Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


SALDIM ÇAYIRA MEVLAM KAYIRA

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

13 EKİM 2017

Adamlarda hesap yok, kitap yok. Eğer olabilseydi bunlar devletin gelir ve giderlerini bakkal defteri gibi bir şeye yazar işin içinden de istedikleri gibi çıkarlardı. Ne var ki kendilerinden önce bir devlet işleyişi kuralları konduğu için birden bire bakkal defterine dönecek değillerdi ya, kuralları ayak bağı olarak da görseler uymak zorunda kalıyorlar. Uymak zorunda dediysek kuralları delik deşik ederek yapıyorlar bu işi. Yoksa Sayıştay'ın denetimlerinde bu kadar sorun ve usulsüzlük yaşanır, hesaplar gözden ırak tutulmaya kalkışılır mıydı?

Halk Bankası'nın durumunu ele alalım. 17-25 Aralık yolsuzluğunda en çok bu bankanın adı geçiyor. Genel Müdür'ün evinde nereden geldiğini izah edemediği ayakkabı kutularının içinde paralar çıkıyor: Bakıyorsunuz pabuç pahalıya mal olacak o zaman da en yukarıdan müdahale ile Genel Müdür yakayı kurtarıyor, paralar kendisine faizi ile birlikte iade ediliyor. Amma velakin öylesine inandırıcılıktan yoksun ki kimselere inandıramıyorlar. Devamı daha beter geliyor. Birlikte iş yapılan Reza Zarrab Amerika'da tutuklanıyor, hemen sonrasında da Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı Amerika'da hop içeri alınmış.

Meclis kürsüsünde rüşvet konusu ile ilgili olarak kendisini savunan Zafer Çağlayan bir peçeteye yazılmış şeyi belge olarak sunuyor. Zafer Çağlayan ve diğer üç bakan AKP'nin çoğunluk oylarıyla Yüce Divan'dan yakalarını kurtarıyorlar. Ne ki halkın gözünde hemen hepsi de rüşvetçi olmaktan kurtulamıyorlar. Daha sonra ise bir de bakıyoruz ki Reza Zarrab'ın davası ile bağlantılı olarak Eski Bakan Zafer Çağlayan hakkında da tutuklama kararı çıkartılmış Amerika yargısı tarafından. Konuyu diğer yaşanan yolsuzluklara ve telefon tapelerine getirmiyoruz bile. Adamlar öylesine para içinde yüzer olmuşlar ki evleri barkları paralarla dolu, kaynağı ise belirsiz…

Şimdi gelelim yöneticilerin durup dururken ülkeyi zarara uğratmalarına. Hepinizin bildiği gibi AKP ve saray iktidarı emperyalist dünyanın plan ve isteklerine uygun olarak Rusya'yı test etmek için Rus uçağını düşürdüler. Uçağın düşmesinin hemen arkasından Recep Tayyip Erdoğan ve o zamanın Başbakanı Ahmet Davutoğlu "ben emir verdim" yarışına giriştiler. Tamam, giriştiler de Rusya'nın karşı yaptırımı ise ağır oldu. Hemen ekonomik yaptırımlara girişen Rusya Türkiye'nin ekonomisini turizmden tutun da yaş meyve ve sebze alımına kadar engel koyarak yerlerde süründürdü. Süreç içerisinde Rusya ile yeniden nasıl adımlar atılıp bağlar kurulduğunu hepimiz iyi biliyoruz. Hâlâ da yaptırımların etkisi devam etmektedir.

Şimdi; Rusya ile bozulan ilişkiler nedeniyle aklı başında ekonomistler oturup bir zarar ziyan çıkarsalar acaba zararımız ne kadardır hiç düşündük mü? Rusya ile bozulan ilişkiler yüzünden Turizm alanı da dahil dışsatım ve dışalım yapan ne kadar şirket battı biliyor muyuz? Peki, üreticilerin ne duruma düşürüldüğünden haberimiz var mı? Onurlu bir politika izlemek dışında hangi hasletlerle alışveriş yaptığımız ülkelerle bilerek ve isteyerek aramızı bozan iktidarları iyilikle anabiliriz? Bırakalım anmayı, ülkeyi bilerek ve isteyerek zarara sokmanın hiç mi bir karşılığı yoktur? Madem Rusya ile aramızın bozulması haklılığa dayanıyordu da bu iktidar niye yalvar yakar yeniden ilişkileri düzeltmek gereği duyduk?

