Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


DEVRİMCİ YA DA DEVRİMCİLİK

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

16 EKİM 2017

Kendinize bir kez devrimci demişseniz, bu özelliğiniz ömrünüz boyu sizin her anınızı izler. Bu yüzden de yeri geldiğinde hakkınızda hakkı olan ya da olmayan hemen herkes bir şeyler söyleme hakkını kendinde bulur. Çünkü devrimci olmaya karar verdiğiniz andan itibaren de zaten bu hakkı başkalarına doğrudan doğruya siz vermiş olursunuz. Bu konuda bir seçim hakkına da sahip değilsinizdir.

Önce hakkınızda sizinle her konuda düşün birliği taşımasalar da sizinle ilgili söze biri ya da birileri şöyle başlıyorsa bilin ki size yönelik ya eleştiriler sıralayacaktır ya da çok da önemli olmadığınızı biraz çalıyı dolanarak da olsa söylemeyi seçmiştir.

Durum bu olunca da söze önce içerde ne kadar kaldığınız ve yaşamınızın çeşitli dönemlerinde nasıl işkencelerden geçtiğinizle ilgili bir giriş yapıldıktan sonra yaşamınızın bütünü içinde gelgitlerinize gelir sıra. Yok, eğer bir dönem işkence görmüş, uzun yıllar yatıp çıkmış da devamında herhangi bir örgütlülükten uzak durup yine de geçmişinizin sizi var ettikleriyle yaşıyorsanız hakkınızda bilinen şu beylik sözler söylenip geçilir. Dik durdu, mücadele etti, onurunu korudu, dağıtmadı…

Herhangi bir örgütte yer almamışsanız eğer, o zaman size yönelik eleştirilerin dozu acımasızlıktan uzaklaşır, genel olarak iyilik sözleri sıralanıp tüketildikten sonra olumlanırsınız. Örgütlü mücadeleye inanıyor herhangi bir örgütte yer alıyorsanız durum değişmiştir. Herkes durduğu yerden size yönelik düşüncelerini rahatlıkla salvo atışlarıyla dile getirebilir. Bu durumda da anlarsınız ki örgütlü olmak kendilerine devrimci sıfatını yakıştıranların büyük bir bölümünde pek de matah bir şey değildir. Yaşamınızı yitirmişseniz bu tür yaklaşımlara bir şey söyleyemezsiniz. Artık bu görevde ister istemez sizin gibi düşünen ya da aynı örgüt çatısı altında yer alan yoldaşlarınıza düşer. İşin en kötüsü de bir görevi yerine getirmek zorunluluğu duymaktan kaynaklı yasak savma anlayışıdır ki işte o zaman gerçekten de gömülüp gitmişsiniz demektir.

Burada daha çok sözünü ettiğim kişiler bilinmelidir ki 68 kuşağında yer alanlardır. Çünkü onları birer ikişer yitirdiğimiz gibi bıraktıkları efsanevi devrimcilikleri de ister istemez herkesi daha çok konuşturmakta ve yazmaya itmektedir. Kim ya da kimler geçmişi ile ne kadar hesaplaşmıştır, bir başka deyişle özeleştiri yapmıştır elbette önemlidir ancak bazen hesaplaşmalardan ve özeleştirilerden de ders alınacak sonuçların çıkmamış olması gerçekten de üzerinde durulması gereken bir şeydir.

68 kuşağının devrimciliğinin romantikleştirilmiş ve efsaneleştirilmiş yanı her zaman benim gözümde ağır basmıştır. Bu nedenle de 68 kuşağı devrimcilerinin anlattığı öykülerin gelecek kuşaklar açısından hiç mi hiç sorun çözücü ve ön açıcı olmadığının sayısız kez tanığı olarak orada burada çok öykü dinlemiş biri olarak çok da olumlamıyorum. Bir kuşak düşünün ki hem kendisini "yenilmiş" hem de kuramsal olarak kendisini yetersiz görüyorsa üstelik de devrimci deneyimleri yığınlar arasında çok da tutmamışsa bilinmelidir ki bu öykünün sonu hazindir. Bu kuşağın ileri gelenleri için bir tek kendilerini var edecek yol kalmıştır o da geçmişte biz ne idik öyküleri anlatarak kendilerini kanıtlama gerçeğidir. Bu bize yeter mi? Elbette yetmez. Yetmez çünkü bizler haklı olarak bir zamanlar; "Gerçekçi ol, imkansızı iste" anlayışının peşinden gidenlerdik.

Bütün bunlar tamam da, nasıl olmaktadır da bunca alınması gereken dersten sonra hem 78 kuşağı hem de onun arkasından gelen kuşaklarda da bir atılım gerçekleşmemiş, aynı yerde sayılıp durulmaktadır, hatta denilebilir ki daha da gerilere düşülmüştür?

Bütün bunları söylerken 68 kuşağına yönelik eleştirilerin dozunda da ipin ucunu kaçırmamakta yarar vardır. Yarar vardır çünkü 68 kuşağı bir anlamda kararlılığı, devrimci kardeşliği, bir başka dünya özlemini ifade ettiği gibi yığınlar nezdinde de bir dalgalanma yaratabilmiştir. Dünyanın dört bir tarafında esen devrim rüzgarlarının anında ortalığı sarıyor olması ve büyük bir moral kaynağı olarak gündeme gelmesini de unutmamak gerekiyor. Dünyada yükselen devrimci mücadele 1960'lardan 1970'lerin sonuna kadar öyle bir ortam yaratmıştır ki, en beklenilmeyen ülkelerde bile kitlesel halk hareketlerine tanık olunmuştur. Oturmuş, durulmuş pek çok emperyalist başkentler bile bu gelişmelerden nasibini almış, ülkelerin sinemasından, müziğine, şiirinden öyküsüne, romanından resmine vb kadar pek çok konuda gözle görülür bir sıçrama yaşandığı bilinen bir gerçektir.

Dünden bugüne bir bütünlük içinde konuşacak olursak diyebiliriz ki bize bir örgüt gerekli. Bu örgüt elbette kuramsal olarak gerektiği kadar yetkin, yürekliliği içinde barındıran, özverili, alçakgönüllü, dürüst, güven veren özellikleri taşımalıdır ki dün; şu ya da bu nedenle ağzı yanmış olup da köylü kurnazlığı ile üçkağıda getirilmekten çekinen kimseler de kendilerini kolaylıkla örgütlü savaşımın içinde bulabilsinler.

Son yazdıklarıma bakıp da sizlere sihirli bir değnek sunduğumu da düşünmeyin.

Çünkü yine sorunlarımız olacak, yine birileri uzak durup öykü anlatarak kendilerini var etme çabasına girişecek, birileri yine sadece konuşup veryansın edecek ancak neden bir tarafımızın da eğri olduğunu görecek ve bileceğiz ki her durumda ayakta kalmayı başaran, yığınlara güven ve kurtuluş umudu veren bir örgüt adresini işçilere, gençlere, kadınlara, aydınlara, yoksul köylülere gösterebilelim değil mi?