP ve saray açıktan açığa İslami bir rejime geçmekten falan söz etmiyor. Ne var ki atılan adımlara baktığımız zaman; zaman zaman geri adım atılıyor bile olsa gidiş apaçık bu yöndedir. Geri adım dediysek bu AKP ve sarayın amaçlarından vazgeçtiği anlamına da gelmemelidir. Aynı yönde fırsatı yakaladıklarında daha da kapsamlı olarak konu yeniden gündeme getirilmekte, cumhuriyete karşı saldırıların boyutu daha da artmaktadır.

Bugün; AKP ve saray; toplumun büyük bir bölümünün cumhuriyet değerlerine sahip çıktığını açıkça görmüştür. Eğer referandumda cumhuriyet ilkelerine dayalı daha etkili bir muhalefet gösterilmiş olsaydı anayasa değişikliği belki de açık ara reddedilecek AKP, saray ve YSK'da referandum sonuçlarına müdahale edemeyecekti.

Gördüğümüz nedir? Anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanına dokunulmazlık güçlendirilmiştir ancak bu durum her şeyi de çözecek bir sihre sahip değildir. 17/25 Aralık 2013 operasyonuna bağlı olarak bugün 4 eski bakandan birinin hakkında ABD yargısı tutuklama kararı vermiştir. Gerçi AKP ve saray bu olayı geçiştirmeye çalışıyor ancak sanıldığı kadar da kolay olmadığı daha şimdiden kendini göstermiştir.

Dinci Faşizme Karşı Asgari Müştereklerde Mücadele;

AKP ve Saray iktidarı hiç kuşku yok ki her yolu deneyerek yolsuzlukların üstünü örtmeye çalışmaktadır. İşin içine Fetö olgusunu da kattığında iktidarın bu yöndeki becerisi gözle görülse de yurttaşların aşınan yurttaşlık bilinci yeniden güçlendirilirse AKP ve saray iktidarının işi de o oranda zorlaşacaktır. Bugün; Dinci faşizme karşı cumhuriyetçiliği savunmak hem asgari müştereğimizi ifade etmekte hem de demokrasi güçlerini birleştirici ve yapıştırıcı bir işlev görmektedir. Bu konuda bile işimizin kolay olduğunu söylemiyoruz, işimiz elbette zordur ancak başarı kazanmaya da en uygun zemindir.

Konuyu buraya getirmişken; bazı istisnalar dışında CHP'nin örgüt tabanı, üyeleri, yönetici ve milletvekilleriyle, buna geniş bir seçmen kitlesini de kattığımızda aydınlanmadan, cumhuriyet değerlerinden yana olduklarını görürüz. Bu gerçek hiç kuşku yok ki dinci faşizme karşı oluşabilecek bir birliktelikte CHP önemli bir politik yapıdır. Dinci bir rejime karşı CHP'nin doğal ve geleneksel bir yapısı vardır. Burada en önemli sıkıntı; CHP'nin savunma noktasını bir türlü aşamamış olmasıdır. Bir diğer önemli nokta da CHP'nin AKP karşıtı İslami çevrelere daha çok bel bağlıyor oluşudur.

CHP, 7 Eylül 2017 tarihinde gerçekleştirdiği Eğitim Çalıştayı'nda bilimsellik, adalet ve laiklik üzerinde önemle durmuştur. Bu çabalar AKP iktidarını köşeye sıkıştıracak bir çizgide olup dinci faşizme karşı muhalefet oldukça belirgindir.
Bütün bu söyleyeceklerimize laiklik vurgusunu daha güçlü olarak eklediğimizde konu daha da bir netleşmiş olacaktır. Laikliğin salt; "din ve vicdan özgürlüğü" çerçevesine hapsedilmesi hangi saiklerle olursa olsun doğru değildir. Bu yüzden laikliğin doğru bir tanımının yapılması bir zorunluluk haline gelmiştir.

Yukarıda AKP ve saray iktidarının asıl amacına bir ölçüde de olsa değindik. Bu gerçekler ışığında diyebiliriz ki AKP ve saray iktidarına karşı daha açık bir deyişle dinci faşizme karşı mücadelede ortaklığın birleştirici ögesi; cumhuriyetçilik ve yaşadığımız onca yolsuzluklar olarak dillendirilebilir. Bu konuda çekinceli davrananlar için böyle bir birliktelik salt bu gündemle de sınırlı kalmayacağı gibi bu mücadelede güçlerini ortaklaştıranlara Türkiye siyasetine kendi programları doğrultusunda da müdahale etme olanağı sağlar.

Örneklendirirsek; sosyalistler, OHAL aracılığı ile emekçilerin kazanımlarını tek tek elinden alan sermaye güçlerini teşhir etmenin de ötesine geçen politikalar geliştirebilir. AKP'nin Ortadoğu'da bugüne kadar izlediği politikalarla nasıl emperyalist/kapitalist dünyaya hizmet ettiğini ortaya koyar, işbirlikçi sermaye güçlerinin ve dış sermaye güçlerinin "ılımlı İslam" anlayışı ile neleri amaçladığını sergileyerek karşı çıkma yollarını daha da güçlendirme şansı elde edebilir.

Son söz olarak diyebiliriz ki dinci faşizme karşı bütün demokrasi güçleri ayrı yapılar olarak ortak bir birliktelikte umut verici ve sonuç alacak bir mücadele başlatabilirler.