Ülkenin ve yurttaşların bunca zararının sorumlusu olarak dümenin başında olanlar hesabını verecekler mi? Vermeyeceklerse kimin hakkıdır ülkeyi keyfi bir anlayışla yönetmek?

Almanya, Hollanda ile ilişkilerimizin de aynı ayar gitmesi kimin yararına ya da kimin zararınadır? Birileri efelenip prim toplayacak diye bunca zararın ceremesini niye ülkemiz insanı ve ülkemiz çeksin değil mi?

Bugün gelinen noktada Amerika ile de aynı şeyler oldu. Amerika birden öyle radikal adımlar attı ki ülkemizden her ne için gidecekse gitsin yurttaşlarımıza vize vermeyi durduruverdi. Sözüm ona aynı karşılığı veren iktidar ise bir başka aymazlık içinde debelenip duruyor. Recep Tayyip Erdoğan ABD'yi eleştirerek; "sizi bir büyükleçi mi yönetiyor, yönetiyorsa yazıklar olsun" diyerek verip veriştiriyor. Sözü ayrıca PKK ve PYD'ye verilen silahlara da getirerek esip yağıyor.

İyi de, bütün bunlar olurken siz ve sizin iktidarınız değil miydi ABD'nin plan ve isteklerini harfiyen yerine getirip Libya'dan Mısır'a, Tunus'tan Yemen'e, Bahreyn'den Suriye'ye kadar ülkelerin başına çorap örmek? Bugün kalkmış kendinizle Ecevit arasında bir kıyaslama yapıyor ve Ana muhalefet partisine çatıyorsunuz. Şöyle bir araştırın Ecevit'le en küçük bir benzerliğinizi bulmanız olası mıdır? ABD ile bozulan ilişkiler nedeniyle Türkiye'nin zararının 100 milyara yaklaşacağı kesindir. Söyler misiniz ülkeyi bu kadar ağır bir zarara uğratmayı göze aldığınıza göre Türkiye'nin kazancı bugün ya da yarın ne olacaktır? Ya da şöyle söyleyelim; Yarın Trumpla bir görüşme şansı yakalasanız koştura koştura gitmeyeceğinizin ve önceki ilişkileri aynısı ile devam ettirmeyeceğinizin garantisi nedir?

Biz sosyalistler ABD emperyalizmden nefret ederiz. Bazıları; baksanıza Recep Tayyip Erdoğan Amerikan karşıtı diye size direksiyon kırabilirler. Ancak ne Amerikan ne de emperyalizm karşıtlığı sizin işiniz olmadığını bildiğimiz için bu şişinmelere prim verecek değiliz.

Partiniz ve dolayısıyla siz Türkiye halkı gözünde saygınlığınızı gitgide yitirmekte olduğunuz için 2019 ya da daha erken seçimleri nasıl eder de kazanırız hesabındasınız. Bu yüzden de ülke ve ülkemiz halkının göreceği zarar sizi zerrece ilgilendirmiyor. Bugün halkın karşısına çıkıp ABD'nin PKK ve PYD'ye verdiği silahlardan ve yardımdan söz ediyorsunuz ya, bütün bunlar sizin bugüne kadar izlediğiniz yanlış politikalarınızın sonucudur.

Doğrusu şudur; önce hesap vereceksiniz sonra varsa sözünüz konuşacaksınız. Ülke palavra ile idare edilemez. Edilirse de batağa saplanmaktan kurtulamaz.

KULAĞINIZI İYİCE AÇIN VE DUYUN ARTIK!..