Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


YARGI NEREYE?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

07 EKİM 2017

Bildiğiniz gibi bir grup Gölbaşı Mezarlığı'nda HDP'li Aysel Tuğluk'un annesinin mezarına saldırmış ve şimdiye kadar yaşamadığımız kin ve nefreti ifade eden bir eylem gerçekleştirmişlerdi. Bu saldırıyı gerçekleştiren ve karakolda İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile resim çektiren Murat Alp'te içinde üç kişi daha çıkarıldıkları ilk duruşmada serbest kaldılar.

Oysa haklarında iddianame bile hazırlanmakta zorlanılan gazeteciler aylarca içerde kaldıkları gibi kanıta bile gerek görülmeksizin kolaylıkla ağır suçlamalarla tutuklulukları devam ediyor. Cenazeye saldırı olayından sonra karakola gidip orada olayları izlemek için orada olduğunu söyleyen, çekilen resmin de tesadüf olduğunu belirten İçişleri Bakanı Süleyman Soylu yetmemiş bir de sanıklardan Murat Alp'le resim çektirmişti.

Bizler biliyoruz ki AKP ve saray iktidarı ile birlikte yargı neredeyse yok hükmündedir. Eğer öyle olmasaydı mezara saldırı gerçekleştiren bu kişilerin serbest kalmaları gerçekten de mümkün olmazdı. Bazıları bu saldırıyı basit bir adli vaka veya değerlerimize uymayan bir eylem olarak görebilirler amma velakin kesinlikle öyle değildir. Bu eylem Türkiye aleyhine işlenmiş ve kardeşliğin temeline dinamit konulan en ağır eylemdir. Görüldüğü gibi bu eylemi gerçekleştirenlerin kimliği anlaşıldığı için de kolaylıkla bırakılmışlardır.

Hani yaşadığımız onca olay arasında bu olay önemsenmeyip kimse tarafından dikkate alınmamış bile olsa öyle değildir. Kamuoyu olarak bu olayın üzerine gidilmeli ve bu provakatörce gerçekleştirilen eylemin hesabı suçlulardan kesinlikle sorulmalıdır. Çünkü bu kişilerin yüzünden Aysel Tuğluk'un annesinin cenazesi Tunceli'ye götürülmek zorunda kalınmıştır. Bu bile aklı başında insanlar için çok şeyi anlatmaya yeter de artar bile…

Evet, ülke bir sürü olay yüzünden toz duman içindedir. Bütün bunlar yaşanırken bununla mı uğraşacağız diye düşünülse de bu olay aşağıda dile getireceğimiz konulardan bilinmelidir ki daha da önemlidir. Bu yüzden de her fırsatta ortaya çıkıp konuşan İçişleri Bakanı çıkıp istifa etmelidir.

Şimdi yaşadığımız diğer olaylara gelelim. Bir kez istifa ettirilen belediye başkanları furyasıyla yatmakta ve kalkmaktayız. Bu olayın birinci dereceden sorumlusunun söylediği sözleri işittik. Muhterem; "göreve getirilirken iyiydi de, görevden alınınca mı kötü" diyerek söyleyeceğini söyledi. Daha doğrusu Sayın Erdoğan kafasındaki demokrasi anlayışını da böylece ifade etmiş oldu.

Öyle görünüyor ki, kendilerine "istifa et" denilenler bir iki istisna çıkar mı bilinmez ama taslarını taraklarını toplayıp gidecekler gibi görünüyorlar. Bu kişilerin içinde bir kişi çıkıpta şimdiye kadar; "ne oluyor, seçimle geldim seçimle giderim" demiş de olmadığına göre durum çok daha vahimdir. Vahimdir çünkü bu kişiler hakkında yolsuzluk söylentileri ayyuka çıkmışken ve de salt bu yüzden görevden alınıp yargıya havale edilmeleri gerekirken öyle olmuyor, sessiz sedasız savuşturuluyorlar. Ya da ne bileyim bunlar bylock kullanmış birer Fethullahçıdır, olmadık kimselere bu yafta yapıştırılıp içeri atılırlarken bu kişiler yine yakalarını sıyırmaktadırlar. Sizin anlayacağınız istifa ettirmelerle ilgili yaşanan senaryo gerçekten de gülünçtür bir o kadar da komiktir.

Bu kadar mı? İktidar ülke ekonomisini iyice çamura çökertmiş bulunmaktadır. Bu yüzden de sürekli yapılan zamlar az gelmiş en sonunda zamların daha katmerlisi yapılarak halkın ümüğüne iyice basılmıştır. Tepkiler artınca da iyi polis, kötü polis oyununa başvurularak zamlar bir kez daha görüşülmek üzere Sayın Erdoğan tarafından geri iade edilmiştir. Ne var ki değişen bir şey olmamış salt motorlu taşıtlarla ilgili vergi oranı yüzde 40'tan 15'e çekilip aynen kabul edilmiştir.

Böylece de eşeğini kaybedenin bulduğunda sevindiği gibi halkın sevinmesi sağlanmış, bir kez daha gözlere kül üfürülerek gerçeklerin görülmesinin önü kapatılmıştır.

Bu zamları yapanlar halka savaş halindeyiz mesajını alttan alta vererek kitlelerin tepkisini en aza indirmek için bugüne kadar başvurdukları yalanlarını ne yazık ki devam ettirmektedirler. Bununla birlikte gelinen noktada AKP ve saray iktidarının hataları bir kez olsun görülmek istenmemekte ve hatta gözlerden gizlenmek için her yol denenmektedir.

Bugün Ankara'da ve daha başka pek çok kentimizde her türlü gösteri, basın açıklaması vb hak arama yolları yasaklanmışsa ve de bu uygulama sürekli hale getirilmişse ülkemizde uygulanan rejimin adının konulmasında güçlük çekilmemelidir.

Bu rejim Dinci faşizmdir, uygulamaların tümü de İslami devlet anlayışının oturtulması için atılan adımlardır.

Ancak bu düşüncede olanlar bilmelidirler ki karşılarında da en az kendileri kadar kararlı ve olacakları asla kabul etmeyecek demokrasi güçlerinı bulacaklardır.