Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


İDLİB TAMAM DA SONRA?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

15 EKİM 2017

TSK'nın İdlib'e girmesi hiç kuşku yok ki bir anlaşmanın sonucudur. Bu anlaşma Suriye, İran ve Rusya arasında varılan ortak bir anlaşmayla gerçekleştirilmiştir. Ne var ki bu konuda kafamızı kurcalayan ve açıklığa kavuşturulması gereken sorular olduğu da bir gerçektir. Biz burada iki konu üzerinde durmayı yeğledik.

Birincisi; TSK'nın İdlib'e girişiyle bizim nezdimizde tıpkı kendileri de El Nusha gibi eli kanlı terör örgütünden farklı olmayan ve emperyalistlerin donatıp adını koyduğu ve daha sonra da Türkiye'nin kucağında kalan ÖSO'nun orada ne işi vardır? ÖSO gibi başıbozuk ve asla güvenilmesi olası olmayan katil sürüsüne TSK niye bu kadar güvenmekte ve bu ÖSO kartını kime karşı kullanmak için elinde tutmaktadır? İşin özüne bakarsanız ÖSO kartı işe yarar bir kart olmadığı halde bunlardan ne çıkar sağlanacağı umulmaktadır?

İkincisi; yine bilindiği gibi İdlib'e TSK'nın harekat düzenlemesi El Nusra gibi İslami terör örgütünün burada belini kırmak ve Akdeniz'e Kürt koridorunu önlemek amacı taşıdığı halde konu ile yazılıp çizilenler niye farklılıklar taşımaktadır? Basından ve yetkililerin açıklamalarından öğrendiğimize göre hemen herkes eline Türk bayraklarını almış Mehmetçiğin İdlib'e girişini alkışlıyormuş. İyi de o bölgeye ne zamandır yerleşmiş olan terör örgütü neredeymiş? Yoksa sır olup gökyüzüne mi çekilmişler ya da ne bileyim sessiz sedasız korumaya mı alınıyorlar?

Açıklamaları duydukça insanın aklına pek çok soru takılıyor. Madem TSK bir anlaşmanın sonucu olarak ve Kürt koridorunu önlemek için oradadır, ne demeye sanki orada kalıcıymış gibi açıklamalar yapılmakta ve Suriye'nin "çekilin" tepkisi ile karşılaşılmaktadır?

Gerçi bu konuda bilgi kirliliğini de göz ardı etmemek gerekir ancak AKP ve saray iktidarına da güvenip işlerin anlaşmalar çerçevesinde gidebileceğini düşünmekte epey saflık olur. Niye diye sorarsanız, dünkü yazımızda Recep Tayyip Erdoğan'ın günübirlik nasıl manevralar yapabileceğine de değindiğimiz için olacakların pek çoğunu da bu gerçekler ışığında ele almak gerekir. Bugün dostum denilen Putin'in yerini yarın Trump'un almayacağını kimse garanti edemez. İran'la yakınlaşmaları da bu çerçevede almak gerekir. Hem baksanıza Erdoğan ve çevresi hâlâ Esad'a Esed demeye ve Suriye'ye düşman muamelesi çekmeye devam ettiğine göre Erdoğan ve çevresinin bu konuda çok da güvenilir olduğunu düşünmek gerçekten de zordur.

Evet, ABD bölge ile ilgili politikasının sonucu Türkiye'ye ve Erdoğan'a dişlerini açıktan açığa göstermiştir. Ne var ki ABD'nin bölge ve Türkiye'ye yönelik politikası hiç de yeni bir şey değildir. Özal döneminden başlayan, Demirel döneminde süren, Recep Tayyip Erdoğan dönemiyle de tavan yapan PKK'ya sıcak bakan ve destekleyici politikaları zaman zaman açık zaman zaman üstü kapalı olarak sürdüren bir Amerika söz konusudur. Unutmayalım ki geçmişte PKK'ya silah ve lojistik destek verildiği ta Çekiç Güç zamanında TSK komutanlarınca belgelendiği de ortadadır. Bu yüzden de karanlık bazı suikastların gerçekleştirildiğini unutmamak gerekir. Eşref Bitlis, suikast kuşkusu ile konuşulan komutanlarımızdan birisidir.

Bildiğiniz gibi Ergenekon Operasyonu ile birlikte Genel Kurmay Başkanlığı'ndaki kozmik odaya girilmiş ve pek çok bilgi ve belgeye el konulmakla kalmamış, bu belgelerin birçoğu da İsrail ve ABD ile paylaşılmıştır. Öyle sanıyoruz ki ABD ve İsrail TSK ile ilgili zaten çok şeyi bilmektedir ancak kozmik odaya yapılan operasyondan sonra ise bilmedikleri bir şey varsa onu da kesinlikle öğrenmişlerdir. Bu yüzden de AKP ve saray iradesi ile ilgili bir değerlendirme yaparken bu konuları da inceden inceye masaya yatırmak ve gerçekler ışığında her konuya mercek tutmak gerekir.

AKP ve saray iktidarının bugüne kadar köşeli hiçbir politikasına tanık değiliz. Durum neyi gösteriyor ve onlara hangi hâl manevra yapabilecek fırsatı verecekse bunlar böyle davranmakta, davranırken de ülke çıkarlarından çok kendi sıkışmışlıklarını öne almaktadırlar. Yoksa Türkiye'nin Suriye ile ilgili politikası bilinmez bir gayya kuyusu değildir. Türkiye kararlıca Suriye'nin toprak bütünlüğünden yana bir tutum almadığı, bu konuda da Suriye ile düşün birliği içinde olmadığı sürece ne yapılırsa yapılsın bölgede ülkemizin başı hep ama hep ağrıyacaktır.

Bugün AKP ve saray iktidarı yüreklilik gösterip Suriye politikalarının yanlış olduğunu açıkça dile getirmediği sürece bölgede Türkiye'nin sürdürdüğü politikanın sadece ve sadece kendimize zarar vereceği de bilinen bir gerçektir.

Aslına bakarsanız, AKP ve saray iktidarının öznel ve nesnel konumu da Suriye'de üslenen İslami terör örgütlerine karşı kalıcı ve sonuç alıcı mücadeleye uygun değildir.

Değildir çünkü bunların politikalarının bir adım ötesi ya IŞİD'a ya da El Nusra'ya ya Müslüman Kardeşler'e ya da Taliban'a çıkar…